30 Temmuz 2010 Cuma

Galatasaray-OFK Belgrad Maçının Ardından: Hayal Kırıklığı




Maçla ilgili değerlendirmelere girmeden önce maç öncesine dönmek istiyorum biraz.Öncelike sevgili kardeşim Ümit'e sonsuz kere teşekkürler.Ali Sami Yen'de maç izlemediğim tek tribün olan ''Numaralı''da maç izleme imkanını bana sağladığı için.Ali Sami Yen'in yakınlarında kafede otururken bana; ''OFK maçını yazarken maç öncesinden de bahsedersin artık'' demişti. Ben sadece ''Çemberlitaş'' diyeyim sen anlarsın sanırım neyi kastettiğimi :)

Biraz da maç diyelim.

Rijkaard maçtan sonra ''Bu skoru hazmedemiyorum'' demiş.Sonra da eklemiş'' Ancak sonucu korumayı ve bunu sonuna kadar götürmeyi takıma öğretmeliyiz.'' İşte Galatasaray'lı futbolcuların ne derece amatör olduğunu gösteren bir durum bu.Tahminen Ali Sami Yen'de oynamanın verdiği bir coşku,bir heyecan var üzerlerinde.2-0 iken bile saldırmayı amaçlıyorlar,golü düşünüyorlar.Taraftar açısından olaya baktığımız vakit,hoş bir şey bu.Ama teknik kadronun gözünden değerlendirdiğimizde,bu çok yanlış.Her ne kadar takım çok zayıf,güçsüz bir takım olsada neticede bu bir iki ayaklı maç.Galatasaray 2-0 dan sonra yine golü düşünürken,asıl düşünmesi gereken noktayı düşünemedi.O da fizik kondisyon.Takımın kondisyonu henüz 90 dakikayı domine edecek düzeye ulaşmadı.İşte oyuncular bunu düşünmüyorken,hatta taraftar bunu düşünmüyorken, Rijkaard bunu düşünmüştü.Bundan dolayı da maçtan sonra ''sonucu korumayı takıma öğretmeliyiz''demişti.Zaten 2-0 a kadar olan bölüm tam teknik kadronun istediği gibi gitmişti.İstediği gibi diyorum çünkü takımın orta sahasında dün Barış-Ayhan-Sarp oynadı. Böyle bir orta sahaya sahipken 2-0'ı yakalamak önemliydi Galatasaray için.

Galatasaray'ın dün yediği iki golde tamamen bireysel hatalardan kaynaklanıyor.İlk gölü irdeleyelim.Sabri sağ kanatta gereksiz yere topla oynayınca topu kaptırdı ve akabinde orada aynı oyuncuya faul yapıldı.Zaten teknik kapasitesi inanılmaz derecede düşük olan ve hücumu pek fazla düşünmeyen bu takımın tek bir kurtuluş yolu vardı;duran top. Ve Galatasaray'da rakibine hiç yoktan bu imkanı sağlamış oldu. Gelelim 2. gole.Hakan Balta,Servet,Mustafa Sarp,bu üç isim bir oyuncudan topu almayı başaramadılar ve o oyuncu takımına korner kazandırdı.Yine rakibe sağlanmış inanılmaz bir kolaylık bu.Dönüşü yine gol. Tabi korner esnasındaki hatalar silsilesine de değineceğim birazdan.

Bu maça kadar Galatasaray'ın kanayan yarasının orta saha olduğunu düşünüyordum.Dün gece itibariyle bu düşüncem değişti.Artık orta saha tek başına kanayan yarası değil Galatasaray'ın.Kalecide eklendi buna artık. Taraftarın gazına gelip Leo Franco'yu yollayan yönetim kaleyi Aykut ile Ufuk'a emanet edeceğiz demişti.Aykut'un zaten ne denli el bombası bir kaleci olduğunu biliyorduk,buna bir de Ufuk'un kendine bakmaması eklenince Galatasaray kalesi artık 1.derecede tehlike çanlarının çaldığı bir mevki oldu.Madem kalede Aykut ile devam edilecekti,Leo Franco'nun günahı neydi.Yediği gol ise tam bir skandal.Öyle ki ;önce kalesinden açılıyor Aykut top daha havadayken,daha sonra tereddüt edip kalesine geri dönüyor bu da ona hamle yapma fırsatını bırakmıyor ve gol geliyor.Bir kaleci eğer ki hava toplarına çıkıp çıkmamakta tereddüt ediyorsa,o kişinin iyi bir kaleci olduğunu söylemek zordur.Taraftar bu golden sonra top ayağına geldiği zaman Aykut'u ıslıkladı.Bence iyi de yaptılar,hakkaniyetli davrandılar.Eğer sen Leo Franco'yu Fenerbahçe maçında yediği hatalı golden dolayı ıslıklıyorsan,seni Şampiyon Liginden etmiş,UEFA Kupasında da elenme tehlikesi ile karşı karşıya bırakmış bir kaleciyide ıslıklamak zorundasın.Bu saatten sonra Aykut'un Galatasaray'da futbol oynadığı her dakika Galatasaray için eksidir.Yönetimin de Rijkaard'ın da dün gece yaşananları görüp,ona göre bir değerlendirme yapması lazım.

Galatasaray skor bakımından rahatken ve hücüm oyuncularının da kondisyonları henüz bitmemişken Ayhan ile Mustafa Sarp,arayıpta bulunamayan cinsten adamlar.Yan pas,geri pas yaptıkları için hem hücumu dinlendiriyorlar hem de kendileri dinleniyorlar.Ama ne zamanki iş ciddiye biniyor işte bu adamlar o zaman sırıtmaya başlıyorlar.Zaten Lorik Cana'da bu yüzden alındı.Oyunun her anında takıma yararlı olabileceği için.Ama yanına bir adam muhakkak şart.Yönetim de alacak.Alacak ama kimi alacak ? Eğer Grella gibi adamlar alınıp İstanbul'a getirilecekse hiç boşuna uğraşılmasın,olan Galatasaray'ın parasına olur.Oraya oyunun iki yönünü de aktif olarak oynayabilen ne biliyim bir Kallström,Makoun tarzı bir adamın gelmesi lazım.Aksi halde Galatasaray'ın hiç şansı olmaz.Defans'ın namusunu zaten Lucas Neill kurtarıyor.Servet Allah'a emanet.Her gelen topu önce sektiriyor ardından hamle yapıyor adam bilmiyorki defansa gelen toplar sektirilmez,ilk anda hamle yapıp uzaklaştırılır.Adam kafasında Galatasaray'ı bitirmiş bizim yöneticiler hala Servet'ten medet umuyor.

Mehmet Batdal iyi hoş çocuk ama erken yoruluyor.O yorulduğu zamanda yerine geçebilecek bir alternatif yok malesef.Her ne kadar Harry Kewell bu görevi üstlense de onunda forvet yetenekleri bir yere kadar.Yatıp kalkıp bütün sene Baros'un sakatlanmaması için dua edeceğiz sanırım.

Kısacası Galatasaray kendi elleriyle kendini ateşe attı.Dün gece tur garantilenebilecekken,işi Sırbistan'a bıraktık.Türlü türlü pislikler olacaktır orada.Adamlar geçtim Galatasaray'ı Türk görünce dayanamayıp saldırıyorlar.Orada çok çetin bir maça çıkacak Galatasaray. Allah yardımcısı olsun bizim takımın

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Young Boys-Fenerbahçe

Öncelike belirtelim,maç 21.15 te NTV de.

Basında büyük bir yanılgı var.Young Boys'u herkes çok hafife alıyor.Fenerbahçe'den kuvvetli bir takım olmadığı kesin ama bahsi geçtiği kadar da zayıf bir takım değil.Geçen sene son haftalara doğru şampiyonluğu kaybettiler onlarda Basel'e.Bu bağlamda Fenerbahçe ile bir benzerlikleri de söz konusu.Ama Young Boys Fenerbahçe'den daha hazır bir durumda şu an.Ligde 3. haftalarını oynayacaklar.Fenerbahçe içinse Galatasaray maçı büyük bir yanılgıya sebebiyet verdi.Eksiklerini göremediler.Bunda, hem maçın büyük bölümünü 10 kişi oynamış olmalarının etkisi büyük hem de Galatasaray'ı yendik her şey tamam mantığında olmaları.. Üstüne üstlük as takım seviyesinde olan Caner,Lugano,M.Topuz,Uğur.Özer ve Gökhan Gönül'de yok.

Young Boys'ta ise en büyük handikap kalede.As kalecileri Wölfi cezalı.Yerine Bürki oynayacak kalede.Ve bu,onun Young Boys formasıyla 2.resmi maçı olacak.

Önce Fenerbahçe'nin sahaya çıkması muhtemel kadrosunu yazalım buraya.

Volkan Demirel, Bekir, Bilica, İlhan, Andre Santos, Kazım, Cristian, Emre, Stoch, Alex ve Gökhan Ünal (Semih)

Fenerbahçe bu sene farklı bir oyun stiline sahip olacak.En azından şu anlık görünen o.Kanat ağırlıklı bir oyun şablonu olacak bu.Alex'i bu sene kanatlara top aktarırken göreceğiz muhtemelen.Zaten Stoch ve Dia transferlerinin de başka bir açıklaması olamaz.Bunlar gol yüzdesi düşük ama çizgiyi iyi kullanan isimler.Forvete'de bitiriciliği yüksek bir oyuncu lazım.Bu beklentiyi karşılayacak oyuncu ne Gökhan Ünal olabilir Fenerbahçe'de ne de gündemdeki Asamoah Gyan.Fenerbahçe bu özellikte oyuncu arıyorsa uzaklara gitmemeli.Takım içinde aradığı isim mevcut zaten.Semih!

Semih öyle ahım şahım bir forvet oyuncusu olmamakla birlikte,bitiriciliği yüksek olan bir forvet.Aykut Kocaman'ın ısrarla istediği Asamoh Gyan ise bitiricilikten ziyade,boğusan bir oyuncu.Ama Guiza'da gidip pres yapıyordu değil mi ? O da rakiple boğuşuyordu.Neden yollandı, gol kaçırıyor diye.Ama şimdilik burada duralım,oyuncu değerlendirmelerine sezon başlarken yapacağımız analizde gireriz.

Biz biraz daha maçın üzerinde duralım.Bugün kontraatakla daha fazla pozisyon bulacaktır Fenerbahçe.Rakip çünkü işi İstanbul'a bırakmak istemeyecektir.Eğer forvette oynayacak oyuncuları biraz yetenekliyse bugün çok farklı işlere imza atabilİr.Fenerbahçe'nin bugün oynaması muhtemel savunma oyuncuları hata yapmaya çok müsait,deneyimsiz isimler.Bilica zaten tam bir el bombası,ne zaman ne yapacağı belli değil.Andre Santos'ta defans içi liderlik vasfına sahip bir oyuncu olmadığına göre,orada sıkıntı yaşanması muhtemel.Oradaki hataların en aza indirgenmesi,bir üst tura çıkabilme anlamında önemli.

Fenerbahçe ağır basan taraf ama Young Boys'da dirençli bir takım.Çok kolay galibiyet beklememek lazım.Tur İstanbul'a kalabilir.

Haldun Üstünel Veda Ederken




3 Temmuzda yazmışım bu satırlara Haldun Üstünel'in şimdilik görevinin başında bulunduğunu ama ileride herşeyin olabileceğini... Evet dün itibariyle resmen Haldun Üstünel dönemi sona erdi Galatasaray'da.

Peki neydi Haldun Üstünel'i istifa etme noktasına gtiren olaylar ?

Şöyle başlayalım.

Türkiye'de ne işle uğraşırsan uğraş,hangi kurumda çalışıyorsan çalış,orada sivrildiğin zaman kendi ipini kendi çekmiş olursun.Haldun Üstünel'in de gitmesinin en büyük nedeni bu.Adnan Polat bunu çok iyi yapıyordu 2. başkan olduğu dönemlerde.İnanılmaz sivriydi,olaylara müdahale ederdi.Bu sayede de taraftarın en çok sevdiği yöneticilerden birisi olmuştu.Uzun süre sonra bir başkan bu kadar rağbet görmüştü Gs tribünlerinden.Ama başkan seçildikten sonra biraz geri planda kalmaya başladı başkan.O eski sert söylemleri olan,Galatasaray'ın aleyhindeki her olaya anında yanıt veren Adnan Polat gitti,başka bir Adnan Polat geldi.İşte tam da Adnan Polat'ın pasif kaldığı dönemde,Haldun Üstünel çıktı ortaya.Özellikle yaptığı transferlerle ve Galatasaray tribünlerinden yetişmiş olmasıyla çok farklı bir statüye ulaştı Galatasaray camiasında.Adnan Polat'a duyulan sevgi ve saygının fazlalığı zamanla Haldun Üstünel'e doğru kaydı.Artık Galatasaray diyince Haldun Üstünel geliyordu akla,böyle bir ortam oluşmuştu.Tabi Galatasaray'ı yöneten isimler ve camianın içerisinde aktif olarak rol alan kişiler bundan haliyle rahatsız olmuşlardı.Olmadım diyende yalan söylemiş olur.Kendi 2.başkanlığı döneminde bu kadar fazla rağbet gören Adnan Polat tabiki herşeyin farkındaydı.Önce Haldun Üstünel'in yetkileri azaltıldı,ardından da yönetim kurulundan istifası bir şekilde sağlanmış oldu.Eğer Haldun Üstünel aynı yetkilerle yöneticiliğine devam etmiş olsaydı,Aslantepe'de ''Haldun Üstünel başkan olsana'' diye tezahüratlar olacaktı.Bu da Adnan Polat'ın işine gelmezdi.Acı,ama gerçek olan bu.

Peki Haldun Üstünel'in bu bölümde hiç mi hatası yoktu ? Buna hayır diyenlerde yalan söylemiş olurlar.

Bizim ülkemizde yöneticiden beklenen tek şey var;transfer.Onu yapıyorsan büyük başkansın,büyük yöneticisin.Yapamıyorsan kötü başkan,başarısız yöneticisin.Haldun Üstünel transfer sihirbazıdır.Belki de Galatasaray,Haldun Üstünel'in getirdiği tarzda yıldızları uzun süre takıma dahil edemeyecek,bunu bilemeyiz.Bu bakımdan Haldun Üstünel,yıllar sonra gördüğüm en başarılı yöneticiydi.Transfer anlamında tabi.Ama madalyonun bir de diğer yüzü var.Yöneticilik kısmı..Transferden tamamen bağımsız olan kısım.İşte Haldun Üstünel bunu başaramadı Galatasaray'da.Zaten geçen sene kurulan kadronun başarısız olmasının da başka bir izahı olamazdı ya da ondan önceki sezon kurulan kadronun...Arda ile olan diyaloglar,Lincoln ile yaşadıkları..Bunlar Haldun Üstünel'in hanesine eksi olarak yazılan olaylar.Gözünü transfer hırsı bürümüş olan taraftarın gözünde bu belki pek bir şey ifade etmiyor ama olayların bu yönüyle ilgilenen kişiler için bu yaşananlar büyük yöneticilik zaafı.Ve eğer, sen iyi bir yönetici değilsen,yaptığın transferlerinde hiç bir anlamı kalmaz.Galatasaray'ın son iki senede kurduğu kadrolar ortada,zira aldığı sonuçlarda.Kadro kurmakla,antrenör getirmekle de bu iş bitmiyor maalesef.Galatasaray açısından konuşursak,Florya'yı iyi yönetmekte çok önemli.Eğer sen takım kaptanıyla tartışıp,takımın en önemli oyuncuna tehditkar ifadeler savuruyorsan,yöneticilik görevini iyi yapamıyorsun demektir.

İşte bunu başaramadı Haldun Üstünel Galatasaray'da.Florya'yı iyi yönetemedi.Bir de buna yaptığı transferlerle sivrilmesi eklenince,istifa kaçınılmaz oldu

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Guti Beşiktaş'ta




Çarşamba ve perşembe günü oynanacak avrupa kupası maçları ile ilgili yazı yazmaya girişmişken,Guti & Beşiktaş haberini aldım,önceliği de ona vereyim dedim.

Öncelikle belirtmek lazım ki Beşiktaş bu sene seviye atladı.Bunun başka bir tanımlaması da olamaz.Gelen adamlar ; Quaresma,Guti,Hilbert,Schuster.Konuşulan isim ise Raul! Tabi Beşiktaş'ın bu isimlerle ilgileniyor olması güzel.Yıldırım Demirören'in transferde ipleri elinden bıraktığı çok belli.Serdal Adalı gördüğüm kadarıyla futboldan fazlasıyla anlıyor.Onun gelişiyle futbolda vizyon sahibi olmaya başladı Beşiktaş.Eğer Del Bosque'yi yollamasalar,yıllar öncesinden bu kalibreye ulaşıp,daha farklı bir görünüme sahip olabilirlerdi ama bunu başaramadılar.Önemli olan hatalarından ders aldılar mı ? Bu seneye kadar bunu göremedik.Umarım bundan sonra görürüz.Zira iş, Schuster'i getirmekle bitmiyor.Arkasında durmak lazım.Özellikle sadece Schuster diyorum çünkü bir takımda teknik direktör çok önemli.Eğer takımın başındaki adam sağlamsa geriside kendiliğinden geliyor.Bu bağlamda Beşiktaş'ın Schuster üzerindeki düşünceleri çok önemli.Eğer Schuster'de Del Bosque'ye yapılanlar ile karşılaşacaksa,Beşiktaş'ın işi zor.Sabretmeyi bilmek lazım.Bu sene Beşiktaş için geçiş dönemi.Başarısızlık halinde karalar bağlanmamalı.Yeni antrenör,yeni yabancılar derken bir takım olmaya çalışacak Beşiktaş.En azından Schuster bunu isteyecek,deneyecek.Alman teknik direktörlere her zaman saygı duymuşumdur.İnanılmaz derecede disiplinli,mücadeleci takım yaratmayı severler.En azından yönettikleri kulüpler hakikaten''takım'' olur.Bunu başaramayan adamlar nadirdir.Hani adı olupta Türkiye'ye gelen yabancılar içerisinde hayal kırıklığı yaratan yok gibi.Mesela Skibbe gibide hocalar var.Almandırlar ama bunu takımlarına yansıtamazlar.Ama Schuster bunlardan biraz daha farklı.Geçen sene Galatasaray ile anlaşması an meselesiydi.Sonradan ne oldu ne bitti bilemiyorum ama Schuster'den vazgeçilip Rijkaard'a dönüldü.Schuster'in de Türkiye'ye gelişi bir sene ertelenmiş oldu böylece.

Guti transferini Schuster ile bağlayacağım.Zira Guti'nin şu an için tartışılacak pek bir yanı yok.Adam yıllardır Real Madrid'te oynuyor.İnanılmaz derecede zeki,futbolu fazlasıyla iyi bilen,inanılmaz bir futbolcu.Hala Deportivo maçında yaptığı asist aklımda.Muhteşem bir gol pasıydı.Guti için farklı bir tecrübe olacak Beşiktaş ve burada Schuster'in bulunması onun açısından inanılmaz bir şans.Eğer takımın başında disiplinli bir adam değilde,Skibbe gibi otorite yoksunu bir adam olsa derdim ki Guti bu adamı çocuk oyuncağı yapar,takıma katkısı da fazla olmaz.Ama öyle değil.Schuster ile çalışıyorsa muhakkak takıma katkı sağlayacaktır.Hatta takıma katkı sağlamakla kalmayacak,Quaresma'dan bile daha fazla saygı duyulacak bir oyuncu olacaktır.Hani hep derler ya her takıma bir Hagi lazım diye.İşte Guti öyle bir adam.Beşiktaş'ın Hagi'si olacak cinsten.Hagi ile tabiki kıyaslanamaz ,ama Beşiktaşlıları büyüleyeceği kesin.
Türkiye'de böyle oyuncuları görmek güzel.Schuster'in oyun planının ne olacağını görebilmek için,takımın tamamının belli olmasını beklememiz lazım.Ondan sonra Guti'nin hangi role soyunacağını da daha rahat söyleyebiliriz.

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Galatasaray 2 - 0 KSK Hasselt

Galatasaray Hollanda'daki kamp çalışmaları çerçevesinde yaptığı son hazırlık maçında,Belçika'dan Hasselt takımını 2-0 mağlup etti.Bundan önce oynanan hazırlık maçlarına nazaran,daha pasif bir Galatasaray vardı sahada.Tabi bunda, yapılan ağır kondisyon idmanlarının etkisi fazla.Bu sabah dahi Galatasaraylı futbolculara kondisyonerler Albert Roca ve Quadrad tarafından ağır bir idman programı uygulanmış.Bitkin ve yorgundu oyuncular bugünkü maçta.Hatta Arda önderliğinde Galatasaraylı futbolcular,kondisyonerler Albert Roca ile Quadrad'ı şaka yollu ıslatıp 14 günün hesabını sormuşlar :) Tabi bunlar işin güzel,gülümseten kısımları.

Esasen bugünkü maç ile ilgili söylenecek çok fazla bir şey yok.Dikkat çeken isimlere değinmek lazım.Başta Ahmet Kesim.Bu kamp dönemi boyunca, süre aldığı hazırlık maçlarında,istikrarlı bir grafik çizdi genç oyuncu.Performansından hüç düşme olmazken,zaman zaman artışlarda oldu.Özellikle bugünkü maçta çok beğendim kendisini.Genç yaşına rağmen sergilediği soğukkanlı oyun anlaşıyı,kendine duyduğu güven görebildiğim başlıca özellikleri.Ayrıca bazı pozisyonlarda defanstan topla çıkıp, orta sahaya kadar gelmesi,bana Lucas Neill'ı hatırlattı.Tabiki daha yolun çok başında,belki A takımda kendisine şimdilik yer bulamayacak ama gelecek için umut veren bir oyuncu.Bu sene A2 maçlarında kendisini dikkatle izleyeceğim.Ayrıca Lorik Cana'nın da bugün,oynadığı diğer 2 maçta oynadığı 45 dakikaya nazaran daha verimli olduğunu söylemek lazım,yeter mi yetmez.Daha fazla aktif olması gerekiyor orta sahada.Tabi bu da zamanla olacak bir şey.Yeni bir ülke,yeni arkadaşlar,yeni hoca...Bunlara alışmak kolay değil.Bu yüzden transferler kampa yetişsin diyorduk zaten.

Kaptanın maşallahı var.Bu seneye inanılmaz bir giriş yaptı.Maşallah diyip,dilimizi ısıralım.Aynı formu sene içerisinde de devam ettireceğini umuyorum.

Dediğim gibi bu maçla ilgili çok fazla söylenecek bir şey yok.Ama bir iki noktaya daha temas etmek lazım.Genel değerlendirmeyi ,OFK maçından önce ''kamp değerlendirmesi''adı altında yaparız.

Rijkaard'ın anlayamadığım bir huyu var.Geçen sene mecburiyetten ötürüydü ama bu sene-özellikle Baros sakatlandıktan sonra- ikinci yarının büyük çoğunluğunda forvetsiz oynatıyor takımı.Burada neyi amaçlıyor total futbolun üstadı bilemiyorum.Muhakkak bir bildiği vardır.Keşke gazeteci,muhabir arkadaşlarımız basın toplantısı esnasında bu soruyu Rijkaard'a sorsa. 2 forvetle yeni sezonda devam edilemeyeceğini cümle alem biliyor artık.Galatasaray yönetimide biliyordur muhakkak.Tabi öncelik orta saha transferi ama,alternatif bir forvetinde takıma şart olduğunu söyleyelim.Bunun dışında diğer maçlardan farklı olarak söyleyeceğimiz bir şey yok bu maçın özelinde.

Zaten yorgun,fazla istekli olmayan bir takım vardı sahada.Kampında sonuna gelinmiş artık.Anlamak zor olmuyor futbolcuları.

Galatasaray 2 - 0 KSK Hasselt

Galatasaray Hollanda'daki kamp çalışmaları çerçevesinde yaptığı son hazırlık maçında,Belçika'dan Hasselt takımını 2-0 mağlup etti.Bundan önce oynanan hazırlık maçlarına nazaran,daha pasif bir Galatasaray vardı sahada.Tabi bunda, yapılan ağır kondisyon idmanlarının etkisi fazla.Bu sabah dahi Galatasaraylı futbolculara kondisyonerler Albert Roca ve Quadrad tarafından ağır bir idman programı uygulanmış.Bitkin ve yorgundu oyuncular bugünkü maçta.Hatta Arda önderliğinde Galatasaraylı futbolcular,kondisyonerler Albert Roca ile Quadrad'ı şaka yollu ıslatıp 14 günün hesabını sormuşlar :) Tabi bunlar işin güzel,gülümseten kısımları.

Esasen bugünkü maç ile ilgili söylenecek çok fazla bir şey yok.Dikkat çeken isimlere değinmek lazım.Başta Ahmet Kesim.Bu kamp dönemi boyunca, süre aldığı hazırlık maçlarında,istikrarlı bir grafik çizdi genç oyuncu.Performansından hüç düşme olmazken,zaman zaman artışlarda oldu.Özellikle bugünkü maçta çok beğendim kendisini.Genç yaşına rağmen sergilediği soğukkanlı oyun anlaşıyı,kendine duyduğu güven görebildiğim başlıca özellikleri.Ayrıca bazı pozisyonlarda defanstan topla çıkıp, orta sahaya kadar gelmesi,bana Lucas Neill'ı hatırlattı.Tabiki daha yolun çok başında,belki A takımda kendisine şimdilik yer bulamayacak ama gelecek için umut veren bir oyuncu.Bu sene A2 maçlarında kendisini dikkatle izleyeceğim.Ayrıca Lorik Cana'nın da bugün,oynadığı diğer 2 maçta oynadığı 45 dakikaya nazaran daha verimli olduğunu söylemek lazım,yeter mi yetmez.Daha fazla aktif olması gerekiyor orta sahada.Tabi bu da zamanla olacak bir şey.Yeni bir ülke,yeni arkadaşlar,yeni hoca...Bunlara alışmak kolay değil.Bu yüzden transferler kampa yetişsin diyorduk zaten.

Kaptanın maşallahı var.Bu seneye inanılmaz bir giriş yaptı.Maşallah diyip,dilimizi ısıralım.Aynı formu sene içerisinde de devam ettireceğini umuyorum.

Dediğim gibi bu maçla ilgili çok fazla söylenecek bir şey yok.Ama bir iki noktaya daha temas etmek lazım.Genel değerlendirmeyi ,OFK maçından önce ''kamp değerlendirmesi''adı altında yaparız.

Rijkaard'ın anlayamadığım bir huyu var.Geçen sene mecburiyetten ötürüydü ama bu sene-özellikle Baros sakatlandıktan sonra- ikinci yarının büyük çoğunluğunda forvetsiz oynatıyor takımı.Burada neyi amaçlıyor total futbolun üstadı bilemiyorum.Muhakkak bir bildiği vardır.Keşke gazeteci,muhabir arkadaşlarımız basın toplantısı esnasında bu soruyu Rijkaard'a sorsa. 2 forvetle yeni sezonda devam edilemeyeceğini cümle alem biliyor artık.Galatasaray yönetimide biliyordur muhakkak.Tabi öncelik orta saha transferi ama,alternatif bir forvetinde takıma şart olduğunu söyleyelim.Bunun dışında diğer maçlardan farklı olarak söyleyeceğimiz bir şey yok bu maçın özelinde.

Zaten yorgun,fazla istekli olmayan bir takım vardı sahada.Kampında sonuna gelinmiş artık.Anlamak zor olmuyor futbolcuları.

22 Temmuz 2010 Perşembe

Almanya'da Bir Derbi:Galatasaray-Fenerbahçe (II)




17 Temmuz 1996... İşte en son bu tarihte,Galatasaray ile Fenerbahçe,resmi karşılaşmalar dışında bir müsabakada birbirleriyle oynadılar.O zamandan bu zamana tam 14 sene geçti.O gün bu gündür bu iki takım,resmi maçlar dışında hiç birbirleriyle oynamıyorlardı. Ta ki 21 Temmuz 2010'a kadar.14 yıl süren aradan sonra iki takım,Borussia Park'ta ''Dostluk Kupası''adı altında birbirleriyle karşılaştılar.

Önce hakemden başlayalım.Sanırım maçtan önce hakeme,bu maçın önemini anlatmış olacaklar ki yapılan müdahalelerden sonra kartlarına başvurmakta çekingenlik göstermedi.Stadda yakılan meşalelerden sonra,topu alıp soyunma odasına gitmesi maçı ne kadar ciddiye aldığının bir göstergesi.Şunu söyleyebilirim ki hakem dün 4X4 lük maç yönetti.Çoğu kişi maça neden ara verdiğini soruyor,ama bilmiyorlar ki o yanan meşale sonucunda bir çocuğun sırtı yandı.Deri kendini yenileyemiyor maalesef.Belki de o çocuk iyileşmek için günlerce hastanede yatacak,tonlarca para harcayacak.Türkiye'de bu olayların kat be kat daha kötülerini gördüğümüz için biz olağan bir durummuş gibi karşıladık dünkü olayı.Ama sahadaki hakem,belki de hayatı boyunca ilk ve son kez bu olaydan dolayı maçı durdurdu.Zira böyle bir olayın Almanya'da olma şansı yok denecek kadar az.Bir de Selçuğun ''bir şey yapmadım abi'' modunda takılıp gördüğü kırmızı karttan bahsedelim.Selçuk demiş ki ; sarı kart bile olmayan bir pozisyonda kırmızı kart gördüm.Şimdi biz de Selçuk'a soralım o zaman.Seni çalımlayan bir rakibini arkadan,formasını çekerek yere düşürmek sarı kart değilde nedir ? Tabi Türkiye'de hakeme karşı eller kollar çok oynadığından alışkanlık yapmış olacak ki bu sefer hakeme çelme takmaya çalıştı Selçuk.En nihayetinde karşısındaki hakem Bünyamin Gezer değil.''Kırmızı kart gösterirsem tribünler sahaya iner''diye bir korkuda taşımıyor içerisinde.Atıverdi hemen Selçuk'u.Haklıydı da.


Galatasaray
Ufuk Ceylan, Ali Turan (Dk.47 Sabri Sarıoğlu), Servet Çetin, Gökhan Zan, Serkan Kurtuluş (Dk.47 Hakan Balta), Musa Çağıran (Dk.47 Ayhan Akman), Lorik Cana (Dk.47 Barış Özbek), Mustafa Sarp (Dk.80 Cumhur Yılmaztürk), Serdar Özkan (Dk.86 Caner Öztel), Arda Turan, Mehmet Batdal (Dk.62 Emre Çolak)

Fenerbahçe
Volkan Demirel, Bekir (Dk.86 Önder), Bilica, İlhan, Santos, Kazım (Dk.63 Deivid), Cristian, Selçuk, Stoch (Dk.86 Semih), Alex (Dk.63 Caner), Gökhan Ünal (Dk.81 Gökay)

Bunlarda iki takımın maça başladığı 11 ler.
Evvela Galatasaray ile başlayalım.

İlk yarı boyunca öyle bir görüntü sergiledi ki Galatasaray;sanki takımdan Arda'yı çıkarsak, takım orta sahayı bile geçemeyecek.Allah'ı var kaptan da fevkalede bir oyun çıkardı dün.Hem ilk yarı hem ikinci yarı.Lakin orta sahada görev alan 3 isim(Sarp,Musa,Cana) toptan kaçıp bütün sorumluluğu Arda'ya ve sağ kanattaki Serdar Özkan'a yükleyince,top yapmaktan yoksun,Arda'ya endeksli bir takım çıktı ortaya.Tabi Lorik Cana'nın da daha maçın başında sarı kart görüp oyundan sinmeside bunda etkili olan diğer bir etken.Sarp ise geçen sene Mehmet Topal'ı hangi yönlerden eleştiriyorsak,bu sene o eleştirdiğimiz yönleri kendisinde toplamış.Yanındaki oyuncuya ''refakatçi''muamelesi gösteriyor ve rakibin yanında sadece gölge yapıyor. Zaten Cristian gibi yetenek bazında zayıf bir adamdan yediği çalım bunun en açık göstergesi.Geçen seneye fırtına gibi giren Mustafa Sarp'tan eser yok.Her geçen süre geriye doğru gidiyor.Bu böyle devam ederse,gelmesi muhtemel yabancı orta saha oyuncusundan sonra kesik yemesi muhtemel.İlk yarıda göze çarpan bir diğer nüans ise Mehmet Batdal'ın fizik güç anlamında ne kadar kuvvetli olduğu.Bilica olsun,İlhan olsun bu adamlarla girdiği ikili mücadelelerin çoğunu kazandı.Ayağına da çok hakim,topu iyi saklıyor,iyi servis ediyor kanatlara.Genç Serkan Kurtuluş Arda'ya biraz daha yardıma gelebilseydi ,hem Arda'yı rahatlatmış olacaktı hem de bir Fenerbahçeliyi daha yanına çekerek,rakibin ceza sahası içerisinde bir adam daha eksilmesine vesile olacaktı.Bunların hiçbiri gerçekleşmeyince,orta sahadan istenilen destek gelmeyip oyun Arda'ya endekslenince,ilk yarıda vasat bir Galatasaray ortaya çıktı.

İkinci yarıda ise durum biraz daha farklıydı.Sabri,Hakan Balta,Ayhan ve Barış'ın girmesi dengeleri Galatasaray lehine fazlasıyla çevirdi.Ayhan gibi takımın genelde el freni olan,yan pas geri pas üstadı bir adamın bile oyuna dahil oluşu Galatasaray'ın çehresini değiştirdi.Buradan da şunu anlayabiliyoruz ki Ne Lorik Cana ne de M.Sarp ilk yarı boyunca topu kullanma bazında takıma hiçbir yarar sağlamamışlar.Ayhan sadece tekniğinin verdiği avantajla orta sahada cirit attı ve oyunun üstünlüğünün Galatasaray'a geçmesini sağladı.Rijkaard bu sene Barış'ı daha farklı bir mevkide kullanıyor.Orta sahada,hem pozisyonunu kaybettiği gerekçesiyle hem de tekniğinin orta saha oynayacak düzeyde olmaması sebebiyle sağ açık gibi oynatıyor genç oyuncuyu.Tabi Ali Turan'ın maç eksikliğinin olması ve bir bek oyuncusunda bulunması gereken hücüm özelliklerine sahip olmaması sebebiyle ilk yarıda Ali Turan'dan beklenen verim alınamadı.Sabri savunma sertliğinden ziyade,hücum yönünde takıma zenginlik kazandırdı.Ayrıca Stoch'u da sindirmeyi başardı.Serdar Özkan ikinci yarı boyunca Fenerbahçe sağ kanadını duman etti,defalarca adam çalımladı,içeriye ekarte etti lakin o öldürücü darbeyi yapacak santraforun ve golcü orta sahanın eksikliği,Galatasaray'ın aradığı golü bulmasına engel oldu.İlerleyen dakikalarda da Mehmet Batdal'ın da oyundan alınışı,Galatasaray için gol atma umudunu bu maç için sona erdiren bir gelişme oluyordu.Buna rağmen maçın son dakikasında Arda,ayağına ya da kafasına(!) fırsatı değerlendirse maç berabere bitmiş olacaktı.Tabiki gönül ikinci yarısında bu kadar üstün oynadığımız bir maçı kazanmak isterdi ama olmadı.Buradan ders çıkarmak önemli.Rijkaard'ın maç sonu açıklamaları mühim.Galatasaray.org da yazmıyor ama,bir internet sitesinde orta sahaya vurgu yaparak oraya transfer yapılması gerektiğinin altını çizmiş.Lorik Cana hücum yönünde takımı sırtlayacak bir oyuncu değil.Ama savunma yönünde takıma level atlatabilecek bir topçu.Yanına oyununun iki yönünüde iyi oynayabilen bir orta saha adamı alınırsa,hem gol yollarında alternatifi bol hem de savunma anlamında daha komple bir Galatasaray izlememiz mümkün.

Biraz da Fenerbahçe'ye değinelim.

Baştan söyleyeim,Fenerbahçe'nin henüz maçın başında 10 kişi kalması onlar için büyük dezavantaj oldu.Haftaya oynayacakları Young Boys maçı öncesi kendilerini pek fazla tartamamış oldular .Ancak Selçuk'un kırmızı kartına kadar olan bölümle ilgili birşeyler söylememiz gerekirse,Fenerbahçe'nin anladığım kadarıyla bu seneki oyun planı kanat ağırlıklı olacak.Yani Alex'i takım çok sıkıştığı zaman kullanacaklar.(Tabi bu bölümde Alex sahada olacak o ayrı.Ama pasif kalacak).İssiar Dia transferinin de bu anlamda önemli bir hamle olabileceğini söylemek lazım.Ama Dia doğru isim mi orası tartışılır.Eğer medyada geçen paralar verildiyse bu adama,bundan daha iyisi muhakkak alınırdı.Benim Fenerbahçe'de dikkatimi çeken Stoch oldu.Gerek ilk yarı olsun gerek ikinci yarı olsun bir şeyler yapmaya çalışan bir iki adamdan biriydi.Özellikle ilk yarı Ali Turan'ı iyi kapattı.İleri geri oynayarak savunmasına yardıma geldi ve orada Andre Santos'a büyük kolaylık sağladı.

İkinci yarı 10 kişi olmanında verdiği dezavantajla,sinmiş bir Fenerbahçe izledik.Tamamen kendi yarı sahasına kapanmış,Stoch ileride topla buluşursa orta sahayı geçebilen, hücum oyunu anlamında fakir bir Fenerbahçe..Tabi Emre'nin orta sahaya dahil olacak olması Fenerbahçe orta sahasına ivme kazandırır.Ama Bilicalı ve İlhan'lı savunma SOS veriyor.Dün gece Baros ya da Kewell'dan biri sahada olsaydı,bugün gazetelerde defansta oynayan ikili(Özellikle Bilica)idam sehpasına konmuş olacaktı.Dediğim gibi Fenerbahçe'nin 10 kişi kalmış olması onlar hakkında fazla bir şey söylememizi engelledi.Ama skora aldanmamaları lazım kesinlikle.Galatasaray'ın hazır olmadığını da varsayarsak,Fenerbahçe'nin mevcut kadro kalitesinde de fazla değişiklik olmayacağını düşünürsek,eldeki malzemeyle maksimum verim nasıl alabilir,bunu düşünmeli Aykut Kocaman.Yoksa kendisi açısından sıkıntılı bir sezon olur

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Almanya'da bir Derbi:Galatasaray-Fenerbahçe


Tam da Süper Lig fikstrünün çekildiği bir günde,bu derbinin oynanması çok manidar oldu.Önce olaya fikstürle girelim.

Derbi tarihleri ;

5.Hafta:Fenerbahçe-Beşiktaş
9.Hafta:Fenerbahçe-Galatasaray
14.Hafta:Galatasaray-Beşiktaş

Bu da demek oluyor ki;önümüzdeki sezon Galatasaray'ın yeni stadında bir dünya derbisi oynanacak. Galatasaray ile Fenerbahçe önümüzdeki sezonun ikinci yarısında,Aslantepe'de karşılaşacaklar.İlginç bir maç olacak kuşkusuz.Yıllardır stad faktörünü kullanarak Galatasaray üzerinde inanılmaz bir baskı kuruyordu Fenerbahçe, şimdi bu denge değişecek.Her ne kadar Ali Sami Yen'in ambiyansi,Şükrü Saraçoğlundan daha iyi olsa da (bunu ben değil yapılan araştırma sonuçları söylüyor) günümüze geldiğimiz zaman Ali Sami Yen'de istenilen baskının kurulamadığını görüyoruz.Galatasaray, yıllardır avrupa kupası maçlarını iç sahada aldığı kötü sonuçlarla kaybediyor.Çünkü Ali Sami Yen'de rakibini boğamıyor.Olayın bu boyutunu da düşünürsek Aslantepe'ye geçiş inanılmaz önemli Galatasaray için.Tabi olayın bir de mali boyutu var.Eğer Galatasaray önümüzdeki sezonun tamamını Aslantepe'de oynayabilseydi,kasasına tam tamına 50 milyon euro koyacaktı.Şu an için bu rakam 25 milyon euro! Yıllardır stadından dolayı finansal anlamda büyük sorun yaşayan Galatasaray için büyük bir meblağ bu.Tabi bunun içinde konuşmak için henüz erken.Ama zaman yaklaşıyor.İnanılmaz bir stada sahip olacak Galatasaray süre dolduğu zaman.

Bugüne dönelim birazda

Alex De Souza diyor ki''Fenerbahçe ile Galatasaray arasında benim bildiğim bir dostluk yok.Neden dostluk maçı yaparlar anlamış değilim''.

İnanılmaz doğru bir cümle bu.Cevabı da belli.Bu maçın ardından iki takımın kasasına da hatrı sayılır bir meblağ girecek.Bu birinci etken.Diğeri ise şu ; Yıllardır Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin ismini iyi pazarlayamadığımız konuşulmakta.Bu anlamda bu maçın Almanya'da düzenlenmesi ve her sene başında bu hazırlık maçının oynanacak olması bu bağlamda yapılmış bir hamle olarak yorumlanabilir.

Tabi şunuda söylemek lazım.Kulüpler arasında dostluk olmaz.Taraftarlar arasında olur.Kaldı ki Galatasaray ile Fenerbahçe seyircilerinin de dost olması mümkün değil.Tabi özele girilmeden konuşuyorum bunu.Benim yakın diye tabir edebileceğim arkadaşlarımın arasında Fenerbahçelilerde var.Ama onunla bunu karıştırmamak gerekiyor işte.

Maçın detaylarına girecek olursak ; Fenerbahçe'nin Galatasaray'a karşı oynanan resmi maçlarda bir üstünlüğü var.Tabi resmi maçlarda bu üstünlük.Özel maçlarda ise Galatasaray'ın Fenerbahçe karşısında 1 galibiyet üstünlüğü var.Bu arada yurtdışındaki maçlara dair de bir bilgi buldum.


Yurtdisindaki maclar
1. 03.08.1980 - Vatan Kupası - FB 3:2 GS - Offenbach
2. 04.08.1990 - Özel maç - FB 0:2 GS - Köln
3. 17.07.1996 - Gurbet Kupası - FB 0:0 GS - Frankfurt
Tablodan da anlaşılacağı üzere,tam 14 yıl sonra bir özel maçta bu iki takım birbiriyle karşılaşacak.Tabi kadrolar hakkında yorum yapmak biraz zor.Fenerbahçe'nin önümüzdeki hafta Şampiyonlar Ligi ön eleme maçı olduğunu da düşünürsek,sahaya tam kadro çıkması muhtemel.Galatasaray'da ise Frank Rijkaard'ın prensiplerinden taviz vermeyen bir yapısı var.Bu sene oynanan bütün hazırlık maçlarında,ilk yarı farklı,ikinci yarı farklı kadro sahaya sürdürdü Hollandalı.Oynayan oyuncular takım oyununa uyum sağalamış,basan,pres yapan bir görüntü sergilediler bize.Fenerbahçe'nin ise maçlarını izleme fırsatı bulamadım ne yazık ki.Ama izleyenler bir golcü sıkıntısı çektiğini söylüyorlar Fenerbahçe'nin.Tabi Köln maçının sonucu,ağır bir sonuç Fenerbahçe için.Her ne kadar ondan sonra oynanan maçta net bir skor alınsada,Köln maçı kolay unutulmaz hele ki bu akşam Galatasaray kazanırsa.Ama benim kişisel görüşüm bu akşam iki takımında birbirini üzmeyeceği.Berabere bitmesini yüksek ihtimal olarak görüyorum bu maçın.Tabi en büyük farklılık,bu maçın ,diğer hazırlık maçlarına nazaran Borussia Monchengladbah'ın sahasında oynanacak olması. Saha bile diyemeyeceğimiz yerlerde oynanak hazırlık maçları artık kabak tadı verir hale gelmişti.Maçın ,böyle güzel bir stadda oynanacak olması da,akşam oynanacak olan futbola olumlu bir etki yapacaktır kuşkusuz.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Juan Pablo Pino Galatasaray'da




Artık içimizden birisi olmuştu zaten Pino.Ha geldi,ha gelecek derken tam da ondokuz sıfıryedi de resmen açıklandı.Keita'dan daha fazla sistem oyuncusu ama Keita'dan daha güçsüz.Yaşı gereği gelecek adına yapılmış bir transfer olduğu aşikar.Maliyeti hakkında kesin bir bilgiye sahip olmadığımız için birşey söyleyemeyiz.

Galatasaray.org' dan alıntı yaparak,şimdilik Pino defterini kapatalım.Galatasaray camiasına hayırlı olur umarım

''Juan Pablo Pino; kanatlar, on numara ve ileri uç olmak üzere hücumun her bölgesinde forma giyebiliyor. Müthiş sürati, pas futboluna yatkınlığı, yüksek oyun zekâsı ve üstün tekniği, çalım yeteneğiyle dikkat çekiyor''.

Kewell Yeniden Galatasaray'da





Galatasaray taraftarına, kim olduğunu bilmedikleri ama her gece sabahlara kadar gelmesini bekledikleri transferin gerçekleşmesini mi yoksa Harry Kewell'ın yeniden takıma katılmasını mı isterseniz diye soru sorulsa,büyük çoğunluk Harry Kewell diye cevap verirdi herhalde.İnanılmaz bir sevgi besliyor Galatasaray taraftarı Avustralyalıya karşı.Bu öyle bir sevgi ki, Kewell'ın saha içi performansından bağımsız.Öyleki Avustralyalı,geçen sene 20 maç bile oynamadı Galatasaray formasıyla.Ama lider yapısı,profesyonelliği ve beyefendi kişiliğiyle,ağırlık Galatasaray taraftarında olmak üzere,taraflı tarafsız herkesin sempati duyduğu bir futbolcu Harry Kewell.

Kewell ile ilgili spekülasyonlar geçen sezonun ortalarına doğru başladı.Gitti gidecek derken Kewell olayı taraftarda öyle bir hal aldıki ,artık kime sorsanız Kewell'ın bu sene Galatasaray'da son senesi diye cevap alıyordunuz.Bir de bunlara, sezon sonu Haldun Üstünel'in Kewell ile yola devam etmeyi düşünmüyoruz açıklaması yapması eklenince umutlar artık iyiden iyiye azalmıştı.Lakin taraftarın karamsarlıktan kurtulup,umuda doğru yönelmesini sağlayacak bir açıklama yaptı Galatasaray Başkanı Adnan Polat. Kewell ile ipler henüz kopmadı,devam edip etmeyeceğimize Dünya Kupasındaki performansına göre karar vereceğiz diyordu Polat.Tabiki bütün taraftarlar artık Avustralya'nın maçlarını,Galatasaray'ın maçlarını bekler gibi heyecanla bekliyor ve varsa yoksa Harry Kewell'ın performası üzerinde duruyorlardı.Ancak burada da beklenti gerçekleşmeyecekti ve Kewell Dünya Kupasında istediği süreyi alamayacaktı.Artık taraftarda bir damla dahi umut ışığı kalmamış,gelecek sene Kewell'ın hangi takıma gideceği konusunda tartışmalar bile başlamıştı.Ta ki düne kadar.Galatasaray, resmi sitesinden öyle bir açıklama yapıyordu ki dün gece;Sarı-Kırmızı renklere gönül vermiş herkes bayram yaşıyordu bu açıklamadan sonra.Evet Harry Kewell Galatasaray'da kalmıştı.Rüya gibiydi.Pino,Kallström,Makoun beklenirken Kewell gelmişti.Kewell'ın ne oynayacağından bağımsız,herkes takımda kalmasının bile büyük bir olay olduğu konusunda birleşiyordu.

Tabi bazı etkenleride atlamamak lazım.Eğer ki Roy Hodgson,Fulham'da kalıp Liverpool'un teknik direktörü olmasaydı,muhtemelen seneye Kewell'ı Spormax ekranlarında izliyor olacaktık.Bu anlamda İskoç hocanın kariyerinde yaptığı değişiklik ,Kewell ile Galatasaray'ın yollarının tekrar kesişmesine vesile oldu.Kewell ile nasıl bir sözleşme yapıldı ? Merak edilen konu bu.Benim duyduğum 500.000 euro nakit sonrası ise maç başı.Eğer böyleyse güzel bir anlaşma olmuş olur her iki taraf açısındanda.Olaya duygusal değil de objektif baktığımız zaman,Kewell'ın önümüzdeki sene sakatlığının nüksedip oynamama ihtimali var.Bu büyük bir riskti Galatasaray için, Kewell'ın geçen sene aldığı parayıda düşünürsek.Hem 6 artı 2 artı 2 zamazingosunun çıkması hem de Kewell'ın maç başı ücrete ''evet'' demesi bu ikiliyi birleştiren diğer bir etken.İlk geldiği sene 8 gol atmıştı Kewell.Geçen sene sakatlanana kadar ,lk geldiği seneki gol rekorunu geçmişti bile 9 golle.Bu sene sergileyeceği performansa göre bu istatistiği olumlu anlamda değiştirme şansı yüksek.Sakatlık yaşamadığı sürece bu istatistiği gerçekten katlayabilir Avustralyalı.

18 Temmuz 2010 Pazar

Pas Maçının Ardından:Saldıran Galatasaray



Maçı izlediğim yerde maç başlamadan önce konuşulan konu;Kewell'ın takımda kalma olayıydı.Her zaman söylüyorum resmi sitede açıklanmadan inanmam diye.Yine aynı düşüncedeyim,resmi site açıklasın enine boyuna konuşuruz bu konuyu.Biz maça dönelim.

Önce Galatasaray.org dan ilk yarı ve ikinci yarıda oynayan 11 leri kopyalayalım.


Galatasaray (1. Devre)
Ufuk Ceylan, Sabri Sarıoğlu, Gökhan Zan, Hakan Kadir Balta, Çetin Güngör, Musa Çağıran, Mustafa Sarp, Lorik Cana, Arda Turan, Serdar Özkan, Anıl Dilaver

Galatasaray (2. Devre)
Ufuk Ceylan, Ali Turan, Servet Çetin, Ahmet Kesim, Fatih Serkan Kurtuluş, Ayhan Akman, Aydın Yılmaz (Dk.80 Caner Öztel), Emre Çolak, Barış Özbek, Cumhur Yılmaztürk, Mehmet Batdal

Genel bir değerlendirme yapmadan önce şunu söylemem lazım.Galatasaray'ın orta sahasında el freni olan 2 oyuncu vardı.Biri Ayhan diğeri de Mustafa Sarp.Ayhan bu maçta el freni olmaktan uzaktı.Memnuniyet vericiydi.Mustafa Sarp ise beni yine kahretti.Takımda sırıtan tek adamdı desem,yanlış konuşmuş olmam.Rijkaard'ta muhtemelen bunu görüyordur ve aklında muhakkak bir düşünce vardır Mustafa Sarp ile ilgili.Biz şimdi Galatasaray'a geniş bir pencereden bakalım.

Galatasaray'da geçen seneden farklı olarak söyleyebileceğimiz en önemli özellik(ki bunu geçen maçtaki yazımda da yazdım) hücum pres oynaması.Arda;takım ataktayken sol kanatta hücuma destek veriyor,rakip takım atak geliştiriyorken savunmaya yardıma geliyor.Aynısı Serdar Özkan içinde geçerli.Kanatta oynayan bu iki adam makine gibi ileri geri yapıyorlar ve topu kaptıkları zamanda serseri top oynamıyor kontrollü oyunu tercih ediyorlar.Lorik Cana'nın orta sahaya sertlik getireceğini söylüyorduk.O da bizi doğrularcasına,sert oyununu sahaya yansıttı oynadığı iki maçtada.Her ne kadar tam olarak hazır olmasada, orta sahaya kazandırdığı sertlik bile takıma olumlu yansıyor.Mustafa Sarp dışında ilk yarıda oynayan oyunculardan takımı yavaşlatan oyuncu yok,aksine takım hızlı oynuyor.Bunları yaparkende pas hatası yapmamaya çalışıyorlar elbette.Zaten maçı izlerken,kenardan sık sık ''top bizde kalsın'' uyarısı geldi futbolculara.Anıl Dilaver'in, Mehmet Batdal ile Baros'a oranla bitiricilik yönünden zayıf olması sebebiyle ,ilk yarıda fazla gol bulamadı Galatasaray.İkinci yarıda Mehmet Batdal'ın oyuna girmesiyle Galatasaray gol yollarında daah etkili hale geldi.İnanılmaz bir fiziğe sahip Mehmet Batdal.Kim bulup getirdiyse Allah razı olsun.Jo ya benzetiyorum kendisini stil olarak.Top tutuyor,saklıyor,servis yapıyor ve gol atıyor.Daha ne olsun! Baros'a çok iyi alternatif olabilir sezon içerisinde.Ama bir forvet daha almak mantıklı bir iş olur.2 forvetle sezona girmek büyük risk çünkü.Ayrıca Rijkaard bu sene Barış Özbek'i daha farklı değerlendiriyor.Sağ açık gibi oynatıyor Barış'ı. Doğrusunu söylemek gerekirse orada daha verimli oynuyor Barış.Zaten teknik yönden kapasitesi yüksek olan bir oyuncu değil.Orta sahada oynaması bu anlamda zararlı oluyordu takım için.Şöyle bir 2007-2008 senesıne dönersek,Kalli'nin Barış'ı nasıl kullandığını ve nasıl verim aldığını görürüz.

Galatasaray'ın Kalli zamanında oynadığı futbolun tadı bir başkaydı.Kalli takıma hücum pres yaptırdığı için ve Galatasaray'ı hakikaten bir ''takım'' haline getirdiği için,oyuncu isimlerini pek bir önemi yoktu.Takımda o sene kim oynasa maksimum verim veriyor ve izleyenler tarafından alkış alıyordu.Rijkaard'ta Galatasaray'daki eksikliğin ne olduğunu iyi analiz etmiş ve önlemlerini sene başında almış.Rakip kim olursa olsun hem teknik heyet hem de futbolcular büyük bir ciddiyet içerisindeler.Umarım bu ciddiyeti çarşamba günkü Fenerbahçe maçındada görebiliriz.Oynanan 3 hazırlık maçından da çıkarabileceğimiz ortak sonuç;Galatasaray'ın takım olma yolunda hızla ilerlediği.Ve Galatasaray bunu yaparken yabancı oyunculara pek fazla ihtiyaç duymuyor,aksine bunu yerli oyuncularla yapıyor.Zaten bu bir gelenektir.Yerli oyuncularının kalitesi iyi olmalı ki takımın başarılı olsun.Galatasaray'ın bu sene yapmış olduğu 5 yerli transferde bu anlamda çok önemli.İçlerinde Serdar Özkan'a taraftar biraz burun kıvırıyordu lakin o da takım oyununun bir parçası olabilmek için vargücüyle çalışıyor.Ayrıca Ali Turan'ın bu sene Lorik Cana ile birlikte taraftarı mücadele anlamında fazlasıyla tatmin edeceği aşikar.Zaten Galatasaray takım olmayı başarabilirse,takımın her elemanı alkışı fazlasıyla alacaktır.

Eğer Galatasaray,Fenerbahçe'ye karşıda aynı oyun anlayışını sürdürebilirse,taraftarın Antalyaspor maçında istediği ''Seneye hep birlikte,Galatasaray Ruhuyla'' anlayışını benimsediğini göstermiş olacaktır.Bu da bizi,ilerisi için fazlasıyla ümitvar olmaya sevkediyor.

Leo Franco'nun Gidişi



Bazen düşünüyorum acaba Galatasaray taraftarı bu adama gereğinden fazla mı tepki gösterdi diye.Leo Franco'yu sırf eleştirmek için eleştiren,bu sayede şirin gözükeceğini düşünen bir çok insan var.Bunların çoğuda blog yazarı diye kendisini tanıtan insanlar.Bunları,objektif olacağım diye, Galatasaraylı olmasına rağmen Fenerbahçe yalakalığı yapan insanlara benzetiyorum.Konuyla ilgili görüşünüz ne ise onu yazın.Kendi doğrularınızı paylaşın insanlarla,onları savunun.

Şöyle bir hafızamı yokladım,Leo Franco'yu, şu golde hatalı diye eleştirebileceğim maç sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.Yani bu adamı hatalı gol yediğinden dolayı kimse eleştiremez.Galatasaraylılar da Fenerbahçe maçında yediği golü emsal gösteriyor.Bu örneği verenlerin çoğuda Mondragon hastası insanlar.Ama biraz hafızalarını yoklasalar,Galatasaray aşkı ile yanıp tutuştuğunu sandıkları Mondragon'un,Fenerbahçe ile oynanan hemen her maçta hatalı gol yediğini görecekler.Peki bu insanlar o dönemde gidip Mondragon'u ıslıkladılar mı ? Hayır.Bir Akçaabat maçı vardı ıslıklandığı.Benim de yer aldığım kapalı tribün protesto çekmiştik Mondragon'a.Zira o sene kalecilik yapmaktan çok herşeyi yapıyordu.Ağlaması falan bunlar güzel şeyler ama beni bağlamıyor.Ben Galatasaray'ı severim kişileri değil.

Leo Franco'dan devam edelim.Çok soğukkanlı aynı zamanda profesyonel kaleci.Ekstra işler yapmıyor en büyük dezavantajı bu.İyi oynadığı tek maç,Vicente Calderon'daki Atletico Madrid maçı.Yeter mi? Yetmez.Bu yönden eleştirebiliriz Leo Franco'yu.Ortalama üstü bir kaleci portresi çizdi Leo.Eğer yabancı hakkını kalecide kullanıyorsan,Taffarel gibi adamı bulup getireceksin.Yoksa yerlilerle devam etmek en mantıklısı.Tabi yerli dediysek bu isimde Aykut olmayacak!Eğer Ufuk kendine baksa, Türkiye'nin en iyi 3 kalecisi içine girer ama barlardan çıkamıyormuş kendisi.Bana gelen bilgiler bu yönde.Rijkaard'ın da bu durumdan şikayetçi olduğu biliniyor.Yabancı kaleci transferi bu anlamda sürpriz olmaz benim açımdan.

Çoğu yerde söyleniyordu Leo Franco'nun takımdan gideceği.Ama benim için yetkili merci Galatasaray.org.Eğer orada yazmıyorsa,transfer haberlerini doğru kabul etmem.Orada açıklanmadan da olaylar hakkında yorum yapmam.Leo'nun yeni takımı Zaragoza gözüküyor.Gider paşalar gibide oynar orada.Hatalı golde yer ama bizim Türkiye'deki gibi medyanın gazına gelip,taraftar protestosu yemez. Yıllardır yedekte duran Aykut'a kapalı kutunun kralı olan Ufuk'a güvenen bir taraftara sahip Galatasaray.Taraftarın, medyanın gazına gelmeden,kendi doğrularına göre davranması gerekiyor.Yoksa kaleci dayanmaz Galatasaray'a.Eğer bu durum devam ederse,her Fenerbahçe maçından sonra kaleci değiştirmek durumunda kalırız,benden söylemesi

16 Temmuz 2010 Cuma

Homberg Maçının Ardından:Tünelin Ucundaki Işık





Benim için bu tarz hazırlık maçları önemli.Galatasaray'ı gerçekten seven,benimseyen kişiler,bu maçları izleyen kişilerdir.Tabi buna, özel durumlarından dolayı bu karşılaşmaları seyredemeyenleri dahil etmiyorum.Ama işi olmadığı halde, gidip sahilde arkadaşlarıyla takılan ya da halı saha maçlarına giden kişiler,Galatasaray'a yeterince ilgi göstermiyorlar demektir.Ligdeki derbileri zaten herkes izliyor,veya lig maçlarını...Ama bu tarz maçları,hem de temmuz sıcağında izlemek meseledir.Buna herkes katlanamaz.Bu yüzden önemlidir işte bu maçlar benim için.Ve bu maçları izleyen kişilere de saygım büyüktür.Çünkü ben karşımdakine Fenerbahçe,Beşiktaş,Trabzonla oynanan maçları değil,bu maçları sorarım.

Yine böyle bir temmuz sıcağında düştük yollara.Evimizden 20 dakika uzaklıktaki Galatasaraylılar derneğine gidip,oradaki yerimizi aldık. İlk yarı Galatasaray ;


Aykut
Ali Turan Gökhan Zan Servet Serkan Kurtuluş

Lorik Cana

Cumhur(Musa) Serdar Ö.

Caner Öztel Arda

Mehmet Batdal

Bu 11 ile sahadaydı.

Galatasaray'da bu sene gözle görülen en büyük değişiklik,takımın ileride inanılmaz bir şekilde pres yapıyor olması.Özellikle Orta Sahada Mustafa Sarp ve Ayhan yokken Galatasaray hem hücüm pres anlamında hem de rakibi kilitleme anlamında daha başarılı.Ancak bu orta sahaya ne zaman Ayhan ve Mustafa Sarp giriyor,Galatasaray'ın hızı yavaşlıyor,rakibin ceza sahasındaki etkinliği artıyor.Bu bağlamda Mustafa ve Ayhan'lı ikinci yarı inanılmaz sıkıcı geçti(Kleve maçında da ilk yarı).Mustafa Sarp'ın ilk geldiği zamanki etkinliği yok.Tamamen kendisini geri oynamaya endekslemiş ve bunu, takım hücüma çıkacağı sırada yapıyor.Ama bunları 2.yarıdaki Galatasaray'da değerlendirelim.Peki ilk yarıda oynayan Galatasaray nasıldı?Bunun cevabı basit.Bu yarıda seyrettiğimiz Galatasaray'ın en büyük artısı,rakibi ceza sahasına fazla yaklaştırmaması ve hücüm presi başarılı bir şekilde uygulaması.Bundaki en büyük etkende,orta sahanın kırılgan değil sert bir yapıya sahip olması.Mesela gölge pres yok,rakibi ısırma var veya takım atağa kalkarken geri pas oynama yok ileriyi düşünme var.Bunlar iki maçtada göze çarpan ortak noktalar.Musa'yı geçen maç kaçak dövüşmekle tenkit etmiştim.Bu maçta geçen maça nazaran pek bir değişiklik yok.Sadece serbest atışları çok iyi kullandı genç oyuncu.Uzun süredir bu kadar iyi serbest atış kullanan bir oyuncu görmemiştim Galatasaray'da.Rijkaard'ta bunu idmanda görmüş olacak ki,duran topları Musa'ya kullandırdı.Ali Turan'a da değinmeden geçemeyeceğim.Savunmaya sertlik getirdi,aynı zamanda hücumada.Teknik açıdan üst düzey bir oyuncu olmamasına rağmen hücumda rakiple boğuşmayı seviyor ve kısıtlı olan hücüm özelliklerini sonuna kadar zorluyor.Bu en büyük artısı.O mevkide Sabri ile aralarında inanılmaz bir rekabet olacak.Bunu şimdiden söyleyebiliriz.Geçen maçta göze çarpan bir diğer oyuncu olan Caner'de,bu maçta bir yeteneğini daha gözler önüne serdi.Hız...İnanılmaz bir hıza sahip Caner Öztel.Özellikle birden hızlanması gerçekten takdire şayan.Adam eksiltmeleri de iyi gibi görünüyor.Tabi biraz daha geliştirmesi gerekiyor kendisini.İleride sol kanatta kendisinden fazlasıyla yararlanabilir Galatasaray.
Kaptan Arda ile ilgilide Birkaç söz söylemek lazım sanırım.Kendisi inanılmaz bir özveriyle oynuyor.Taraftar ile arasındaki buzlarda erimiş gibi.Bu da futboluna olumlu yansıyor.Kalli'nin ikinci döneminde takım için oynayan ve bizi asıl o zaman kendisine hayran bırakan Arda'yı sahaya yansıtıyor.Bu da bizi mutlu ediyor.Arda gibi bir değeri yeniden kazanmak Galatasaray için büyük şans.
Mehmet Batdal için Hakan Şükür diyorlar.Bence alakası yok.Mehmet Batdal daha çok Jo tarzında bir oyuncu.Ayaklarına çok hakim,fizikli ve hava toplarında mükemmel.Eğer sakatlanmasaydı daha fazla gol atabilirdi ama Rijkaard onu riske etmek istemeyip,yerine Anıl Dilaver'i aldı 43 te.Kısaca ilk yarıdaki Galatasaray gelecek adına umut vericiydi. Bir de ikinci yarıdaki Galatasaray'a göz atalım ;



Aykut

Sabri Ahmet Kesim Hakan Balta Çetin Güngör

Mustafa Sarp

Ayhan Musa(Emre Çolak)


Barış Aydın

Anıl Dilaver

Bu 11 sahadaydı ikinci yarıda.İkinci yarı Galatasaray için kritik.Asıl bu yarıyı dikkatli incelemek lazım.2.yarıda;ilk yarıdaki sertliğini kaybetmiş, kırılgan bir Galatasaray vardı hatta öyleki rakip bir iki kez tehlikeli olmasa bile Galatasaray ceza sahasına elini kolunu sallaya sallaya girdi.Bundaki en büyük nedende,orta sahada görev alan Mustafa Sarp ile Ayhan'ın kırılgan oyun yapıları.Orta saha mücadelelerinde yanlarındaki rakip futbolcuya refakatçi muamelesi yapıyorlar ve çok rahat geçit veriyorlar.Daha sonrada defansın kucağına bomba bırakıyorlar.Esasen Galatasaray'ın geçen seneki en büyük sorunuda buydu.Kırılgan orta saha..Geçen senede Galatasaray'ın orta sahası bu isimlerden oluşuyordu(Musa'nın yerine Barış oraya kayıyordu).Bu yüzdende Galatasaray çok eleştiriliyordu.Defansının çok açık verdiği, Rijkaard'ın buna önlem alması gerektiği artık sokaktaki çocuğun bile ağzındaydı.Ama eleştiriler yanlış noktaya yapılıyordu.Herkes sorunun defansta olduğunu düşünüyordu ama sorun orta sahadaydı.Bunu gündeme getiren çok fazla olmadı.Hatta bu vesile ile defansa Lucas Neill takviyesi de yapıldı.(Güzel oldu o ayrı).Ama teşhis yanlıştı.Galatasaray bu sene bu yanlıştan dönerek,orta sahaya sertlikten taviz vermeyen Lorik Cana'yı aldı.Şu an için bu pek anlam ifade etmesede,lig başladıktan sonra bu hamlenin ne kadar doğru olduğunu hep beraber göreceğiz.Herşey bu kadar ortadayken, Mustafa Sarp ile Ayhan'ın kırılgan oyun yapılarını sürdürmeleri de ayrı bir olay.Özellikle Mustafa da gözle görülür biz düşüş söz konusu.Galatasaray'ın fırtına gibi olduğu geçen senenin ilk altı haftasında Mustafa Sarp'ta fırtına gibiydi.Çünkü kilit adam o ve M.Topal'dı.Bunların ikisi birden kötü oluncaya dek Galatasaray'da iyiydi ama ne zamanki orta göbekte yer alan ikili vasatın altında oynamaya başladı,Galatasaray içinde kabus dolu günler ardı sıra geldi.Bu bağlamda,bu seneye dair analizlerin doğru şekilde yapıldığını söylemeliyiz.Galatasaray eksiklerini iyi tesbit etmiş.Takıma katılacak transferlerden sonra daha da netleşecek resim ama göründüğü kadarıyla Galatasaray önümüzdeki sezon için taraftarına umut veriyor.

15 Temmuz 2010 Perşembe

FC Kleve Maçının Ardından:Yeni Galatasaraylılar



''Kazanmak iyidir,alışkanlık yapar'' diyor Karl Heinz Feldkamp.Hani medyada ve forumlarda tartışılıyor ya neden küçük takımlarla hazırlık maçı yapılıyor diye.Ona da bir cevap niteliği taşır bu cümle.Bu küçük takımlarla hazırlık maçı yapma mevzusu ayrı bir konu,burada yazmayalım şimdi.
Galatasaray'ın ilk hazırlık maçına değinelim.Geçen senede ilk hazırlık maçını Kleve ile yapmıştı Galatasaray.2-2 bitmişti o günkü maç.Bu sefer ki biraz daha farklı oldu.Rahat kazandı Galatasaray maçı.Çünkü bu sefer çok fazla genç oyuncu yoktu.Karma bir takım vardı sahada.Ilk yarıdaki takım hakkında çok fazla bir şey söylemeye gerek yok.O takımı merak edenler, Galatasaray'ın geçen sene, sezonun ikinci yarısında oynadığı maçları izlesinler,fikir sahibi olurlar.Biz ikinci yarıyı değerlendirelim.



Ali Turan-------Ahmet Kesim------Servet------Serkan. K

-------------------------Cana
--------------Emre. Ç----------Ayhan. A
Serdar Ö.-----------------------------------Caner Öztel

-----------------------Mehmet. B

Böyle bir 11 le sahadaydı Galatasaray.En dikkat çeken isim Mehmet Batdal'dı hiç kuşkusuz.Rijkaard'ın sevdiği,gezgin,top almak için kanatlara yakın oynayan,top tutan bir forvet oyuncusu yapısına sahip genç oyuncu.5 kereye yakında pozisyona girdi maç içerisinde.Zamanla daha iyi olacaktır.Biraz da Serdar Özkan'dan bahsedelim.Hani şu Bjk taraftarının her türlü hakareti yaptığı,Arda'nın çalım atmayı öğrendiği genç çocuk.Maçta görünen o ki bencilliği bırakacak Serdar.Bunu hem attırdığı golde hem de oyun içerisinde hareketlerinden anlayabiliriz.Çoğu kez Ali Turan'a yardıma giderken gördük Serdar'ı.Bu önemli bir şey.Kanat adamlarının yardıma gelmesi gerekli bizim takımda.En azından şimdilik.Serdar bunu fazlasıyla yaptı.Bu sekilde oynamaya devam etmesi onu,genç oyuncu statüsünden yıldız oyuncu statüsüne taşıyacaktır.Tabi zaman verip,sabretmek lazım.

Bir diğer yeni transfere gelelim.Kayserispor'un eski kaptanı Ali Turan'a.Ali Turan'ın sağ bekte de değerlendirilebileceğini düşünüyordum ben stoperden ziyade.Nitekim Rijkaard daha ilk maçta,Ali Turan hakkındaki mevki tercihini sağ bekten yana kullandı.Ali Turan sağ bekte oynayacak yeteneklere sahip.Bir kere sert ve bencil oynamıyor.Bunu gözlemledik Kleve maçında.Sabri'ye oranla boydan bir avantaj sağlıyor.Aynı zamanda sert..Orada Sabri ile rotasyona girecektir.Aynı zamanda stoperde oynayabildiğinden ,stoper mevkisinde de(şu an için servet ve gökhan zan)bir forma rekabetine girecektir. Lorik Cana ile ilgili birşeyler söylemek için erken.Ama kondisyonu henüz yeterli değil,çalışması gerekiyor.

Beni etkileyen bir diğer isim Emre Çolak oldu.Rijkaard'ın ona verdiği çalışma programını iyi uygulamış,zira kendisini güçlü ve hızlı gördüm maç içerisinde.Bu senenin sürpriz ismi olmaya aday.Rijkaard'ta ona çok güveniyor ve ondaki potansiyelin farkında.Emre'nin Rijkaard'tan olabildiğince yararlanması lazım.Onun için büyük şans.Aynı zamanda takım içerisinde de birikimlerinden yararlanabileceği birçok oyuncu var.Emre aklını kullanıp,sahip olduğu potansiyelinde farkına vararak büyük işler yapabilir ileride.

Farkettim ki değinmediğim iki isim kalmış.Birisi Musa Çağıran,diğeri ise Emirhan.Musa'dan başlayalım.Maç içerisinde çok fazla kendisini göstermedi.Sorumluluk almadı,kaçak dövüştü.İyi top kullanıyor belli ama inisiyatif alması gerekiyor.İlk maçı olduğu için fazla da eleştirmek istemiyorum.Diğer maçları beklemek lazım.Diğer isime,yani Emirhan'a gelelim.Bence mükemmele yakın bir performans sergiledi.Kedi gibi bir kaleci.Soğukkanlı,geriye atılan paslarda heyecan yapmıyor,topu oyuna iyi sokuyor.Tabi onuda daha güçlü rakipler karşısında seyretmemiz lazım.Ama ilk izlenimim olumlu yönde kendisiyle ilgili.Şimdi Homberg maçı var sırada.Bu gece oynanacak müsabaka.Geçen senede 2. maçımız aynı takımlaydı.Böyle maçlar önemlidir,takıma moral kazandırır o yüzden küçük takımla maç yapılır mı diye yersiz eleştiriler yapmamak lazım.

13 Temmuz 2010 Salı

Dünya Kupası'nın Ardından:Gerçekleşmeyen Düşler




Dünya Kupası başlamadan önce hepimizin farklı hayalleri vardı.Mesela ben,ileri derecede bir teknik bilgiye sahip olduğunu düşündüğüm Capello'nun İngiltere'sinden, en az yarı final ,Afrika'nın bence şu an en güçlü takımı olan Fildişi Sahilleri'nden çok daha üst turlara çıkmasını bekliyordum.Bunlar bende hayal kırıklığı yaratan takımlar oldu.Ama bunlar bende ikinci planda.Bunların önüne geçen bir şey var o da vuvuzela...

Utanıp sıkılmasam bütün bir yazıyı bu vuvuzela denen alete ayırabilirim.Dünya Kupası'nın bütün güzelliğini alıp götürmüştür bana göre.Kimse çıkıpta demesin çok güzel bir Dünya Kupasıydı,vuvuzelayı ben ikinci maçtan sonra hissetmemeye başladım,Dünya Kupasının varlığı yeter vs.. Bunları geçeceksiniz.4 yılda bir düzenleniyor diye ben bu kadar sıkıcı ve rezil geçen bir Dünya Kupasını beğenmek zorunda değilim.Madem 4 yılda bir düzenleniyor o zaman adam akıllı bir organizasyon yapacaksın.Tribünleri düşündüğün kadar,Tv başındaki seyirciyi de düşüneceksin.Neymiş efendim vuvuzela Afrika'nın geleneklerini yansıtıyormuş.Dünya Kupası Türkiye'de düzenlense bizde kılıç kalkan takımını mı sokacaktık stadlara ? Veya İspanya'da düzenlenseydi,adamlar boğa güreşi mi yaptıracaklardı tribünlerde ? O yüzden hikaye yapmayı bırakalım gerçekleri konuşalım.2010 Afrika hem Jabulanisiyle,hem hakemleriyle hem vuvuzelasıyla hem de oynanan futbolla sınıfta kalmıştır.

İşin bu boyutunu bırakıp,biraz da futbola dönüp ülkeri değerlendirelim.Girişte de bahsettim;Dünya Kupasında beni hayal kırıklığına uğratan iki takım var.Biri İngiltere diğeri F.Sahilleri.İtalya ile Fransa'ya ne oldu diyeceksiniz,onlara ayrı olarak değineceğim.
Mesela İngiltere ile başlamak lazım.Başında belki de dünyanın en önemli taktisyen hocası, Capello var.Orta sahada Lampard ve Gerrard herkesin hayalini süsleyen iki isim.Forvette ise yakın zamanda ortaya çıkmış yeni star Rooney.Ama gelin görün ki İngiltere'nin Dünya Kupasındaki hali içler acısı.Tabi bunun en önemli sebebi,Capello'nun kontrollü oyunun ,dünyanın en büyük şov sahnesi olarak nitelendirilen Dünya Kupasında oyuncuları hoşnut etmemesi.Çok belli İngilizlerin oynadıkları oyundan zevk almadıkları.Ama aynı İngiltere Dünya Kupası elemelerinde inanılmaz top oynuyordu.Çünkü orada futbolcular kendilerinden birşeyler katıyorlardı oyunlarına ama kupada kendilerini Capello'nun eline bırakıp,birnevi yan gel Osman yaptılar.Sonuç ? Hüsran.. Ama İngilizlerin Capello ile devam kararı alması hoşuma gitti.Kendilerinden beklenen patlamayı -belki sıkıcı futbol ile- 2014'te ondan öncede 2012'de yapacaklar.Bundan eminim.

Gelelim bir diğer hayal kırıklığına hatta hayal kırıklığından öte Afrika halkını şoka sokan Fildişi Sahiline.Hani turnuvadan önce muhabbetler döner,herkes kendi sürpriz adayını söyler.Sonra bütün turnuva boyunca tahmini çıksın diye o takım odaklı bir turnuva seyreder...İşte böyle bir ortamda bana sorulduğunda tek bir sürpriz adayım vardı.Ne Sırbistan,Ne Paraguay ne Şili ne de ABD.Fildişi Sahilleri... Antrenör değişikliğinden sonra Sven Goran Eriksson'un geçmişteki başarılarını da göz önünde bulundurarak,Fildişi'nin en az çeyrek ,zorlarsa yarı final yapabileceğini düşünmüştüm,yanılmışım.Biraz Hıncal Uluç vari olacak ama,Eriksson takım yönetmeye yönetmeye antrenörlük yapmayı unutmuş.Yahu böyle bir takımın var oynattığın futbola bak.Hadi kulüp takımı olsan neyse derim ki adam yeni bir yapılanmaya girmiş sabredelim.Ama senin milli takımda böyle bir şansın yok ki.Hem sakat adamdaki ısrar niye ? Drogba'yı kaybetmişsin ama takım olamamışsın ki... Drobga'yı sakat sakat oynattında ne oldu ? Senin Keita gibi oyunu her an lehine çevirebilecek bir adamın varken onu yedekte tutup sağ açıkta bir eleman vardı şimdi adı aklıma gelmedi onu oynatman akıllara zarar.Zira Keita ne zaman oyuna dahil olsa oyunun şeklini,şemalini değiştirdi.Ama adamın aklı başına geç geldi.Gitti grubun son maçı olan K.Kore maçında Keita'yı ilk 11 başlattı.Abartmıyorum,eğer Keita destekli bir kadro ile hem Brezilya hem de Portekiz maçlarına çıksaydı Eriksson, muhakkak o gruptan çıkardı o gruptan Fildişi.Çünkü Keita'nın yerine oynattığı adam hiç verim vermiyor,verse amenna.Drobga zaten Allah'a emanet herif kolunu saklaya saklaya koşuyor.Yerine oynatcak adamı olmasa eyvallah derim ama o da yok.Bir kez daha söylüyorum bu turnuvanın en büyük hayal kırıklığı Fildişi Sahilidir.Ne İtalya ne de Fransa.
Madem İtalya ile Fransa'yı andık bir de onlara değinelim.Önce hangisinden başlasam diye düşündüm,akıl meleklerim bana İtalya dedi.Çünkü Fransa'ya girersek çıkamayız!.Efendim şimdi diyorlar ki Lippi takıma Grosso'yu almadı onu almadı bunu almadı ondan takım bu hale geldi.Değil Lippi,ondan sonra takımın emanet edildiği Prandelli de gelse,Hiddink'te gelse bu İtalya Dünya Kupasında hiçbirşey yapamazdı.Abicim senin jenerasyonun ölmüş,bitmiş.Heriflerin hepsi yaşlanmış.Genç,gelecek vaadeden bir jenerasyon yaratamamışsın kendine,futbolu bırakmak üzere olan adamlara Dünya Kupasında bel bağlamışsın sonra başarısız olunca, gidip Lippi gibi adama b*k atıyorsun.Ayıptır! Şampiyonlar Ligi şampiyonu bizim ülkemizden çıktı diye böbürleniyorsun,ama bak bakalım Şampiyonlar Ligi şampiyonu olan o İtalyan takımında kaç tane İtalyan var!(Burdan sınırsız yabancı isteyen kulüp yöneticilerine selam olsun).İtalya şimdi Prendelli ile yeni bir başlangıç yapacak.Eğer genç yetenekleri kazandırmazsa ülke takımına o da başarısız olur.Belki elemeleri bir şekilde geçer ama turnuvada ayvayı yer takımı.İtalya'nın kendini yenilemesi lazım.Yoksa zaten dibe vurmakta olan Serie-A dan sonra ülke takımıda dibe vurur.

Gelelim zurnanın zırt dediği yere,yani Fransa'ya.Şimdi bu Domenech ilginç adam.Takımı 2006 Almanya'da finale çıkardı eleştirildi,şimdi takımı yerin dibine soktu yine eleştiriliyor.Eğer bir takım başarılı olacaksa,o takımda futbolcunun teknik direktörü sevmesi lazım.Eğer sevmiyorsa istediğin kadar güçlü kadro kur başarılı o-l-a-m-a-z-s-ı-n. Fransa'nın önce bunu başarması gerekiyor(du).Şu an bunu başarmış gibi görünüyorlar.Laurent Blanc taraflı tarafsız herkesin sevip saygı gösterdiği bir teknik direktör.Bordeaux ile yaşadığı başarılarda ortada.Önümüzdeki Avrupa Şampiyonası elemelerinde Fransa'yı izleyeceğiz zaten.Muhtemelen gruplarında çok rahat bir şekilde lider olup şampiyonaya geleceklerdir.Biraz erken bir tahmin gibi olacak ama, benim bir numaralı şampiyon adayım avrupa şampiyonasında Fransa olacak.Ama dediğim gibi bunun için henüz çok erken,zamanı gelince değerlendiririz.

Şimdi bir de madalyonun öbürkü yüzüne bakalım,yani beklentinin üstünde performans sergileyen takımlara...

Burada bahsedeceğimiz 1 numaralı takım tabikide Almanya olacak.Turnuva öncesi çok genç bir kadro oldukları için pek şans tanınmıyordu panzerlere.Burada devreye Gary Lineker'in sözü giriyor:''Futbol 90 dakika süren ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur''. Almanya hakikaten tam bir turnuva takımı.Hangi kadro ile gelirlerse gelsinler bir şekilde başarılı olmayı beceriyorlar.Tabiki zamanında Fenerbahçe'den gönderilen Joachim Löw'e de bir tebrik yollamamız lazım burdan.İnanılmaz bir top oynattı takıma.Benim gözümde turnuvanın en iyi topunu oynayan iki takımından birisidir Almanya,diğeri de Şili.İspanya'yı buraya almıyorum çünkü onlar yarı final ile final maçlarına kadar pek de tatmin edici bir oyun ortaya koyamadılar benim gözümde.Acaba diyorum yarı final maçında Müller oynasa çok şey değişir miydi ? Tabiki keşkelerle yaşanmaz,ama bu kadar yüksek tempoda bir top oynarken,o oyunun en kilit adamlarından Müller'in sakatlığı takımın genelini olumsuz etkilemiş olabilir.Yoksa Euro 2008'in rövanşını fersah fersah alırdı Almanya bundan eminim.

İkinci üstün performans sergileyen takıma,bir Güney Amerika temsilcisine yani Şili'ye uzanalım bir de.Şili'nin en büyük artısı,futbolu çok hızlı oynamaları.Sahayı inanılmaz derecede parselliyorlar.Eskiden bir Bjk'li futbolcunun lafı varmış babam söylüyordu.Galatasaray'daki oyuncular o kadar hızlılar ki aynı adamı 4-5 kez çalımladığımı hatırlarım diye.Şili'de o hesap.İnanılmaz derecede bir mücadele,bir hız, basan basana!.En büyük eksikleri bir nokta santraforlarının olmaması.Humberto Suazo var ama o da gezgin bir adam.O yüzden kağıt üstünde forvetle oynuyorlarmış gibi gözükselerde, özde, forvetsiz 4-2-4 şeklinde yayılan bir takım görüntüsü vardı Şili'nin.Isla,Mati Fernandez,Mark Gonzalez,Alexis Sanches,Arturo Vidal gibi genç ve gelecek vaad eden oyunculara sahipler.Eğer çok ekstra bir durum yaşanmazsa ,2014 Brezilya'da çeyrek ve yarı final yapmaları mümkün ve bu, sürpriz değil olağan karşılanır bu sefer.En azından benim açımdan.
Finali de şampiyonla, yani İspanya ile yapalım.

Söylemeyeyim söylemeyeyim diyorum ama kendimi tutamıyorum.Beşiktaş'ın o dönemki başkan ve yönetim kurulu üyelerinde nasıl bir zihniyet varmış ki Vicente Del Bosque gibi bir antrenöre bir sezon bile sabretme zahmetini gösterememişler.Yani inanılır gibi değil.Mantık sınırlarını zorlayan bir olay bu.Hatırlıyorum Vicente Del Bosque'nin Bjk ye geldiği günü.Ananemlerdeydim ve Fanatik almıştım.Bir de baktım ki Del Bosque havaalanına inmiş boynunda Bjk atkısı. O gün ilk kez bir rakibimizin bizi geçme ihtimalini düşünüp korkmuştum.Tabi bir Galatasaray taraftarı olarak beni sevindiren bir gelişmeydi o zaman Del Bosque'nin gönderilmesi ama şu an bir futbolsever olarak olaya baktığımda üzücü bir gelişme.Hem Bjk şimdikinden çok daha güçlü ve prestijli bir takım olurdu hem de Türk futbolu çok şey kazanırdı.

Türkiye'de kendisine ''Yeniköy Kasabı'' gibi cahilce ve aptalca söylemlerin yapıldığı bu antrenör nasıl olduda İspanya'yı Dünya Kupası şampiyonluğuna ulaştırdı ?

Açık söylemeliyim ki çok fazla bir şey yapmasına gerek kalmadı.Tabi bu benim söylediğim cümle ''babam olsa şampiyon yapar''gibi bağnazca bir cümleyle karıştırılmasın.Ben biraz daha farklı yaklaşıyorum olaya.Şöyle ki;nasıl Galatasaray, 96-00 senesinde bir jenerasyon yarattı kendisine ve ardından Dünya Kupası 3.lüğü geldi ,şimdi de Barcelona bir jenerasyon yarattı kendisine ve bu jenerasyon Dünya Kupasını kazandırdı İspanya'ya.Sen Galatasaraylı olduğun için böyle söylüyorsun diyenler muhakkak çıkacaktır.O şekilde düşünenlere de cevabım; bir baksınlar bakalım Dünya Kupasında 3. olan kadrodaki oyunculara bir de Galatasaray'ın 96-00 senesinde kupalara ambargo koymasında etkili olan yerli oyunculara.Çünkü cevap orada gizli.

İspanya son iki maça kadar Barcelonavari bir oyun ortaya koyamadı kanımca.Çok sıkıcı,aynı zamanda yavaş bir futbol oynuyorlardı.Ancak yarı final ve final maçlarında turnuvanın en iyi İspanyasını izlediğimizi söyleyebilirim.Fabregas İspanya'nın en önemli,en kilit adamı.Aragones zamanında İspanya kupayı alırken,oyun içerisinde takımı yenilemeyi çok iyi başarıyordu.Ne zaman ki takım yorulsa orta sahadan bir iki oyuncu alıp yerine aynı kalibrede,bu oyun anlayışını iyi bilen oyuncları monte ediyor ve 75-80 den sonra enerjisi fullenmiş yeni bir takım yaratıyordu.Bu da takıma yeni bir mücadele olanağı sunuyor. Bu sayede hem İspanya'nın gücünde azalma olmuyor hem de takım yenilendiği için rakibe karşıda 1 adım öne geçiyordu İspanyollar.Bosque'de bu anlayışı devam ettirdi.Özellike Fabregas'ı son maçta oyuna sonradan sokarak ardından da Torres'i alarak(ki Aragones Guiza'yı alıyordu) takıma yeni bir ivme kazandırmayı bildi.Bu da temeli zaten kuvvetli olan İspanya'nın Avrupa Şampiyonasından sonra Dünya Kupası'nı da almasını sağladı.

Ama genel olarak Dünya Kupasından haz almadığımı söylemem gerek(belli maçlar hariç).Umarım 2012 Ukrayna-Polonya'da daha güzel,vuvuzelasız(!) bir şampiyona izleriz.

9 Temmuz 2010 Cuma

Bir Devrim:Frank Rijkaard


Bir Devrim:Frank Rijkaard


Tam adıyla Franklin Edmundo Rijkaard.Bizim neslin futbolculuğuna yetişemediği ama teknik adamlığını çok yakından tanıdığı bir futbol adamı.Ya da bir başka tanımlama olarak Barcelona'yı Barcelona yapan adam.Çok değil 5 sene önce Barcelona şampiyonlar ligini kazanırken başında Hollandalı Rijkaard vardı. Peki nasıl oldu da Barcelona günümüz futbolundaki gıpta ile bakılan futbol kimliğini kazandı ?


Bu sorunun cevabı için 2003 yılına dönmek lazım.Barcelona'da o dönemlerde kazan kaynıyordu.Bir Türk takımı misali;teknik direktör değişiklikleri t-shirt değiştirir düzeye ulaşmıştı.Öyle ki 2000-2003 yılları arasında 5 teknik direktör görev aldı Barca'da.Cruyff Barcelona'da inanılmaz derecede sevilen,sayılan,sözüne itibar edilen bir kişi.O dönemde onun Barcelona başkanlığına geçmesi istenmiş ama o bunu ''Barcelona'nın başına Katalan bir başkan geçmeli''diyerek reddetmişti.Daha sonra yapılan seçimleri Laporta kazandı ve başkanlık koltuğuna oturdu.Hem Barcelonalılar hem de dünya futbol tarihi için uzun soluklu başarıların tetikleyicisi olacak bir hamle gerçekleşiyordu böylece.Göreve gelen Laporta'nın ilk işi Cruyff'a danışmak oluyordu haliyle.Cruyff'tan teknik direktör önermesini istiyor Katalan başkan.Cruyff ise gafil avlanmıyordu gelen bu öneri karşısında.Aklındaki isim belliydi:Franklin Edmundo Rijkaard.Cruff, Rijkaard'ın Milan'da iken oynadığı mevki olan önliberodan dolayı, defansif oyun anlayışını iyi kavramasını bir avantaj olarak görüyordu.Barcelona'nın savunma yönünden zayıf olmasını savunmaya değil, orta sahaya bağlamıştı futbol dehası Cruyff.Tabi Rijkaard için inanılmaz bir fırsattı bu.Sparta Rotterdam'da geçen kötü kariyerin ardından Barcelona gibi bir devi yeniden yapılandırmak onun elindeydi.


Rijkaard için artık kendini kanıtlama zamanı gelmişti.Elinde Ronaldinho,Eto,Deco gibi önemli yıldızlar vardı.Bir de kaleci Rüştü(!) Cruyff Barca'da çalıştığı dönemlerde hem Katalanlara hem de İspanyollara total futbolu öğretmeyi amaçlamıştı.Rijkaard ise bunun yanında Barcelona'daki yabancılara da total futbol anlayışını öğretmek istiyordu.Nispeten işi Cruyff'unkinden daha zordu.
Ancak Rijkaard biliyordu ki bunu başardığı an tüm dünya hem onu hem de takımını konuşacaktı.Rijkaard ilk senesinin ilk döneminde biraz bocalasa da ligin ikinci yarısında o aradığı Barcelona yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.İlk senenin ikinci dönemini de içine alarak 5 yıllık Barcelona kariyerinin ilk 3 senesinde inanılmaz başarılara imza attı Frank Rijkaard.Tabi ki bunda pasa ve hıza dayalı total futbolu tüm futbolcularına benimsetmiş olmasının payı büyük.Cruyff döneminde oyunun sadece hücum yönünü oynayan Barca;Rijkaard ile birlikte oyunun iki yönünü de muazzam şekilde oynayan bir takım haline gelmişti.Bu bağlamda Rijkaad'ın da Cruyff'u yanıltmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.Ancak Rijkaard, son iki senesinde özellikle Şampiyonlar liginde istediği sonuçları alamayınca ve şampiyonluğu ezeli rakip Real'e kaptırınca 2008' de takımdan ayrıldı ve görevi Pep Guardiola'ya teslim etti.




Total futbol Türkiye'ye geliyor


5 Haziran sabahı uyanan Galatasaraylılar; öğle vaktine doğru belki de dünyanın en mutlu insanı olacaklarından habersiz bir şekilde işi olan işinde,okulu olan okulunda,memur olan işyerinde vs. çalışmaya devam ediyordu.İşte tam da bu öğle vaktinde haber sitelerine,ajanslara,televizyonlara bomba gibi bir haber düştü.''Galatasaray Hollandali teknik adam Frank Rijkaard ile anlaştı'' .Tabi futbolu yakından takip eden herkeste bir heyecan silsilesi yaşandı.Özellikle Barcelona da altyapıdan çıkardığı gençlerle tanınan kıvırcık saçlı Hollandalı'nın Türkiye'ye gelişi Sarı-Kırmızı renklere gönül vermiş kişilerde büyük bir mutluluğa yol açarken,bu renklere ilgi duymayan kişilerde ise büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı.Rijkaard'ın gelişiyle birlikte herkes farklı ama güzel hayallere dalmıştı.Bu hayallerin ortak paydasını ise Galatasaray'ın Rijkaard ile başarıdan başarıya koşması oluşturuyordu(ancak sene içerisinde bu düşünceye sahip olanlar ilk sene için sükut-u hayale uğrayacaklarından habersizdi)




Rijkaard'ın Galatasaray'ı


Tabi ki Rijkaard'ın gelişiyle birlikte Galatasaray'ın kuracağı kadroda merak konusu olmuştu.Rijkaard'ın sisteminin 4-3-3 olduğu biliniyordu.Acaba Galatasaray'da da bu böyle devam mı edecekti yoksa burada farklı bir sistem mi oynatacaktı total futbolun üstatların olan Hollandalı.(Bu soru da sene içerisinde yanıtını bulacaktı).
Rijkaard'ın gelişi ne kadar önemliyse yanında getirdiği yardımcıları da o kadar önemliydi.Özellikle Neeskens ismi için,yaşı bizden ileride olanlar ''Müthiş futbolcuydu'' diye konuşuyorlar ve ekliyorlardı'' Neeskens teknik direktör olarak gelse sevinirdik adam yardımcı antrenör olarak geliyor!'' Esasen bu Galatasaray'ın da vizyonunun ne kadar geniş olduğunun bir göstergesi.Yapılan bu hamle hedefin Türkiye'de değil Avrupa'da başarı olduğunun açık bir kanıtı gibiydi.
FC Kleve ile başlayan ve Leverkusen ile sonra eren bir hazırlık maçı serisi yaşamıştı Galatasaray.Bu maçları izleyenler iki gence takılmışlardı.Serday Eylik ve Emre Çolak. İkinci isim yani Emre Çolak az çok biliniyordu,geleceği olduğu konuşuluyordu ama Serdar Eylik realist olmak gerekirse sürpriz olmuştu.Tabi Rijkaard'ı tanıyan insan evlatları olarak ;bu durum hem beni hem de tüm Galatasaraylıları yine heyecanlandırmıştı.(Heyecanımız bitmeden yeni heyecanlarla karşılaşır hale gemiştik).Bu isimleri ileride Galatasaray forması altında görmek,Galatasaray'ın yuvası Florya'dan yetişen bu bireylerin Galatasaray'dan sonra daha büyük takımlarda forma terletecek olma ihtimalini düşünmek o an için güzel ama fazla iyimser olmak anlamına geliyordu.Hazırlık maçları 4 maçla sınırlı kalmıştı çünkü bir önceki sezonu 5.olarak tamamlayan Galatasaray için UEFA Avrupa Ligi mesaisi kapıdaydı.2 ön eleme oynayan bir de gruplara kalmak için play-off maçına çıkan Galatasaray uzun süredir zorlandığı, nispeten kendinden daha zayıf takımlar karşısında bu sefer pek fazla zorlanmadan turları teker teker geçip gruplara kalıyordu.Aynı zamanda Sarı-Kırmızılılar için lig mesaisi de başlamıştı.6 da 6 yaparken futboluyla da izleyenlere zevk veren bir takım görüntüsü vardı Rijkaard'ın ekibinin.Tabi herşey başladığı gibi gitmedi ve sene sonu geldiği zaman Galatasaray taraftarının aklından bile geçirmediği lig 3.lüğü ile yetinmek durumunda kalmıştı Rijkaard'ın Galatasaray'ı.




Sistem içindeki sistemsizlik



Frank Rijkaard'ın Galatasaray ile sözleşme imzalamasının ardından herkeste hakim olan düşünce; bu futbol dehasının uzun yıllar Türkiye'de kalması yönündeydi.O dönemde herkes, Rijkaard'ın sonuna kadar arkasında duracağını, kısa vadede başarı gelmese bile uzun vadede takıma çok şey kazandırabileceğini söylüyordu.Bu düşünceler ışığında Rijkaard'ın ilk senesinin bir geçiş senesi olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz.Rijkaard'ın Galatasaray'a neler kattığını,Galatasaray'ın Rijkaard ile nasıl bir takım olacağını geçen sezonun ilk 6 haftasına bakarak görebiliriz.Peki ama ne olmuştu da sene başındaki o büyü bozulmuştu ?
Birinci etken olarak futbolcuların Rijkaard'a karşı kendilerini kanıtladıktan sonra daha fazla enerji sarfetmeye ihtiyaç duymamalarını gösterebiliriz.Ancak 2.ve en önemli etken;futbolcuların oynadıkları sistemin inceliklerini bilmemesi.Ne yaptıklarını,yapacaklarını üstünkörü bir şekilde anladıklarından hiç şüphem yok.Ama 4-3-3'ün derinliklerine inilmeye başlandığı zaman bu; oyuncular tarafından dibi olmayan bir kuyu gibi algılandı.Canları sıkıldı,huzursuz oldular.Belki de sistem denen şey ile ilk kez karşılaştılar.Sisteme uyum sağlayan futbolcuların başında Baros geldi.Baros varken bir şekilde sistem işliyordu.Ancak Baros'un sakatlanması ,makinenin işlemesini sağlayan en önemli çarkın arıza yapmasına neden oldu.Bu da makinenin hızını yavaşlattı.Oraya acilen bir ek parça bulmak gerekliydi.Bu dönemde de imdada Harry Kewell yetişti.Baros kadar olamasa da en azından Baros dönene kadar oranın bir şekilde işlerlik kazanmasında etkili oldu Avustralyalı.Ancak belki de Galatasaray için sezonun genelini etkileyecek,bu sezonun hüsranla sonuçlanmasına neden olacak 2.kırılma anı gerçekleşti.Makinenin çalışmasını sağlayan yedek parçada artık yoktu.Harry Kewell sakatlanmıştı.Rijkaard yavaş yavaş sistemi oturturken,aynı zamanda oynanan müsabakalarda da bir şekilde istediği skorları alabiliyordu.Bu sayede hem gelebilecek tepkiler en aza indirgenmiş olacak hem de oyuncular farkına varmadan sisteme alışacaklardı.Ancak Milan Baros ve Harry Kewell'ın sakatlıkları takımı fazlasıyla etkiledi.Belki de devre arasında Giovani Dos Santos'un asıl alınma sebebi;sisteme ayak uydurabilecek ,mevcut futbol piyasasındaki en uygun isim olmasından kaynaklanıyordu.Galatasaray ; bir şekilde kazanıyordu ama bazı şeylerin yolunda gitmediği aşikardı.2.yarının 10.haftasında ise son ve en büyük darbe geldi..Sami Yen'de kaybedilen Fenerbahçe maçı ,geçiş döneminin hüsran ile sonuçlanmasına sebebiyet veriyordu.Geride kalan haftalarda ise ne taraftar ne de bir başkası; sisteme,Rijkaard'a,total futbola bakıyordu...Zaten o maçtan hemen sonraki haftada Rijkaard sistemini bozmak mecburiyetinde kaldı ve 4 tane defansif orta saha adamını aynı anda sahaya sürdü.O gün anlayabilirdik ki Rijkaard'da mağlubiyeti kabullenmişti.Galatasaray yine 4-3-3 oynuyor gözüküyordu ama şeklen...Ruhen, sahadaki 11 adam sisteme dair hiçbirşey oynamıyorlardı.Caner'in maç boyunca Jo'ya uzun top atması,uzaktan gereksiz şutlar çekmesi.. Bunlar hep Galatasaray'ın hedeften uzaklaşması ile alakalıydı.Kiralık oyuncu sayısınında fazla olması;futbolcuların sisteme olan bağlılıklarını azaltıyordu.


Kritik sezon



Kabul etmek gerekirki;önümüzdeki sezon hem biz taraftarlar hem yönetim hem de Frank Rijkaard açısından sancılı geçecek.Ben eminim ki bu sezon , şampiyonluk dışındaki her neticede protestolar dozajı artmış bir şekilde sahaya yansıyacak.O yüzden bu sezon, şampiyonluk ;olmazsa olmazlardan.Böyle büyük bir hocayı getirebilme meziyeti gösterilmişken, ona yeniden yapılanma için en az 5 sene verilmesi lazım.Hem de her türlü sezon sonu netice göz önüne alınarak.Taraftar bu sene Rijkaard'ın arkasında olduğunu gösterdi.Rijkaard'a bir tepki koyamayacaklarından oyuncuları harcamayı uygun gördüler.Seneye de arkasında dururlar mı orası muamma.Yönetim bu sene birçok kez Rijkaard'a güvenlerinin tam olduğunu deklare etti ve bu senede Hollandalıyla devam ederek bunun sözde olmadığını gösterdi.Lakin yine bu sene gelebilecek olası üzücü sonuçlardan sonra Fatih Terim'e sarılmayacaklarının garantisini kim verebilir ?


Kısaca Allah Galatasaray'ın yanında olsun.Gelecek senenin sonunda,:'Bir diğer sezon Şampiyonlar Liginde neler yapabiliriz ?'' i konuşmamız dileğiyle

Lorik Cana Tanımlamaları






Ricky Sbragia : "O tek başına İngiltereyi savunabilir"
Ertem Şener: Hani derler ya rakibi ısıran, cana rakibi ısırmıyor adeta yiyor.
Pape Diouf: "Onun yaptığı savunma ise dünya savunma nedir bilmiyor"
Arsene Wenger: "Hayranlıktan çok hayret ediyorum, çok kuvvetli bir oyuncu"
Rafael Benítez: "Rakip sanki 12 kişiydi, kabul etmelisiniz ki Cana 2 kişilik oynadı"
Luka Modrić: " Her pozisyonun içindeydi, çok hızlıydı, çok iyi bir oyun çıkardı, maçın adamıydı oydu bence"
John Motson: "Cana herzaman olduğu gibi yine ayakta kalan oyuncu oluyor"
Laurent Blanc: "Marsilyanın kalesini Lorik Cana'nın yokluğundan faydalanarak yıkmak istiyoruz"
Frédéric Antonetti: "Çıplak gözle izlediğim en sert oyuncu, itiraf ediyorum korkarak izledim"
Pape M'Bow: O varken, antremanlarda bile hata yapmaktan çekiniyoruz. Cana tam bir Lider.

8 Temmuz 2010 Perşembe

Lorik Cana Galatasaray'da


İnternete uzak kaldığım şu birkaç günde birçok ismin ortada dolaştığını duyuyordum.Bu sabah konuştuğum bir arkadaşım Lorik Cana ile Sağ açık Pino'ya hazırlıklı ol demişti.Lorik Cana tam aradığımız isimdi.Sunderland'e maliyetini bildiğim için bu transferin olacağını zannetmiyordum,ama medyada isminin henüz çıkmamış olmasıda aklımı karıştırmıyor değildi.Bugünkü basın toplantısına Lorik Cana ve Pino sorusu karşısında Adnan Polat'ın geçiştirici cevap vermesi,bu transferi benim kafamda daha da netleştirmişti.Nitekim 17.35 itibariyle Lorik Cana Galatasaray'da.

Lorik Cana Galatasaray'ın tam aradığı bir isim.Özellikle defansif ön libero mevkinde oynuyor olması ve Galatasaray'ın bu mevkide hırslı,formasının hakkını veren,mücadeleci bir oyuncuya ihtiyacı olması bu transferi önemli kılan etkenler.Tabi şunuda söylemek lazım.Lorik Cana mutlaka oynadığı oyunla taraftarın sevgilisi olacaktır.Sert futbol yapısı ise diğer rakipler tarafından itici karşılanacaktır .Oyun karakteri bakımından Gattuso'ya benzetebiliriz 27 yaşındaki Arnavut oyuncuyu.Sanırım bu bile taraftarın heyecanlanması için başlı başına bir sebep.

Lorik Cana ile ilgili bahsedebileceğimiz son şey transfer ücreti olamlı bence.Marsilya'dan Sunderland'e 6 milyon euro'ya transfer olan arnavut futbolcuyu Galatasaray yönetimi 1 sezon sonra 4.5 Milyon Euro'ya aldı.Bu her bakımdan bir transfer başarısıdır.(Keita'yı 7 milyon euro ya alan yönetim 8.1 milyona satarken kâr etmişti ama burda Sunderland açısından bir zarar sözkonusu).Demek ki neymiş;Adnan Sezgin'de transfer yapabiliyormuş(!)

Keita'nın Gidişi






Her ne kadar Galatasaray'ın Keita'yı satmayı düşündüğünü bilsemde,bu olay resmileştikten sonra şaşırmadığımı söylesem yalan olur.Geçen sene Galatasaray'ın ayakta kalan 1-2 oyuncusundan birisiydi Abdul Kader Keita.Şatış fiyatını normal karşılamakla birlikte gittiği takım beni şoka uğrattı.Açıkçası Keita gitse bile;kalburüstü bir Avrupa kulübünde forma giyer diye tahmin ederken Katar'a gitmesi benim için büyük sürpriz oldu.Keita'nın Avrupa'nın her kulübünde rahatlıkla forma giyebileceğini söyleyebiliriz.Belki Galatasaray biraz daha beklese Avrupa'dan da Keita için teklif gelebilirdi.Belki de bu fiyatı bulamamaktan korktu Galatasaray yönetimi.

Uzun yıllardır Galatasaray'da Keita kadar güçlü ve aynı zamanda teknik bir oyuncu görmedim.Bu bağlamda oynadığı futbol inanılmaz derecede zevk veriyordu Fildişili oyuncunun.Her ne kadar zaman zaman şahsi oynamaya yeltensede bundan kimsenin rahatsız olduğunu düşünmüyorum.Keita'nın gidişi ile karaları bağlamamak lazım.Rijkaard'ın izni olmadan bu transferin gerçekleşmeyeceğini de göz önünde bulundurursak ;muhakkak bir düşüncesi vardır Rijkaard'ın.Zaten takımda Rijkaard kaldığı sürece benim için Galatasaray'dan kimin gittiğinin de pek fazla bir önemi yok.İskeleti oluşturacak olan kişi o.Çalışmak istediği oyuncuların hangi özelliklere sahip olacağı da az çok bellidir.Şimdiden Galatasaray'ın transfer politikası hakkında yorum yapmak da doğru değil.Geçen senelere oranla, bu sene kaynak bakımından biraz sıkıntı çektiği gerçek Galatasaray'ın.Ama bu transfer yapmayacağı anlamına da gelmiyor.Transfer muhakkak olacak.Ama transfer yaparken aşırıya kaçmaması gerekiyor takımların.Özellikle önümüzdeki 2-3 sene.Medyada çokça adını duyduğumuz 2012 kriterleri dolayısıyla kulüplerin harcamalarına inanılmaz derecede dikkat etmesi gerekiyor.Galatasaray yönetimide kulübün mali yapısını inanılmaz iyi yönetiyor.Bu zamana kadar transferleri de çok iyi yönettiler ama bu tabelaya yansımadı.Esasen taraftarlar olarak bu bizde fazla bir sorun olarak gözükmesede Galatasaray kongre üyeleri başkan seçerken mali konulara değil daha çok sportif başarılara bakacaktır.(özellikle muhalif kesim).Bu yüzden Galatasaray yönetiminin de kulüpteki iyi yönetiliş biçimini artık sportif olarakta herkesin önüne sunması gerekiyor.En azından bu sene böyle bir sorumlulukları var.Bu yüzden fazla gerilmeden,herşeye hazırlıklı olarak(trabsfer konusunda)Galatasaray'ı takip etmeye devam edelim.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Haldun Üstünel'in İstifası





Öncelikle şunu söylemek lazım.Ben nasıl Galatasaraylıysam veya tribünde yer alıp sarı-kırmızıya gönül vermiş kişiler hatta maçlara gelmesede yüreğinde o sevgiyi hisseden kişiler ne derece Galatasaraylı ise Haldun Üstünel'de o kadar Galatasaraylı.Bunu;Haldun Üstünel'le yıllarca tribünde kolkola maç izlemiş çoğu kişiden duymak mümkün.


Haldun Üstünel'in istifasını iki şekilde yorumlamak mümkün.1.si;şube birleşmesinden sonraki görevlendirmelere yön verebilmek için yapılmış olabilir.2.si ve üzerinde en çok durulanı;transferdeki yetkilerinin azaltılması üzerine böyle bir karar alınmış olabilir.Hangisi olabileceği konusunda tahmin yürütülebilir,ama kesin bir yargıya varmak mümkün değil.Bunun için Galatasaray'ın 11 Temmuz'da başlayacak olan kampını dikkatli bir şekilde takip etmek gerekir.Detaylarıyla bu olayı öğrenmemiz yine zor olabilir ama bazı şeyler muhakkak su yüzüne çıkacaktır.


Şu an için Haldun Üstünel sadece futbol şubesindeki görevini bıraktı.Başkan yardımcılığı görevi ise sürüyor.Tabi şu an için(!).Kendiside başkan yardımcılığı görevini sürdürdüğünü açıklamış zaten.Her ne kadar beklenen bir durum olsada,şaşırtma payının olduğu da aşikar olan bir haber bu.Bekleyip göreceğiz bundan sonra neler olacağını.