31 Ekim 2010 Pazar

Antalyaspor Maçının Ardından:Düzlüğe Çıkmak İçin Verilen Savaş




Bulunduğu konum itibariyle her maçını kazanmak zorunda olan bir Galatasaray,eldeki ksıtlı imkanlarla,şaşılacak derecede iyi işler yapan Antalyaspor...

Yukarıdaki tanımlamalara sahip iki takımın mücadelesi vardı dün Ali Sami Yen stadında. Fenerbahçe ve Bursaspor'un ikişer puan kaybettiği haftada,mutlaka kazanması gerekiyordu Galatasaray'ın. Neyine,nasılına,niçinine bakmadan...

Kabul etmek gerekir ki,sahip olduğu şartlar çok zor Galatasaray'ın. Takımın ''demirbaşı'' olarak nitelendirebileceğimiz bir çok isim sakat. Ayrıca teknik heyet değişti ve yeni bir şeyler oturtmaya çalışıyorlar takıma.

Şartlar bu denli elverişsizken,Galatasaray'ın zirveye ortak olabilmesi için,hemen her maçını kazanması gerekiyor.

Geçen hafta,Fenerbahçe maçında ortaya konan performanstan sonra,bu haftaki maç için yapılan bütün yorumlar oldukça iyimserdi.

Antalyaspor her ne kadar güçsüz bir takım olsa da,mücadele etmeyi seven ve bu sayede de ligde bir yerlere gelmiş bir takım. Bu takımla baş edebilmek için,sizin de en az onlar kadar mücadele etmeniz gerekir. Her ne kadar maç Ali Sami Yen'de olsa da;Galatasaray'ın sahip olduğu oyuncu kadrosuyla bu mücadeleyi sergilemesi gerekiyordu.

Geçen hafta değişen teknik ekibin en önemli özelliği,rakibi çok iyi analiz ediyor olmaları. Bunu hem geçen haftaki Fenerbahçe maçında hem de dünkü Antalyaspor maçında aleni biçimde gördük.
Tita'nın sağ kanattaki etkili oyununa önlem amaçlı Serkan-Sabri ikilisiyle orayı kapattı Hagi ve ekibi. Keza orta sahadaki direnci artırmak adına Barış'ın oraya monte edilmesi, top alabilmek için, zaman zaman orta sahaya gelen Necati'nin topla buluşmaması adına önemli bir hamleydi. Bunun dışında hücumsal olarak istediklerini yerleştirmiş değil Hagi. Kendisi de zaten maçtan sonra bu yönde bir açıklama yapmış. Takımın demirbaşı dediğimiz oyuncuların hemen hepsinin hücum oyuncusu olması bundaki en önemli etken. Buna rağmen, kısa vadede hücumsal anlamdaki sorunu, Pino-Misimovic ikilisinin sergilemiş olduğu güzel performans ile çözmüş durumda. Özellikle Pino'nun sergilediği performans olağanüstü. Pino;Rijkaard döneminde çizgiye daha yakın oynuyor,bu yüzden istediklerini tam olarak gerçekleştiremiyordu. Hagi'nin takımın başına geçmesiyle beraber,daha serbest oynamaya başladı ve yeteneklerini gösterme fırsatı buldu. Pino'daki değişimin en önemli sebebi bence bu.

Hagi;Galatasaray'ın fizik güç olarak yetersiz olduğunun farkında ve bunun için de mücadele edebilecek,savunma yönleri daha güçlü oyuncuları ilk 11 de kullanmayı tercih ediyor. Maçın ilerleyen dakikalarında yapmış olduğu değişikliklerle de;rakip takıma neşteri vurmayı planlıyor. (Oyundan çıkan isim her ne kadar ''bence''yanlışsa da,Cana-Emre Çolak değişikliği bunun açık bir göstergesi).

Maçın bazı bölümlerinde (özellikle 30-40. dakikalar arası) Galatasaray'ın inanılmaz bir baskı kurduğunu gördük. Bu dönemde,hem hızlı oynamayı hem de gol pozisyonuna girmeyi başardı Sarı-Kırmızılı takım. Rijkaard döneminde de,Galatasaray'ın en önemli sorunu hızlı oynayamamaktı. Maçı 2-0'a getirdiği zamanlar,nispeten bunu başardı Galatasaray. Ancak bu,çok kısa bir süre gerçekleşti. Bunun dışındaki dönemler,orta saha mücadelesi şeklinde geçti ve bu dönemde Antalyaspor hücumda daha fazla etkili olan taraftı. Alternatifsizlikten dolayı,Misimovic ve Pino ikilisinde bir değişikliğe gidemedi Hagi. Hücumdaki bütün yükü bu ikili karşıladığından ,Misimovic'in de daha fazla efor saretmesi gerekti. Tabiki Arda,Baros ve Kewell'ın takıma katılmasıyla,hem Misimovic'in hem de Pino'nun yükü fazlasıyla hafifleyecek ve maçın son bölümlerinde,hücumsal anlamda daha etkili bir Galatasaray izleyebileceğiz. Bu kadar yokluğun olduğu bir ortamda,Serkan ve Hakan Balta'nın da sakatlar kervanına katılması,Galatasaray için hoş bir hadise olmadı.

İçine girdiği periyod hakikaten çok zor Galatasaray'ın. Üst üste zor maçlar oynayacaklar ve bu oynayacağı maçlarda minimum puan kaybı yapmaları gerekiyor. Hagi'de bunun fazlasıyla farkında ve işinin ne denli zor olduğunu biliyor.

Hagi'nin de elbette Galatasaray ile ilgili farklı düşünceleri vardır. Bu düşüncelerini ne zaman tam olarak sahaya yansıtabilir bilemiyorum. Ancak bildiğim bir şey varsa,o da Kewell,Baros ve Arda'nın en kısa sürede takıma katılması gerektiği... Zira zor maçları,büyük oyuncular kazandırır.

29 Ekim 2010 Cuma

Bursaspor:1-1:Fenerbahçe




Bir Galatasaraylı olarak,maçtan önce düşündüm. Hangi skor Galatasaray'ın lehine olabilir diye. İşin içinden çıkamadım. Çıkacak her sonuç;Galatasaray'ın hem aleyhine,hem lehine oluyordu. Bu kadar karmaşık bir durumda, beraberlik en makul sonuç olarak gözüküyordu, bu da gerçekleşti.

Fenerbahçe'nin Bursa karşısında oynadığı ilk yarıyla,Galatasaray'ın Fenerbahçe karşısında oynadığı ilk yarı,birbirine çok benziyor. Maça inanılmaz konsantre olmuş bir Fenerbahçe,yine aynı oranda maça kendini veremeyen bir Bursaspor vardı ilk yarıda.

Fenerbahçe bu maçın kendisi için ne denli önemli olduğunun farkındaydı. Eğer bu maçı kazanamazsa,Galatasaray ve Beşiktaş gibi yarışın çok gerisinde kalacağını iyi biliyordu. Kısacası son şansıydı Fenerbahçe'nin ve bunu düşünerek inanılmaz istekli başladılar maça. Oyunu genelde rakip yarı sahada oynamak istediler ve Bursa'ya oynama imkanı vermediler. Özellikle oyunun savunma yönünde Yobo'nun katkısı yadsınamaz. Uyguladıkları baskı sonucunda da,aradıkları golü buldular. Golden sonraki dönemi de,ilk yarı sonuna kadar iyi yönettiler. Artık hamle yapma sırası Bursaspor'daydı. Zira Bursaspor ilk yarı yokları oynadı. Özellikle Bursaspor'un orta sahası korkunç bir halde. Geçen seneyi şampiyon bitirmiş bir takımsın,bu sene 3 kulvarda mücadele edeceksin ama yaptığın transferlerin bir kaçı dışında hepsi fiyasko. Nasıl bir transfer sezonu geçirdiler,neyi amaçladılar anlamak zor. Tabi orta saha bu kadar vahim bir haldeyken,maça ortak olmalarının tek bir yolu vardı. O da duran toptan pozisyon üretmek,en azından skoru dengeye getirmek. Bunu da ikinci yarının başında başardılar. Volkan'ın korner organizasyonu esnasında,arka direği iyi organize edememesi; Bursaspor'u kötü oynadığı bir maçta skora ortak etti. Bu dakikadan itibarense,formu düşen bir Fenerbahçe,formu artan bir Bursaspor vardı sahada. Golle birlikte tribünlerde canlanınca Bursaspor dalga dalga Fenerbahçe kalesine gelmeye başladı. Tabi bunda Ertuğrul Sağlam'ın İnsua hamlesi de çok önemliydi. Ancak; Ertuğrul Sağlam İnsua'yı oyuna sokarken ne kadar olumlu bir iş yaptıysa;Batalla'yı oyundan alırken de o denli büyük bir hata yaptı. İvan Ergic gibi,attığı gol dışında olumlu hareketi olmayan bir adamı sahada tutup,Batalla gibi çalışan,oyunu yönlendiren bir adamı kenara aldı. Sercan'ın kaçırdığı gollerden ziyade, pozisyona girerken yapılamayan son hamlelerde de, Batalla'nın eksikliği fazlasıyla hissedildi.

Aykut Kocaman ise oyunun gidişatına göre akıllı bir hamle yapıp, maç boyunca ''bal yapmayan arı'' olan Stoch'u çıkardı ve yerine Andre Santos'u aldı. Bu dakikadan sonra Andre Santos sol bek gibi oynadı,Caner sol açık gibi oynadı. Caner'in 1 yıl süren Galatasaray karnesine bakarsanız ,etkili olduğu maçlarda sol açık olarak oynadığını görürsünüz. Caner'den sol bek yapmak kadar büyük bir hata olamaz. Bunu zamanında Rijkaard'da denedi( ki o mecburdu) ve Caner'den sol bek olarak istediği verimi alamadı. Sene başından beri de aynı hatayı Aykut Kocaman yapıyor. Caner'in sol bek olarak Vederson'dan hiçbir artısı yok,hatta daha zayıf yönleri var.

Tabi bu sonuç iki takımada yaramadı. Özellikle Fenerbahçe açısından kabul edilemez bir sonuç bu. Hem Bursaspor ile aradaki puan farkı devam etti hem de muhtemel bir Trabzonspor galibiyeti düşünüldüğünde,liderle aradaki puan farkı artmış oldu.

Bursaspor açısından da sonucun pek iyi olduğu söylenemez. Ancak,Fenerbahçe'ye oranla daha az şey kaybettiğini söylersek,yanılmış olmayız. Trabzonspor kazanırsa,liderliği kaybetmiş olacaklar ancak Galatasaray,Beşiktaş ve Fenerbahçe ile aralarında hala ciddi bir puan farkı var.

Alınan bu sonuca şimdilik sevinen 4 takım var. Trabzonspor ile Kayserispor kazanamazlarsa,ileride telafi etme şansları olabilir. Ancak Galatasaray ile Beşiktaş, bu hafta ne yapıp edip kazanmalılar. Başka bir ihtimalleri yok. Zira bu dönemde puan farkını kapatamazlar ise,ileride kapatma şansları oldukça zorlaşır. Oynanan her hafta,bu takımların aleyhine. Tabi bunlara bir de Fenerbahçe eklendi artık.

3 İstanbul takımınında puan kaybetme lüksü, artık ''gerçektende'' yok...

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun



Twitter'da bir arkadaş yazmış '' Genç yaşında saçları beyazlayan Cumhuriyetimizi kutluyoruz'' ardından da eklemiş; '' acaba daha kaç tane Cumhuriyet Bayramı kutlayacağız ?''

Çok anlamlı 2 mesaj. Tabi anlayabilene!

Bazı şeylerin değiştirilmeye çalışıldığı bir dönemdeyiz. Böyle bir ortamda Atatürk'ün mirasına sahip çıkmak en büyük vazifemiz. Biz de elmizden geldiğince bu mirasa sahip çıkmaya çalışıyoruz,sen rahat uyu Atam...

Cumhuriyetimizin 87. yılı kutlu olsun

25 Ekim 2010 Pazartesi

Fenerbahçe Maçının Ardından: Daha Önce Neredeydiniz ?




Kadıköy'de bir geleneğe son verildi, onur mücadelesi yapıldı. Bunların hepsine eyvallah. Ancak,bazı şeyleri çok çabuk unutuyoruz. Fenerbahçe'yi Kadıköy'de ezdik diye gözlerimiz kör olmamalı. Daha 1-2 gün öncesine kadar,isterseniz Fenerbahçe'ye Kadıköy'de 10 tane atın,ama Rijkaard'ı yollamanın cezasını çekeceksiniz diye,ağız birliği yapılarak bazı futbolculara yüklenildi. Ancak derbiden sonra gördüğüm manzara beni hayal kırıklığına uğrattı. Sanki bu olaylar yaşanmamış gibi,herkes oynanan güzel futbolun sarhoşluğu içerisinde. Sergilenen mücadele tabiki çok iyi,tabiki çok önemli ama; zaten amaçta bu değil miydi ? Rijkaard'ı yolladık,ihalenin bize kalmaması için,mücadele etmemiz lazım. Bu düşünce,''Rijkaard'ı sabote etti'' denilen futbolcuların düşüncesiydi. Görüyorum ki başarılı oldu. Umarım taraftarımız bu sarhoşluktan çabuk uyanır ve 5-6 gün önce yaşananları unutmaz.

Biraz da maç

Fenerbahçeli futbolcular bütün hafta boyunca idmanda ''gol sevinci'' çalışmış ve akılları sıra Galatasaray'ı 'ti'ye almışlardı. Aslında erken öten horozun başına neler geldiğini onlar daha önceden biliyorlardı( Bkz: 2008 senesi Türkiye Kupası Çeyrek Final ilk maçı). Denizli'de kaçan şampiyonluktan nasıl ders çıkarılmamışsa,bu maçtanda zerre ders çıkarılmamıştı.

Fenerbahçeli dostlara, Dia'nın şovmen olduğunu ona çok fazla güvenilmemesi gerektiğini,genellikle boş alan futbolcusu olduğunu söylediğimizde,olumsuz tepkilerle karşılaşıyorduk. Halbuki maç öncesi Fenerbahçe'de tehlike yaratabilecek tek bir isim vardı. Mamadou Niang.

Galatasaray ise dersini iyi çalışmıştı. Hagi'nin motivasyon,Tugay'ın da taktiksel yönden takıma müdahele ettiği çok açıktı. Öyle ki, Galatasaray, Fenerbahçe'nin önce orta göbeğini,daha sonra da kanatlarını kapatmıştı. Özellikle Stoch'un oynadığı kanadı. Zira Stoch,Dia'dan daha efektif bir oyuncu. Skoru değiştirme ihtimali daha fazla olan bir ayak. Fenerbahçe'nin en önemli ismini yani Niang'ı ise; hırsı ve mücadele azmiyle Galatasaray taraftarının bir numaralı sevgilisi olan Lucas Neill savundu.

Bu kadar kilitlenen bir maçta Fenerbahçe adına skoru değiştirebilecek tek bir isim kalmıştı. O da Alex. Artık futbol hayatının son baharını yaşayan Brezilyalı ise,Galatasaray kalesinde tehlike yaratmaktan uzaktı. Hal böyle olunca,Fenerbahçe maç boyunca neredeyse hiç pozisyona giremedi.

Aksine; savunma yapacak,fark yememek için geldi denilen Galatasaray pozisyonları buldu. Galatasaray yıllardır yapmadığı bir şeyi yaptı ve maça çok iyi konsantre oldu. Özellikle Aykut Kocaman önderliğindeki Fenerbahçe,Galatasaray'ı yenmekten çok uzak bir Fenerbahçe'ydi. Ancak son 3 maçta kimle oynadığına bakılmaksızın medya tarafından abartılan Fenerbahçe; birden maçın tartışmasız favorisi haline gelmişti. Galatasaray ise Fenerbahçe'yi çok iyi analiz ederek,önce durdurdu daha sonra vurmayı denedi ama vuramadı. Çünkü maçın temposunun artması Fenerbahçe'nin işine gelecekti. Bu yüzden de hem Lucas Neill hem de Sabri,eğer boşta arkadaşları yoksa,yavaş hareketler sergileyerek,tempoyu olabildiğince düşürdüler. Misimovic ve Elano gibi iki yetenekli orta saha oyuncusuna sahip olan Hagi, Baros'un yokluğunda Pino gibi hızlı bir hücum oyuncusunu kullanmayı denedi. Bundaki temel amaç ise, bu iki yetenekli ismin atacağı ara paslarla Pino'yu gol pozisyonuna sokmaktı. Bunu da fazlasıyla başardı. Pino ise bu zamana kadar görmediğimiz bir özgüven ile Fenerbahçe savunmasına zor anlar yaşattı. Maçın hem başında hem de sonunda çok güzel fırsatlar yakaladı. Açılışı da,kapanışı da kendisi yapabilirdi ama olmadı.

Netice itibariyle Galatasaray için artık yeni bir sayfa açıldı. Daha mücadeleci,daha istekli belki daha az gol atan bir takım göreceğiz. Ama bu son söylediğimiz ''daha az gol atan takım'' tezini doğrulatmamız biraz zaman alabilir. Fenerbahçe maçının skoru bu tezi doğrulasa da,girilen pozisyon sayısı,Galatasaray'ın salt bir savunma takımı olduğunu reddediyor. Belli bir süre daha gözlemlememiz gerekiyor Galatasaray'ı. Şifrelerini tam olarak çözebilmemiz için...

22 Ekim 2010 Cuma

Frank Rijkaard'ın Ardından



Başarısızlıkla geçen bir sezonun ardından,etrafta bir sürü isim dolaşıyor;türlü türlü teknik direktör, Galatasaray'ın başına getiriliyordu. İşte yine böyle bir günün akşamında,etrafa Fatih Terim ismi yayılmıştı. Özellikle gecenin geç saatlerinde,bu işin bittiği ve hocanın birkaç gün içinde imza atacağı dahi konuşuluyordu. Fatih Terim ismi beynimize öyle bir işlemişti ki, başka bir teknik direktör ile takımın adı anıldığı zaman,tedirgin oluyorduk. Ertesi gece ,Co Adrianse'nin Hollanda basınına demeç verdiğini ve Galatasaray ile anlaştığı haberini tüm medya kuruluşları son dakika haberi olarak geçiyordu. Biz ise bilgi kirliliğinden feleğimizi şaşırmış bir halde,sıcak yatağımıza yatıyorduk.

Ertesi sabah benim için sevindirici bir gündü. İstanbul'un sıcak ve kirli havasından uzaklaşıp,yazlığın yolunu tutacaktım. Bu sırada aklımın bir köşesi hala Galatasaray'a gelecek teknik adamdaydı. Evden çıkmadan önce,babamın da önerisiyle son bir kez tv karşısına geçip,gelişmelere göz attım. Tam televizyonu kapatıp,aşağı ineceğim esnada;Ntvspor'da turuncu bir renkte son dakika haberi girilmişti. '' Galatasaray Teknik Direktörlük için Hollandalı Frank Rijkaard ile anlaştı''.

Tabi bu haberi duyunca ilk işim babamı aramak oldu. Onu aradığımda sitemkardım. Beynimize Fatih Terim ismi işlediği için,Frank Rijkaard ismini beğenmemiştim aklımca. Tabi bu duygusallık kısa sürdü. Aradan 5-10 dakika geçtikten sonra babamı arayıp;'' Bu adamı nasıl Türkiye'ye getirdik'' deyiverdim.

Bundan sonrasını ise biliyorsunuz. Yapılan transferler,hazırlık kampları,sezon içinde alınan sonuçlar vs.

Peki Galatasaray yönetimi Frank Rijkaard'ı gerçekten bir plan dahilinde mi göreve getirmişti ? O dönem bu soruya verdiğim cevap ''evet''ti. Ancak şu an geldiğimiz noktaya bakınca,net bir biçimde cevabım ''hayır''a dönüşüverdi.

Frank Rijkaard başarılı olmuştur,olamamıştır. Bu ayrı bir mesele. Ancak sen Frank Rijkaard için ''devrim'' kelimesini kullanıyorsan ve onunla uzun süreler çalışmak istiyorum diyorsan,1.5 sene sonra onunla yollarını ayıramazsın.

Adnan Polat mali anlamda yakaladığı başarıyı,sportif olarak taçlandıramayınca; tek bir çıkar yol buldu kendinde. O da teknik direktör değişikliği. Eğer bunu yapmamış olsaydı, kendisi idam sehpasına konacaktı.

Peki Frank Rijkaard hatayı nerede yaptı ?

Aslında en büyük sorun,Frank Rijkaard'ın bir Avrupalı mantalitesine sahip olmasından kaynaklanıyordu. Bunun tersine,çalıştığı futbolcular bu mantaliteden çok çok uzaktı. En önemlisi de profesyonel değildiler. Mesela Frank Rijkaard,modern bir uygulama olarak,kamp olayını kaldırdı Florya'da. Futbolcular ise,kendilerine sunulan bu imkanı hovardaca kullandılar. Başka bir örnek verecek olursak; Fenerbahçe maçındaki disiplinsiz davranışı nedeniyle Keita'yı 3 maç oynatmadı Frank Rijkaard. Oyuncusunun aklı başına gelir,aynı hatayı tekrarlamaz diye düşündü. Halbuki Keita'nın zerre umurunda değildi yedek kalmak,o parasına bakıyordu. Keza aynı örnek Servet Çetin için de geçerli. Servet'i idmanda yaşadığı tartışma nedeniyle kadro dışı bıraktı Frank Rijkaard. Yine oyuncusunun profesyonel bir oyuncu gibi akıllanacağını düşünüp,ertesi hafta ilk 11 e koydu. Ancak o Servet,belki de Frank Rijkaard'ın Galatasaray kariyerinin bitmesine neden oldu.

Yani insancıl olması,çalıştığı oyunculara saygı göstermesi,onları özgür bırakması Frank Rijkaard'ın sonunu getiren etmenler oldu. Acı,ama gerçek olan bu.

Tabi Adnan Polat ve yönetiminin de bu başarısızlıktaki payı çok büyük. Frank Rijkaard'ın,bu sezon için 36 kişilik bir transfer listesi verdiğini ancak listedeki hiçbir oyuncunun alınmadığını duyduk önemli kişilerden. Maalesef ki,antrenör getirmekle işin bittiğini düşündü yönetim. Geçen sezon,Ali Sami Yen'de kaybedilen Fenerbahçe maçından sonra Galatasaray'ın yaşadığı süreç ortada. Eğer o dönem yaşananlar iyi analiz edilmiş olsaydı,bu sene çok daha farklı bir Galatasaray görebilirdik. Ancak yönetim bunu yapmayıp,Türkiye standartlarına uygun bir takım yaratmasını istedi Frank Rijkaard'dan. Bir nevi,Hollandalı hocayı bilmediği bir dersten sınava soktu.

Netice itibariyle, Adnan Polat'ın Frank Rijkaard geldiği zaman söylediği''Devrim''sözü gerçekleşmedi. Buna rağmen kurduğumuz total futbol hayalleri çok güzeldi. Her ne kadar ''sadece hayal'' olarak kalsa da....



Kıvırcık saçlarına
Ak düşmüş uçlarına
Cimbom taraftarına
''Son kez''el salla
Frank Rijkaard

19 Ekim 2010 Salı

Galatasaray'ın Müşkül Durumu





Aslında ''sevgili yönetimimiz'', aldığı radikal kararları açıklayana kadar bir şey yazmayı düşünmüyordum. Çünkü Rijkaard ile yolların ayrıldığı resmen açıklanınca,uzun bir yazı yazma düşüncesine sahiptim. Bu düşüncem hala geçerli ancak kısa da olsa,içinde bulunduğumuz durum ile ilgili bir iki şey yazma ihtiyacı hissettim.


Kol kırılacak,yen içinde kalacak.


Daha önce bir çok antrenörün gitmesine sebebiyet veren Galatasaray'ın yerli futbolcuları,bu kez de,Frank Rijkaard'ın başını yedi. Aslında Rijkaard bunu bir çok kez ima etti,ama biz anlamadık,ya da anlamamazdan geldik. Buna en güzel örnek Ankaragücü maçı. Açın internetten Galatasaray'ın yediği golleri bir kez daha izleyin. Ne demek istediğimi anlayacaksınız. Açık açık yazmak istemiyorum. Galatasaraylı defans oyuncularına da bu süre zarfında göz atarsanız,şifreyi zaten çözmüş olursunuz.

Yönetimin şu an bir planı falan yok. Özellikle Adnan Polat'ın teknik direktör seçimi konusunda pek başarılı olmadığını biliyoruz. ''Rijkaard nasıl geldi o zaman'' diye soracak olursanız da, adres olarak Haldun Üstünel'i gösteririm. Her ne kadar Florya'nın yönetimini çok iyi yapamayıp, başarısız olsa da; futbol bilgisi üst düzeyde olan bir isimdi Haldun Üstünel. Frank'ın gelişinde de doğrudan işin içinde olan kişi oydu. Bir şekilde yönetim kurulundan ayrılmak zorunda kaldı ve şu an Galatasaray'ın içinde bulunduğu kriz döneminde yönetimde değil. Zaten teknik direktör seçiminde başarısız olan Adnan Polat,bu kez ona yardım edecek biri olmadan, bu kriz dönemini atlatmaya çalışıyor.

Rijkaard'ın bileti kesildi. O artık olmayacak. Peki yerine kim gelecek ? İşte yönetimde bu sorunun cevabını bilmediği için,o ''radikal'' kararları açıklayamıyor.

Şu saatten sonra kim gelirse gelsin. Oyuncular ne mental olarak ne de fiziksel olarak Fenerbahçe maçına hazırlanamayacaklar.

Realist olmak lazım. Galatasaray'ın önünde iki seçenek var.

Oyuncular;ya bu sene hiç yapmadıkları bir şekilde,yüreklerini ortaya koyup,Kadıköy'de onur mücadelesi yapacaklar

ya da

Liverpool'da Beşiktaş'ın başına gelen;Kadıköy'de Galatasaray'ın başına gelecek.

Artık top futbolcularda. Bu zamana kadar bir çok hocanın başını yaktılar ve biz bu işi kendimiz başarırız dediler. Bununla da yetinmeyip, performanslarını ikiye katlayarak,hocasız bir şekilde şampiyon oldular.

Şimdi önlerinde hiç de kolay olmayan bir sınav var. Bakalım daha önce bir çok kez başvurdukları strateji,bu denli zor bir maçta onları kurtarabilecek mi ?

Merakla bekliyoruz...

9 Ekim 2010 Cumartesi

Almanya Maçının Ardından:Aciz Kalmak




Maçı çok gürültülü bir ortamda gayri ciddi bir şekilde seyrettim. Bu yüzden uzun bir maç yazısı yazma şansım yok. Bu şekilde maç izlerken dahi,Türk Milli Takımı'nın, Almanya karşısında düştüğü aciz durumu,çok net bir biçimde gördüm.

Özellikle oyunun hücum kısmında,inanılmaz yetersiz bir Milli Takım vardı. İkinci yarı Hamit'in bireysel çabaları olmasa,neredeyse top tutamayacaktık ileride.

Hücumda bu kadar etkisiz olduğumuz bir maçta,eşi bulunmaz bir fırsat yakaladık Halil ile. Ancak Halil'in tek vuruş yapmak yerine,''topu stop edip,sonra vurayım'' düşüncesi; bizim için gecenin bittiğini müjdeleyen pozisyon oluyordu. Ümit Karan'ın oynadığı futboldan zerre haz etmem,Galatasaray'dan gitmesini istediğim öncelikli futbolcuların başında geliyordu kendisi,ancak adam tek vuruşlarda Türkiye'nin bir numarasıydı. Halil'den de aynı özgüveni beklerdim o pozisyonda. Muhtemelen o cesareti gösterse,skora denge gelecekti ve oyun bizim lehimize dönecekti.

Bu pozisyon bizim takıma biraz da özgüven kazandırdı. Almanya'nın bizden çok da güçlü bir takım olmadığını anladılar ama biraz geç oldu tabi. Genlerimizden gelen, saldır babam saldır anlayışını sahaya yansıttığımız dakikalarda,geriyi inanılmaz boşladığımızı fark edemedik bile. Zaten çok ahım şahım bir takım olmayan ve kontra atak futbolunun vazgeçilmezi olan ''ara paslarını'' atabilecek bir Mesut Özil'e sahip Alman Milli Takımı,Türkiye'nin bu zaafını iyi değerlendirdi ve farkı artırdı. 2. golden sonrasını ise konuşmaya pek gerek yok. Demoralize olmuş bir Milli Takım,Türkiye'yi yere düşürmüşken bir tekme daha atmak isteyen Alman Milli Takımı...

Açıkçası çok ağır bir mağlubiyet oldu. Belki mağlup olabilirdik ama bu kadar farklı bir şekilde bunun olacağını tahmin etmemiştim. Kabul edilse de edilmese de,Arda Turan hem Galatasaray'ın hem de Milli Takımın en önemli oyuncusu konumunda şu an. Arda, Almanya karşısında sakat değilde,oynuyor olsaydı; daha dengeli bir oyun,hücumda daha yapıcı bir Türkiye izleyebilirdik.

Her ne kadar çok güçlü olduklarını düşünmesem de Almanya Almanya'dır. Önemli olan önümüzdeki Azerbaycan müsabakasına iyi hazırlanmak. O maçta kesinlikle puan kaybı yapmamamız lazım. Kısa vadede bu çok önemli çünkü.

Kabul etmek gerekir ki,bu mağlubiyetle birlikte grup birinciliği şansımız biraz zora girdi. Almanya'nın gruptaki diğer takımlara karşı ekstra bir puan kaybı yapacağını düşünmüyorum. İş Türkiye'deki maça kalsa dahi,3 farkla Almanları yenmek kolay iş değil. Bizim öncelikli hedefimiz ''en iyi 2. olabilmek'' olmalı. Bunu başaracak güçteyiz. Yeter ki umudumuzu yitirmeyelim...

2 Ekim 2010 Cumartesi

Karabükspor Maçının Ardından: Seri Sona Ererken




Galatasaray,neden olduğunu bilmediğim bir şekilde,taktik değişikliğine gitti bu maçta. Bir kimlik değişikliğine gittiğini söylüyordum Galatasaray'ın ama ,yaşanan bu taktik değişikliğin,kavuşmak istenilen yeni yüzle pek bir ilgisi yok.

Geçen seneden farklı olarak 4-2-3-1 sistemiyle sahada yer alan ve daha sağlam bir takım görüntüsü çizen Galatasaray, bu maçta 4-3-1-2 gibi bir dizilişle sahadaydı.

Hafta içi yaşanan Servet skandalı,ister istemez takıma yansıyacaktı. Ancak maç günü,Rijkaard'ın babasından gelen üzücü haber,dertleri katmerledi. Açıkçası Rijkaard'ın Karabük'ten ayrılıp,ülkesine gitmesini bekliyordum. Gitmedi,bir profesyonel gibi davrandı. Ancak aklının, maçta olmadığı açıktı. Böyle bir ortamda,Rijkaard'tan sağlıklı hamleler beklemek,akıl karı bir iş değil.

Tüm bu zorlukların dışında,asıl oyun felsefesinden kopuk bir Galatasaray gördük sahada. Bu sezon ki önceliği''gol yememek'' olan Galatasaray; savunmasında yaptığı basit hatalarla dikkat çekti. Öyle ki,son 4 maçta rakiplerine,ahım şahım pozisyonlar vermemişti Galatasaray. Bunun akabinde takımdaki yetenekli oyuncuların bireysel becerisiyle golleri bulup,3 puanı alıyordu. Bu sayede bir seri yakalanmış,oyuncuların özgüveni yerine gelmişti. Sistem içinde çok önemli bir adam olan Baros'un da form tutmasıyla beraber,özlenen Galatasaray geçen hafta belirmişti. Ancak Baros'un sakatlığı,Arda'nın yetişememesi,saha zemini ve her ne kadar pek fazla konuşmayı istemesem de hakemin yanlış kararları,Galatasaray'ın ,bu kritik haftada galip gelmesine engel oldu.

Takım için önemli bir isim olan Lorik Cana'nın bir hafta çok iyi,sonraki hafta rezil oyunu,Galatasaray'ın istikrarlı olarak güzel futbol oynamasına engel oluyor. Karabük maçında yapmış olduğu inanılmaz hata,zor bir hafta geçiren Galatasaray için,hiç de beklenmedik bir maç başlangıcı yapmasına neden oldu. Henüz 1. dk da gelen gol,oyuncuların demoralize olmasına sebep oldu. Oyunu kontrollü olarak götürüp,sonradan neşteri vuran Galatasaray için bu başlangıç,gerçekleşebilecek en olumsuz senaryoydu. Akabinde gelen 2. gol,Galatasaray'ı altından kalkamayacağı bir yükün altına sokuyordu. Her ne kadar 75. dakikadan sonra,farkı 1 e indirmenin vermiş olduğu heyecanla,oyunu rakip yarı sahaya yığsa da, aradığı beraberlik golünü bir türlü bulamadı Rijkaard'ın öğrencileri. Sezon başında yapılan ve hiç hesapta olmayan puan kayıplarının acısını çekiyor Galatasaray.

Aynı zamanda geçen haftadan daha stratejik bir maçtı Karabük maçı. Beşiktaş Trabzon ile Bursa İBB ile oynuyordu çünkü. Puan kaybetmeleri muhtemel. Kazanıp,bir anlamda ilk 2 maçtaki hatasını telafi edebilirdi Galatasaray. Ama bunu başaramadı. Baros'un ve Arda'nın katılımıyla,yeni bir seri yakalayabilir Rijkaard'ın talebeleri. Ancak bu sefer seri yakalamak,bir önceki kadar kolay olmayacak...