30 Kasım 2010 Salı

Elano’nun Santos’a Transferi




Geldiği ilk gün aklımda.Yazlıktaydım. O gece film izlemeye niyetlenmiştim. Kaptırmışım kendimi. Saat olmuş 4.30. Dedim artık yatma vakti geldi. Halbuki o sıra Elano açıklanmış,ancak benim haberim yok. Kapattım bilgisayarı,vurdum kafayı yattım. Sabahın yedisinde babam aradı. Telefonu halam açmış. Babam’’Çabuk bizimkini kaldır ona bomba gibi haberim var’’demiş. Uykuya düşkün bir insanım,bu yüzden feragat etmeyeyim dedim. Ancak halamdan ‘’Elano’yu almışsınız’’ lafını duyunca birden yataktan fırlayıverdim. Elano yahu Elano! City’de ve Brezilya Milli takımında harikalar yaratan,kariyerinin en olgun çağındaki adam! Ondan bir iki hafta önce de Keita gelmiş! Sevinçten havalardayız! Kız arkadaşlarımdan birini gördüm msn de. Hayırdır yahu ne işin var bu saatte,senin uyuyor olman lazım dedi. Elano dedim sadece. Çıktım msn den..

Ama gelin görün ki,bizleri bu kadar heyecanlandıran Elano,2 senede yokları oynadı Galatasaray’da. Akıllarda kalan tek hareketi,Kayseri’ye attığı muazzam gol. Onun dışında bizi sevindirecek pek fazla bir hareketi olmadı. Aynı Elano’ya tekliflerin olduğunu haftalar öncesinden ‘’ben’’ biliyordum. Yönetim ve Hagi ise bu tarz teklifler olduğunu bile bile Misimovic’i kadro dışı bıraktı. Güler misin ağlar mısın..

Lincoln’den sonra formama ismini yazdırdığım 2. futbolcuydu Elano( Hagi’nin formasını almış,arkaya sadece 10 yazdırmıştım. Çünkü onun yeri ayrı). O da Lincoln gibi beklentileri karşılayamadan gitti. Her ayrılık acıdır. Yine de her şey için teşekkürler Elano Ralph Blumer…

Barcelona:5-0:Real Madrid




İki takımında bu maça kadar ki istatistiklerine baktığımızda,süper bir maçın bizleri beklediği öngörüsünde rahatlıkla bulunabilirdik. Barcelona’nın formu geçen haftaki Almeria galibiyetiyle tavan yapmıştı. Real Madrid ise,Mourinho ile aylardır kaybetmiyordu. El Clasico öncesi Barcelona sempatizanları Barcelona’nın kazanacağını,Real Madrid destekçileri de Real’in kaybetmeyeceğini vurguluyorlardı.

Halbuki Madridlilerin bu maçı kazanacağına olan inançları tamamen Mourinho kaynaklıydı. Eğer ki takımın başında Mourinho değil de x bir kişi olsaydı;Real Madrid, Nou Camp’a bu kadar iddalı kesinlikle gelemezdi.

Ne Ronaldo’ya,ne Lass’a ne Özil’e ne de Higuain’e güveniyorlardı. Tek güvenceleri Mourinho’nun sahip olduğu ‘’winner’’ karakteriydi. Ancak unuttukları nokta,Mourinho’nun ‘’son gülen iyi güler’’ atasözündeki, ‘’son gülen’’ olduğuydu. Öyle ya,İnter’in başındayken de grup maçlarında Barcelona’ya karşı galibiyet alamamış,ancak yarı finalde rakibini eleyerek, ‘’ alın siz topunuzla oynayın ben de kupayı almaya gidiyorum’’ demişti.

Açıkçası Mourinho’da baskıdan etkilenmişti. Bunu sahadaki hal ve hareketlerinden ya da verdiği demeçlerden rahatlıkla anlayabilirsiniz.

Sahadaki Real Madrid ise ne yapacağını bilmez bir haldeydi. Savunma desen savunma yapamıyor,hücum desen hücum yapamıyor. Mourinho’da kararsızdı çünkü. Takımının defansına İnter’dekine oranla daha az güvendiği ve artık Real Madrid gibi bir takımı çalıştırdığı için salt defans yapamadı. Ancak o takım işin ilginç yanı hücumda yapamadı. Bu da maçın kontrolünü ilk dakikadan itibaren Barca’nın ele geçirmesine sebep oldu. Maçın başındaki bu baskı gol getirince,Real Madrid bir silkelenme fırsatı buldu. Çünkü o golü illaki yiyeceklerdi ve bu gol onları kendilerine getirecekti.

Real Madrid biraz olsun silkinde bu golle,ama defansında ciddi sorun olduğu ortadaydı. Bazı pozisyonlarda Pepe,diğerlerinde ise Carvalho,inanılmaz boşluklar veriyordu rakiplerine. Tabiî ki bunda hücumu seven iki bekin ( Marcelo ve Ramos) etkisi de çok büyüktü.

2.golden sonra Real Madrid’in başvurduğu sertlik az da olsa işe yaramıştı. Oyun çok sık durmaya başladığından;tempo çok düşmüştü. Bu da Real Madrid’in işine geliyordu. Eğer ki ilk 45’te bir gol bulabilselerdi; Mourinho yeni bir tarih yazabilirdi.

İlk yarının aslında iki kırılgan ismi vardı Madrid adına. Birisi Özil,diğeri de Di Maria. Mourinho gerekeni yaptı ve Özil’in yerine Lass’ı oyuna sürdü. Ama artık çok geçti. Madrid gibi büyük bir kulübü çalıştırıyor olmanın verdiği baskı,Lass’ı değil Özil’i sahaya sürmeyi emrediyordu. Mourinho’nun da dediği gibi 3. gol,maçı bitiren goldü. Bu saatten sonra fark yememek Real Madrid ve Mourinho’nun temel amacıydı.

Ancak bu maçı Mourinho sayesinde kazanacağını düşünen sadece taraftarlar değildi. Real Madridli futbolcularda bu düşüncedeydi. Zira 3.golden sonra afallamalarının yegane sebebi buydu. Mourinho’nun da alışık olmadığı bir skor vardı sahada. Yapacak bir şeyi kalmadığını anlayan Portekizli,kulübede oturarak bekledi maçın bitmesini.

Barcelona’nın makine gibi işleyene sistemine kafa tutabilecek tek bir isim var dünyada. O da Jose Mourinho’dan başkası değil.
Mourinho bir winner ve en son gülen kişi hep o oluyor. Mourinho’nun kariyeri boyunca bu böyleydi ve bundan sonrada hep böyle olacak.

28 Kasım 2010 Pazar

Beşiktaş Maçının Ardından: 2 Kötü,1 Kazanan Takım




Galatasaray için lig çoktan bitmişti. Ama Kayseri maçında sergilenen iyi futboldan dolayı,Beşiktaş karşılaşması ‘’bir geri dönüş olabilir mi ? ‘’ düşüncesiyle hazırlanılan bir maç olmuştu. Galatasaraylı taraftarların büyük bir heyecan ve büyük bir istekle Ali Sami Yen’i doldurmaları kuşkusuz bundan kaynaklanıyordu.

Kadroları elimize aldığımızda,Galatasaray’da geçen haftadan farklı olarak Lorik Cana’nın 11 de olduğunu gördük. Kesik yiyen isim Barış Özbek’ti. Yani geçen haftanın en çok mücadele eden,en çok savaşan futbolcusu! Bu tercih bende bir hayal kırıklığı yarattı. Lorik Cana’nın 11 de düşünülmesi ne kadar doğru bir hamleyse;Barış’ın yedek soyunması da o kadar kötü bir hamleydi.

Ali Turan’ın maçın başında yapmış olduğu ve maçın gidişatını ciddi bir şekilde etkileyen hatasından önce, Galatasaray’ın rakibine karşı aldığı (ya da almadığı) önleme değinmek lazım.

Galatasaray’a geldiği günden bu yana,oynadığı zor maçlarda rakiplerine aldığı önlemlerden dolayı Hagi ve Tugay ikilisini hep onore ettim. Analizleri bu denli iyi olan ve rakiplerdeki önemli oyuncuları,aldığı önlemlerle durduran bu ikili ; Beşiktaş maçında dersine iyi çalışmamış gibiydi. En az Galatasaray kadar dağınık bir halde olan Beşiktaş’ta ,takımı toparlayacak olan tek adam Guti’ydi. Gelin görün ki bu Guti, Beşiktaş’a geldiği günden bu yana en rahat maçlarından birini oynadı. Orta sahada istediği gibi topla buluşup,takımını yönlendirdi. Hagi-Tugay ikilisi bu isme nasıl önlem almaz,hakikaten bilmiyorum.

Barış Özbek’in yedeğe çekilmesinin dışında,kaybeden takımı bozmamış Hagi. Aslında en büyük hatayı da burada yapmış. Haftalardır sağ açıkta dökülen Sabri’yi esas yerine alması gerekirken,orada Ali Turan’ı oynatarak hem hücumsal anlamda hem de defansif anlamda Galatasaray’a zarar verdi. Zaten yaptığı hatanın bedelini de maçın başında yenen penaltı golüyle ödedi. Özgüven denen kavramdan bir haber olan Galatasaraylı oyuncular;erken gelen bu gol ile de içinden çıkılmaz bir ruh haline büründüler. Buna rağmen,bir derbi maçta girilebilecek bütün pozisyonlara girdiler. Ancak Pino’nun ‘’forvet’’ oyuncusu olmaması;Galatasaray’ın bu fırsatları değerlendirmesine engel oldu.

Galatasaray’da tahribat ağırdı Hagi takımı aldığında. Yaz boyunca çalışmayan, bu yüzden de kondüsyon olarak sıkıntıda olan futbolcular topluluğu ve sıfır özgüvene sahip bir takım. Galatasaray,Beşiktaş maçının devre arasında soyunma odasına girerken;hali hazırdaki bu sıkıntıların yanı sıra,bir de skor dezavantajına sahipti. Bu skor dezavantajından kurtulabilmesi için de; ciddi bir özgüvene ve kondüsyona ihtiyacı vardı. Kısacası Galatasaray’ın maçı çevirme şansı,hemen hemen hiç yoktu. Hem de bu sezonun en kötü Beşiktaş’ına karşı…

Beşiktaş’ın pozisyon bulup,farkı ikiye çıkarması muhtemeldi ve öyle de oldu. Oyun olarak sınıfı geçemeyen Beşiktaş’ın yapmış olduğu en önemli hamle,Pino’yu kontrol etmesiydi. Çünkü Galatasaray’ın tehlike yaratacak tek ismi Kolombiyalı oyuncuydu. Onu savunma arkasına kaçırmadığı sürece görev tamamlanacaktı. Beşiktaş bu hatayı yalnızca 1 kere yaptı. O pozisyonu da Pino ‘’ ben forvet değilim’’ dercesine harcadı. Beşiktaş iyi değildi ve Galatasaray’ı bir şekilde durdurmayı başarmıştı. Hücumda ise fazla bir şansı yoktu. Bu sebepten,maçın başında gelen gol Beşiktaş’ın işini fazlasıyla kolaylaştırdı. Maçın kaderini değiştirebilecek tek takım Galatasaray’dı. Ancak Hagi gibi futbolu iyi bilen bir ismin yanlış oyuncu değişiklikleri olmasa...

Nitekim bugün sahada izleyenlere zevk vermeyen,skor odaklı bir derbi vardı. Ya, ligde teslim bayrağını çeken Galatasaray umudunu da kaybedecekti,ya da ezeli rakibi Beşiktaş’ı da lig yarışından uzaklaştıracaktı.
Birincisi oldu. Ligden hiçbir beklentisi olmayan Galatasaray,artık umudunu da kaybetti. Beşiktaş ise lig yarışına yeniden dahil oldu. Onları şimdi ‘’olmak ya da olmamak’’ anlamına gelen Bursaspor maçı bekliyor. Ya Galatasaray gibi lig yarışına hoşça kal diyecekeler,ya da bu hafta elde ettikleri avantajı ciddi bir biçimde kullanacaklar…

26 Kasım 2010 Cuma

Galatasaray-Beşiktaş // Maç Öncesi




Galatasaray'ın Fenerbahçe ile Kadıköy'de oynadığı her maçtan önce,Fenerbahçe'nin yakaladığı galibiyet serisini hatırlara getirerek, Galatasaray üzerinde baskı kurmaya çalışan medya;ne hikmetse 8 yıldır Ali Sami Yen'de beraberliği dahi olmayan Beşiktaş'a karşı,böyle bir uygulamaya gitmedi.
Herhalde bu tarz bir kampanya başlatmaları için,renklerimizin sarı-lacivert olması gerekiyordur,kimbilir ?

Galatasaray için belki de sezonun en önemli karşılaşması. Geçen hafta oynanan Kayseri maçı da çok önemliydi aslında. Galatasaray'ın orda bir şekilde kazanması gerekiyordu ancak bunu başaramadı. Lider Trabzonspor özelinden bakarsak,onların puan kaybettiği haftada Galatasaray'da puan kaybetti ve aradaki fark açılmadı. Velev ki maçı kazanmış olsaydı Galatasaray;Beşiktaş maçı daha farklı anlamlar taşıyabilirdi.

Kayseri'den gelmeyen galibiyete rağmen Beşiktaş maçı bir sıçrama tahtası olabilir Galatasaray için. Galip gelmesi halinde,hem ezeli rakiplerinden birini ciddi bir kaosun içine itecek hem de özgüven kazanma konusunda çok büyük bir adım atacak. Galatasaray'daki özgüven sorunu fazlasıyla göze çarpıyor. Bunun yegane sebebi,Galatasaray'ın bir galibiyet serisi yakalayamamış olması. Ayrıca yakalanacak bu seri,Galatasaray'ın lig sıralamasını da çok olumlu bir şekilde etkileyebilir. ( Sene başında 3-6. haftalar arasında oynadığı maçları kazanarak,bu çok eleştirilen takımın sıralamada ne kadar yukarılara çıktığını gördük.)

Hafta arası beklenmedik haberlerle sevindi Galatasaraylılar. Son senelerde,sakatlanan oyuncular beklenen tarihten fersah fersah geç sahalara dönüyor ve taraftar kahroluyordu. Ancak bu sene bunun tersi oluyor. Manisaspor maçında ayak bileğindeki bağlar kopan ve 3 hafta sahalardan uzak kalacağı açıklanan Lorik Cana,Beşiktaş maçı öncesi hazır hale geldi. Ancak bunun dışında Galatasaraylıları ciddi manada heyecanlandıran haber Milan Baros'tan geldi. İlk yarıyı kapattığı açıklanan Çek golcü,Beşiktaş maçı öncesi takımla çalışmalara başladı ve gelen haberlere göre oynama ihtimali de bir hayli yüksek. Her ne kadar Baros'un ilk 11 de başlayacağını düşünmesem de,Hagi'nin Baros'a özel kondüsyon çalışmaları yaptırdığını biliyorum. Bu beni işkillendirmiyor değil. Beşiktaş'a bir sürpriz yapabilir Rumen teknik adam.

Pino'nun forvette oynaması stratejik bir hamleydi. Günü kurtarabilmek açısından da gayet başarılı oldu. Ancak Kayserispor maçıyla ilgili yazımda bu taktiğin miyadını doldurduğunu söylemiştim. Yalnız Beşiktaş maçı için bu düşüncemden vazgeçiyorum. (Baros'un oynamayacağını varsayarsak) Pino,Beşiktaş defansını aşabilmek için Galatasaray'a Allah'ın bir lütfu adeta. Beşiktaş'ın bu sezon oynadığı maçlara bakarsanız,savunmasının arkasında çok büyük açıklar verdiğini görürsünüz. Sene başına dönmeye gerek yok. İnönü'deki Porto maçına bakmanız yeterli. Öyle açıklar verdiler ki savunmada,9 kişi kalmış Porto elini kolunu sallaya sallaya 3 puanı aldı Beşiktaş'tan. Bunu da, savunma arkasına atılan toplarla başardı Portekiz ekibi. Bu anlamda oyuna Pino ile başlamak,Galatasaray için inanılmaz artı bir durum olacaktır. Her ne kadar Beşiktaş Pino'ya önlem alacaksa da, salt forvet olmayan ve sürekli gezen Pino'yu durdurmaları o kadar kolay olmayacaktır.

Lorik Cana'nın gelişiyle orta sahada eli güçlenen Hagi'den, Barış-Ayhan-Cana üçlüsünü bekleyebiliriz derbi için. Derbinin kaderini orta sahanın çizeceğini varsayarsak,Lorik Cana'nın tekrar sahalara dönüşü Galatasaray için büyük şans. Bu bölgeye Barış ile birlikte, ciddi bir direnç ve sertlik kazandıracaktır Arnavut oyuncu.

Aynı Fenerbahçe maçında olduğu gibi bire bir adam eşleşmelerini görebilirz bu maçta da. Hagi ve Tugay'ın rakiplerini çok iyi analiz etmesi,bu eşleşmelerde etkili olan faktör tabiki. Hem Fenerbahçe hem de Trabzonspor maçında,rakibin tehlike yaratacak hemen hemen bütün oyuncularına çok ciddi önlemler almıştı bu ikili. Hatırlarsanız Trabzonspor'da Selçuk ve Colman,Fenerbahçe'de de Niang ve Stoch ciddi manada oyunun genelinde etkisiz kaldılar. İşte bunun temel nedeni Hagi-Tugay işbirliğiydi. Beşiktaş'ın bu maçta tehlike yaratabilecek tek oyuncusu Guti gibi gözüküyor. Galatasaray'ın defansın arasına atılan toplarda sıkıntı yaşadığını göz önüne alırsak,Guti'ye önlem alması şart. Peki bunu kim yapabilir ? Aslında takımda bu görevi başarabilecek iki oyuncu var. Birisi Lucas Neill,öbürküsü de Lorik Cana. Burada kararı Hagi verecek. Fenerbahçe maçında Neill, Niang'ı başarıyla savunmuştu. Lorik Cana ise Emre'ye yakın oynamıştı. Ancak Guti'nin orta sahadan top alacağını düşündüğümüzde,bu görevi (oynadığı takdirde)Lorik Cana'nın üstlenceğini düşünüyorum. Quaresma'nın olmayışı ciddi bir artı Galatasaray için. Eğer oynasa,çok zor anlar yaşatırdı Galatasaray'a.

Beşiktaş'ın kaderini etkileyecek oyuncu da Ersan Gülüm olacak. Geçen hafta o da sakatlanmıştı. Mr falan çekilecekti. Son durumu nedir bilemiyorum. Ancak oynaması halinde Galatasaray'ın işini zorlaştıracak yegane oyuncu Beşiktaş açısından. Schuster adam adama markaj verir mi bir fikrim yok. Galibiyet istiyorsa mecburen açık oynamak durumunda. Quaresma sakat değilken,savunmaya daha fazla ağırlık verebiliyordu Alman hoca . Quaresma'nın bireysel çabası bir şekilde hücumda varolmasına yetiyordu çünkü. Ancak Quaresmasız bir Beşiktaş'ın hücumda etkili olabilmesi için defansını ciddi manada riske etmesi gerekiyor. Bu da tabiki Galatasaray'ın işine gelen bir durum olur. Fatih Tekke'nin oynayacağı söylentileri var. Oyuncusuna bu kadar tavır almışken böyle önemli bir maçta onu ilk 11 başlatacağını sanmıyorum Alman hocanın. Ancak Schuster biraz ilginç bir teknik adam. O yüzden net bir şey söylemek doğru olmaz. Beşiktaş'ın ileri üçlüsü Tabata-Holosko-Nobre olur büyük ihtimalle. Tabata kanat oynamaktan çok içeriye katetmeyi seviyor. Bu bakımdan Quaresma gibi kanatlara inip orta yapması söz konusu olmaz. Nobre Galatasaray'ın belalısıydı ama Mondragon varken. İki takım arasındaki son maçlarda, Galatasaray'a gol atma fırsatını yakalayamadı Nobre.

Ali Ece abimizin de kulaklarını çınlatalım Nobre'den bahsederken. Kendisini tanıyanlar Nobre'den haz etmediğini iyi bilir :)

21 Kasım 2010 Pazar

Kayserispor Maçının Ardından: Çizgiyi Geçmeyen Top



Galatasaray'ın içinde bulunduğu durumu göz önüne aldığımızda,oynanan maçları değerlendirmek pek akıllıca olmaz. Çünkü Galatasaray'daki asıl sorun başka yerlerde. Saha içerisinde alacağı sonuçlar ise sadece günü kurtarır.

Hafta içi radikal bir kararla kadro dışı kalan Misimovic'in ardından,Kayserispor maçında İnsua'nın de kesik yiyeceğini;Galatasaray ile içli dışlı olan hemen herkes biliyordu. Bu noktada Hagi bizi şaşırtmadı ve Misimovic'ten sonra İnsua'yı da kızağa çekti. Maç öncesi yakın çevrem ile bu maçı konuşurken,Galatasaray'ın kaybedeceğine inanmadığımı söylemiştim. Bu bir histi. Yoksa haftalardır çalkantılı günler geçiren bir takımın,Kayserispor gibi bir takıma karşı kaybetmeyeceğini idda etmek pek sağlıklı bir düşünce olmazdı.

Hagi'nin göreve gelişinin üzerinden neredeyse 5 hafta geçti. Hagi'de gözlemlediğim ilk şey,Tugay ile birlikte rakipleri çok iyi analiz ediyor olmaları. İkincisi ise Hagi'nin çok inatçı olduğu. Fenerbahçe maçından önce eldeki imkansızlıklar,Pino gibi tehlikeli bir hücum silahının varlığından haberdar etmişti Galatasaraylıları. Ancak bu hamle,1-2 maç idare edebilirdi Galatasaray'ı. Hagi ise Pino'nun bu üstün performansına öylesine aldandı ki,üzerinden haftalar geçmesine rağmen hala Pino'yu forvette kullanmaya çalışıyor. Kısaca,aşk bitti sevgi kaldı geriye. Ama Hagi, biten aşkı yeniden alevlendirmeye çalışıyor. Nitekim Hagi'de bazı şeylerin farkına vardı ve Pino'yu oyundan alıp yerine forvet özellikleri Pino'dan daha fazla olan Mehmet Batdal'ı soktu. Ancak Hagi'nin oyuncu değişikliklerinde yapmış olduğu tek olumlu harekette buydu. Mehmet Batdal tercihi ne kadar doğruysa,Emre Çolak ve Aydın Yılmaz tercihleri de o kadar yanlıştı. Buna değineceğiz.

Hagi deplasmanlarda klasik olarak kontrollü oynatıyor takımı. Çünkü rakip Galatasaray olunca,diğer takım ev sahibi olmanın da avantajıyla,Galatasaray'ın üzerine saldırıyor. Hagi'de kontrollü oyunu tercih ederek,önce bu akınları savuşturuyor,ardından da karşı atağa geçiyor. Fenerbahçe ve Trabzonspor maçlarında olduğu gibi,bu maçta da bunu fazlasıyla gördük. Ancak tek bir farkla. Galatasaray bu iki maça karşın,kalesinde çok daha fazla pozisyon verdi. Fenerbahçe ve Trabzonspor maçlarını hatırlarsanız,Galatasaray'ın rakiplerine maç boyunca en fazla 2 pozisyon verdiğini görürsünüz. Kayserispor maçı ise bu anlamda Galatasaray'ın ders çıkarması gereken bir maç oldu. Hakan Balta'nın sırf Hagi'nin inadı uğruna sol bekte başlaması,aynı şekilde haftalardır dökülen Servet'in de bir şekilde ilk 11 de olması bunun başlıca sebeplerindendi. Taraftarlar tarafından fazlaca tepki gören Ali Turan ise,beklenenin aksine bugün sahanın en iyilerindendi. İlk 15 dakika hariç tabiki. Kayseri'den ayrılış sürecinde yaşanan olumsuzluklar nedeniyle Kayseri taraftarları Ali Turan'a bir hayli tepki gösterdi ve Ali Turan'da bu tepkilerden ''ilk etapta''fazlasıyla etkilendi. İlk 15 dakikalık döneme tekabül eden bu süre zarfında fazlaca top kaybı yaptı. Ne zaman ki bu tepkilere aldırmamaya başladı,o zaman kendisine yakışan oyunu oynadı tecrübeli oyuncu. Hücuma çok fazla çıkmasa da,hücumu başlatacak paslar attı orta sahaya. Geçen hafta berbat bir performans sergileyen Kewell,bizim bildiğimiz Kewell gibi oynayınca bu maçta,hücumsal anlamda daha zengin bir Galatasaray çıktı önümüze. Buna Elano'nun sorumluluk alması ve Barış'ın ileriyi düşünmesi eklenince,ilk yarı beklentimizin aksine, golü düşünen ve maçtaki gollük pozisyonları bulan bir Galatasaray çıktı karşımıza.

İkinci yarı roller biraz değişir gibi olsa da,pozisyonları bulan taraf yine Galatasaray'dı. Ancak ilk yarıda Elano'nun net penaltısını vermeyen ve ikili mücadeleleri kötü değerlendiren hakem,ikinci yarı da Galatasaray'ın net bir penaltısını es geçti. Hakem konuşmayalım eyvallah ama bu kadar güzel bir futbol oynadığımız maçtan sonra,böyle net kararların verilmediğini görünce insan ister istemez sinirleniyor.

Hakemin kararları ne denli maçı etkilediyse,Hagi'nin oyuncu değişiklikleri de o denli maçın kaderini değiştirdi. Pino'nun çıkması yerinde bir hamleydi,ancak Sabri'nin yerine Emre Çolak'ın girmesi ve Emre'nin kanatta bizim beklentilerimize cevap veremeyecek bir oyuncu olması,Hagi'nin eksilerindendi. Keza Aydın Yılmaz'ın girişi de öyle. Maçta çok efor sarfeden ve yorulan Harry Kewell dururken,sahanın en iyilerinden ve Galatasaray'ın hücumdaki beyni olan Elano'nun oyundan çıkarılması,tartışmasız büyük bir hataydı. Nitekim Elano'da bunun farkındaydı ve tepkisini soyunma odasına giderek göstermek istedi. Tabi Cenk Ergün'e de teşekkür etmek lazım. Elano'nun soyunma odasına gitmesini engelleyerek büyük bir tartışmanın da önüne geçmiş oldu.

Kayserispor ise her zaman oynadığı klasik oyununu oynadı. Şota'nın gelişiyle genç ve dinamik bir takım oluşturdular. Mücadele etmeyi seviyorlar ve oyunu geniş alanda oynuyorlar. Orta sahanın önemli oyuncusu Furkan ve defansın kritik isimlerinden Serdar Kesimal'ın bu maçta oynamadığını da hatırlatmakta fayda var. Kayserispor gibi Anadolu takımları için bu tarz oyuncuların eksikliği çok önemli olabiliyor. Kayserispor bugün yense Trabzonspor'u puan olarak yakalayacaktı. Her ne kadar Galatasaray kötü durumda olsa da, ''Yaralı Aslan''lardan korkacaksın. Büyük takımdan alınan bir puan,zirve yarışında Kayserispor'a yara vermez,aksine avantaj sağlar. Bu bakımdan kaybettikleri iki puana çok üzüldüklerini sanmıyorum.

Galatasaray'ın önünde kritik bir Beşiktaş maçı var. Kazanıp,rakibini de kendi durumuna çekebilir. ''Kaybederse'' ihtimali hakkında söyleyebileceğim çok fazla bir şey yok. Zira Galatasaray'da haftalardır bu ihtimal gerçekleşiyor ve yaşananlar ortada. Bundan daha kötüsü olabilir mi ? Sanmıyorum...

18 Kasım 2010 Perşembe

Misimovic'in Kadro Dışı Bırakılması




Dün bu olaydan dolayı çok sinirliydim. Duyduklarımı genelde paylaşmadığımı söyledim. Ama söz konusu benim çok sevdiğim oyuncuların başında gelen Misimovic olunca haliyle kendimi tutamadım. Yazıda bahsi geçen arkadaşımla konuştuk bugün. Kimsenin başının ağrımaması açısından dün burda yazılanları düzeltmemin daha doğru olacağına karar verdik. Dün de yazmıştım, burada bazı bilgileri paylaşınca türlü dedikodular çıkıyor diye. İşte bunun önüne geçebilmek için burada yazılanları ''şimdilik'' editliyorum. Yaşananlar yüzde yüz doğru olduğu için bu kararı aldım. Burada yazılanlar buzdağının görünen kısmıydı. Bir de buzdağının görünmeyen kısmı var tabiki. Orada yaşananlar ise bizim boyumuzu aşan şeyler. Bu yüzden de biz buzdağının görünen kısmıyla ilgileniyoruz.

Şu anlık görünen ihalenin Misimovic'e kaldığı. Belki buna İnsua'da ''eklenebilir''. Bekleyip göreceğiz neler olacağını.

7 Kasım 2010 Pazar

Trabzonspor Maçının Ardından: Galatasaray'ı Yakan Fahiş Hata



Galatasaray ligde öyle bir konumda ki;hangi takımla oynarsa oynasın, berabere kalma hakkı dahi yok. Hagi'nin başa gelmesiyle birlikte her maça bu bilinçle çıkan Galatasaray,haliyle defansif oynamak zorunda kalıyor.

Maç öncesi herkes Trabzonspor'un maçı domine edip,rahat bir galibiyet alacağını düşünüyordu. Çünkü Trabzonspor formda,Galatasaray ise iyi sonuçlar almasına rağmen futbol olarak sıkıntıdaydı. Ancak unutulan şey,Hagi-Tugay Kerimoğlu ikilisiydi. Göreve gelmelerinin üzerinden 3 maç geçti. Bu ikilideki en önemli özellik,geçen haftalarda da söylediğimiz gibi,rakipleri iyi analiz etmesiydi. Bu ikili,aynı Fenerbahçe'yi, Antalyaspor'u olduğu gibi;Trabzonspor'u da iyi analiz etmişti. Öyle ki,Trabzonspor'un en önemli silahı,sahip olduğu orta sahasıydı. Özellikle Colman ve Selçuk,haftalardır çok can yakıyordu. Ayrıca Colman,Galatasaray maçlarında ekstra bir performans gösteriyordu. Bugün sahaya baktığımız zaman,ne Selçuk ne de Colman etkili bir oyun sergileyemedi. Mustafa Sarp Selçuk'u,Ayhan Colman'ı,Cana ise Jaja'yı tutmakla meşguldü.

Galatasaray'da Tugay'la Hagi'yi nasıl övdüysek,rakip Trabzonspor'da da Şenol Güneş'i o denli övmemiz gerekir. Şenol Güneş'te inanılmaz derecede iyi analiz yapan bir teknik adam. O da Galatasaray'ı iyi analiz etmişti bugün. Galatasaray'ın hücumsal anlamda etkili olmasını sağlayacak nadir oyuncuların başında gelen Pino'yu,bir şekilde durdurmayı başardı. Pino yine etkiliydi ancak önceki maçlardaki kadar, maçın kaderini etkileyecek pozisyonlara giremedi. 1-0 dan sonra ıskladığı top ise,onun kalitesine yakışmadı.

Galatasaray'ın sahip olduğu zor şartlar,Hagi'nin de elini kolunu bağlıyor. Belki çok farklı şeyler var kafasında,daha başka şeyler düşünüyor takımla ilgili. Ama düşündüklerini sahaya yansıtması şimdilik mümkün değil. Galatasaray şu an kaybetmemek zorunda. Bunun içinde oynamaktan çok,rakiplerini oynatmamayı düşünüyor. Eğer ileride oynayan yetenekli ayaklar devreye girerse gol buluyor,girmezse beraberliğe razı oluyor. Daha doğrusu oluyordu. Ta ki Servet ortaya çıkana kadar. Fenerbahçe maçında alınan skora aldanıp,Servet'e deliler gibi tezahürat yapan Galatasaray taraftarının da fazlasıyla suçu var bugün meydana gelenlerde. Servet,Ankaragücü maçından sonra açıklama yapmıştı. ''Bana güvenilen yerde ben iyi oynarım diye''. Benimde içinde bulunduğum azınlık dışında,hemen herkes güvendi Servet'e,geçen hafta da bu güvenlerini çok açık bir şekilde gösterdiler. Peki Servet ne yaptı ? Kendisine güvenilen bir ortamda hata yapmayı başardı. Galatasaray taraftarından beklentim, geçen hafta olduğu gibi,Sami Yen'deki ilk lig maçında Servet'e ''şak şak'' yapmaları. Öyle ya,Servet kendisine güvenin olduğu bir ortamda başarılı oluyor...

Aslında oyun öyle bir hal almıştı ki,sabaha kadar oynansa gol olmayacaktı. Bir mucize gerekiyordu gol için. Bu mucizeyi Galatasaray'ın yaratma şansı ise,Hagi'nin yapmış olduğu oyuncu değişikliklerinden sonra sona ermişti. Sahada mucizeyi yaratacak tek takım kalmıştı,Trabzonspor. Ancak onlarda,gol yerim korkusu nedeniyle,temkinli oynuyorlardı. İşte tam da bu ortamda mucizeyi yarattı Servet Çetin. Hem Galatasaray'ın 3 puanını,hem de Galatasaray taraftarının hayallerini çaldı..

Peki bundan sonra ne yapması gerekiyor Galatasaray'ın ? Aslında yapması gereken şey basit. Olabildiğince puan toplamalı ilk yarı sonuna kadar. Mümkün mertebe ligin zirvesindeki takımlardan uzaklaşmamalı. Zira uzaklaşacağı kadar uzaklaştı,daha fazla uzaklaşmak bazı şeylere zarar verir. Devre arasına kadar,hem rakipleri birbirleriyle oynayacak hem de kendisi rakipleriyle oynayacak. Bu yüzden puan farkını,aşağılara çekme şansı hala var Galatasaray'ın. Ama bu farkı ne kadar aşağı çekebilir,onu zaman gösterecek.

Devre arasından sonra da iş Hagi'ye düşüyor. Gerekli temizlikleri yaparak,eksikleri iyi analiz ederek ikinci yarıya girmesi gerekiyor. Zira Aslantepe'de amaçsız bir Galatasaray izlemek,Galatasaray taraftarı için kabul edilebilir bir durum olmayacaktır...

3 Kasım 2010 Çarşamba

Savaşmayı Seven Adam:Lucas Neill




Galatasaray olarak genlerimizde mevcut savaşmak. İstediğimize ulaşmak için mücadele etmek,yılmadan savaşmak...

Biz Galatasaray'ı her hal ve şartta severiz. Mücadele etse de,etmese de. Ama sahada formasının hakkını veren, takımı için canını dişine takan oyuncu gördük mü işte ona taparız. Böyle oyuncuları sahada görmek taraftara da can verir,hiç bağırmayan taraftar,birden ayaklanır,haydi beyler der. Böyle oyuncular, aynı zamanda kendi takımını da ateşler. Kendi takımına ekstradan güç verir.

Dedim ya, biz Galatasaraylılar olarak böyle oyuncuları seviyoruz..

Misal Lorik Cana. Futbol olarak şu an istediğimizi sahaya yansıtamıyor ama taraftar onu seviyor. Neden mi,mücadele ediyor Lorik Cana,formasının hakkını vermeye çalışıyor,rakibe taviz vermiyor. Arkadaşına sert giren olursa o da rakibe sert giriyor. ''Biz bir takımız ve ben buradayım'' mesajını veriyor.

Keza Milan Baros... Kendisi sadece gol atmıyor. Galatasaray zor duruma düştüğünde takımı ayağa kaldırmaya çalışıyor. Sakatlanıyor ama oyuna devam etmek için elinden geleni yapıyor. Yürüyecek durumda bile değildir belki o an,ama takımın ona ihtiyacı vardır ve o,oynamak zorundadır. Böyle düşünür bu tarz oyuncular. Profesyonel düşünmezler,düşünemezler. Çünkü onlar takımları için herşeyini verirler.

İşte Lucas Neill'de,yukarıda ismi geçen oyuncular gibi savaşmayı seven,Galatasaraylılık ruhunu benimsemiş birisi.

Hata yaptığı için Ufuk'a bağırır ama bağırmasının altında yatan neden başkadır. Onu maça motive etmek ister,onun kendine gelmesini sağlar. Verdiği tepki belki abartı gibi durur ama bu da bir taktiktir. Hırslı futbolculara özgü bir taktik...

''Türkiye Liginde Makukula'yı kimse durduramaz'' argümanlarının ortaya atıldığı bir ortamda,Makukula'ya adım attırmamıştır.

''Abi Niang'ı sizde kim durduracak,bu hafta kesin golü var'' diye ahkam kesenlerin bulunduğu bir yerde,Niang'ı kilitlemiştir.

Bu tarz bir sürü örnek verilebilir Lucas Neill ile ilgili,ama gerek yok.

Lucas Neill'in sözleşmesi bu sene sonunda sona eriyor. Takımını bu kadar seven,işini fazlasıyla iyi yapan bir futbolcuyla ( ya da askerle ! ) muhakkak sözleşme yenilenmelidir.

Kewell'ın sakatlık durumu vardı ve sözleşme konusunda temkinli olunması gayet doğaldı. Ama Lucas'ta böyle bir şey söz konusu değil. O da kalmak isterse, yeni bir kontrat muhakkak imzalanmalıdır kendisiyle. Hatta futbolu Galatasaray'da bırakmalıdır. Öyle sevilesi bir adamdır işte Lucas.

Stay with us Lucas!