29 Ocak 2011 Cumartesi

Bursaspor Maçının Ardından: Hagi’nin Hediyesi




Hagi geldiği günden beri,Tugay ile beraber birşeyleri başarmak için uğraşıyor. İlk yarı boyunca sahip olduğu kadronun kalitesizliğini de göz önünde bulundurarak devre arası transfer dönemini beklemenin uygun olacağını düşündüm. Nitekim Galatasaray Yönetimi Hagi’nin istekleri doğrultusunda bir takım transferler yaptı. 2011 yılında oynanan resmi maçlarda gördük ki; Galatasaray mücadeleci bir takım olma yolunda ilerliyor,tek eksik gol yollarında. Bu eksik aleni biçimde ortadayken,doğru bir hamleyle Hagi forvet transferini yaptırdı. Buraya kadar her şey güzel. Ancak asıl sorun bundan sonra başlıyor.

Galatasaray’ın başarısız olmasının temel sebebi,kadro kalitesizliğiydi. Bu kalitesizliği oluşturan isimlerde belliydi. Orta saha özelinde bakalım olaya. Mustafa Sarp-Barış-Ayhan,Galatasaray’ın ihtiyaçlarını karşılayabilecek oyuncular değiller. Hagi’de doğal olarak bunun farkına vardı ve devre arasında orta sahaya 2 tane transfer yaptı. Yekta’nın kalitesini hepimiz biliyoruz,Culio ise oynadığı maçlarda kumaşını belli etti. Ancak gelin görün ki,Hagi bu isimleri hala 11 e koyuyor. Devre arası Hagi’nin istediği transferler yapılmış olmasa,eli kolu bağlı yapacak bir şeyi yok diyebilirim fakat böyle bir durum söz konusu değil. Sen iki tane yeni transfer yapmışsın ancak Galatasaray’ın Bursaspor karşısında sahaya çıkan kadrosunda orta sahada şu isimler yer alıyor; Barış-Ayhan ve daha sonra Mustafa Sarp. Orta sahaya transfer ettiğin Yekta sağ açık!

Geçen hafta Bursaspor’u Konyaspor karşısında izledim. Dişe dokunur bir futbol kesinlikle oynamadılar aksine galibiyeti kaçıran tarafta Konyaspor’du. Konyaspor’un sert bir takım oluşu bundaki temel etkendi. Sertliğiyle Bursaspor’u yıldırdılar biraz yetenekli ayakları olsa maçı kazanacaklardı.
Hagi’nin gelişinden sonra Galatasaray’ın kazandığı kimlikte bu doğrultudaydı aslında. Tanımlama yapacak olursak;sert ve mücadeleci bir takım olma yolunda ilerliyordu Galatasaray. Bu bilgiler ışığında Galatasaray’ın Bursa’da kaybetmesi ekstrem olaylara bağlıydı.

Nitekim bu ekstrem olayı gerçekleştiren isim maalesef ki Hagi oldu.
Geçen hafta Galatasaray’ı izledik. Maç boyunca mücadele etti,rakibini ezdi. Tek eksik goldü. Gol de yeni transfer Stancu’nun girmesinden hemen sonra gelmişti.
Geldiğinden beri her daim Galatasaray’ın kazanmaya alışık olduğundan,mağlubiyeti kabullenemeyeceğinden bahseden Hagi,Bursaspor maçında çıkardığı kadro ile kendini inkar etti.

Ayhan-Barış(M.Sarp)-Culio-Emre-Kazım-Yekta Galatasaray’ın Bursaspor maçındaki orta saha ve hücum hattı. Dizilişleri ise çok daha garip. Ayhan ön libero,Barış sağ iç,Culio sol iç. Emre sol açık Yekta sağ açık,Kazım forvet. Hücum hattının tamamı gerçek mevkilerinde oynamayan isimlerden kurulu. Golcülük yüzdeleri ise çok çok düşük. Oyuncularına sizden galibiyet bekliyorum diyen Hagi,bu hücum hattı ile adeta kendini inkar ediyor. Sahada oynayan oyuncuda farkında bu kadronun gol atamayacağının. Sen Stancu diye bir forvet aldırmışsın,verdiğin para ile bu adam Romanya futbol tarihinin en pahalı oyuncusu olmuş. Hazır olsun ya da olmasın(ki hazır olmasa geçen hafta oynamazdı) sen bu adamı oynatmak zorundasın. Çünkü sahip olduğun kadroda gerçek mevkisi forvet olan tek isim Stancu. Ama Hagi Stancu’yu yedek soyunduruyor.

İşin daha da vahim olanı,orta sahanın işlerliğini azaltan bazı oyuncuları,Hagi ısrarla bu maçta oynatıyor. Oysa aynı Hagi,orta saha yetersizliğinin farkında varıp,Hakan Balta’yı,İnsua’yı,Sabri’yi orada denemişti.

Bursaspor’da oyunu çevirebilecek tek adam Kenny Miller. Fakat o da maç boyunca etkisiz. Maç 0-0’a kilitlenmiş,gidişat bunu gösteriyor. Abuk sabuk bir hata lazım maçın kilidini açacak,ancak şaşırmadığımız bir şekilde bu hatayı Galatasaraylı oyuncular(hadi biraz daha açalım)Galatasaraylı kaleci yapıyor. Uzaktan gelen şutlar ve kanatlardan kesilen ortalarda zerre güven vermeyen Ufuk;yine bir kanat ortasında topu Miller’in önüne yumruklayıveriyor ve sabaha kadar oynansa berabere bitecek olan maçta rakibine avantajı altın tepside sunuyor. İkinci gol hakkında ise söyleyecek bir şey yok. Takımın azda olsa sahip olduğu direnme gücünü,’’orta sahadan’’ yediği gol ile yok ediyor Ufuk. Bundan sonrası ise,ligin ilk yarısındaki Galatasaray’dan kesitler sunuyor adeta önümüze.

Maçın kader anı Barış’ın sakatlığıydı. Hagi bu sakatlık ile, maçın başında yaptığı yanlıştan dönebilirdi. Barış’ın yerine Stancu’yu alıp,Yekta’yı ait olduğu yere orta sahaya,Kazım’ı ait olduğu yere sağ açığa,Stancu’yu da forvete alabilirdi,almadı.
Bu maçın kaybedilmesindeki yegane suçlu Hagi’dir. Özellikle devre arasından itibaren güzel işler yapan,takıma mücadele ve sertlik kazandıran Hagi;böyle bir kırılma maçında,yaptığı tercihler ile Galatasaray’ın sahadan mağlup ayrılmasına sebep oldu. Aklında galibiyet olan bir insan,ne böyle değişiklikler yapar ne de böyle takım çıkarır.

Açık söyleyeyim Hagi’nin bugün teknik direktör olarak sergilemiş olduğu performans,beni ciddi şekilde hayal kırıklığına uğrattı. Perşembe günü geleceğimiz açısından çok çok önemli bir kupa maçı oynayacağız. Umarım Hagi bugün yaptığı yanlışları tekrar etmez. Zira Türkiye Kupası’nda yapılacak bir hatanın telafisi olmayabilir...

26 Ocak 2011 Çarşamba

Beşiktaş:2-1:Trabzonspor



İki perdeli bir maç izledik aslında. İlk yarısını Beşiktaş’ın domine edip,Trabzonspor’un izlediği;ikinci yarısında ise Trabzonspor’un kendine gelip,Beşiktaş’ı oyundan düşürdüğü.

Dedik ya,iki perdeli bir maç… Hal böyle olunca her iki yarıyı da kendi içerisinde değerlendirmek gerekiyor.

İlk yarı ile başlayalım.

Yaptığı transferlerden sonra müthiş bir hava yakalayan Beşiktaş;Bucaspor’a da 5 tane atınca kaymaklı ekmek kadayıfı oldu adeta. Her ne kadar bazı şeylerin göstergesi olsa da,çokta fazla gaza gelmenin sakıncalı olacağı bir maçtı Bucaspor maçı. Asıl gösterge Trabzonspor maçı olacaktı.

İlk yarı adeta kendi çaldı kendi söyledi Beşiktaş. Bunda; Beşiktaş’ın güçlü hücum silahlarının etkili oynamasının yanı sıra,Trabzonspor’un rotasyon sonucu ortaya çıkan kadrosu da önemli rol oynadı.

Trabzonspor fazlasıyla çekingen başladı maça. Özellikle Piotr ve Pawel Brozek kardeşlerin ilk kez 11 de maça başlaması,Tayfun’un uzun süre sonra kadroya girmesi ve en önemlisi Beşiktaş’ın seyircisiyle birlikte harika bir hava yakalaması bu çekingenliğin başlıca nedenleriydi.

Forvette oynayan Brozek birşeyler yapma niyetindeydi fakat rahatça anlaşabileceği bir adam olmadı Trabzonspor takımında. Alanziho’nun ilk yarı boyunca silik bir görüntü sergilemesi,Pawel Brozek’i de fazlasıyla etkiledi. Yattara kendi çabasıyla birşeyler başarmaya çalıştı fakat başarılı olamadı.

Beşiktaş ise beklenildiği üzere fırtına gibi başladı maça. Zira Trabzonspor’u-lideri-yenip birşeyler kanıtlama çabası içerisindeydiler. Özellikle kanatlarda Simao ve Quaresma müthiş işler yaptılar. Bunlara bir de Guti’nin olağanüstü futbol bilgisi eklenince;kabus gibi çöktüler Trabzonspor’un üzerine.

İlk yarım saatte iki gol bulması, Beşiktaş’ın varolan özgüvenini fazlasıyla artırdı. İlk yarı için soyunma odasına gidilirken,herkesin aklında ‘’fark olur’’düşüncesi hakimdi.

Madalyonun Diğer Yüzü

İkinci yarı ise bambaşka bir görüntü vardı. İkinci yarının hemen başında Trabzonspor’un Alanzinho ile gol bulması ve akabinde gelişen pozisyonda Pawel Brozek’in topunun direkten dönmesi maça heyecan,Beşiktaşlılara korku getirdi.
Trabzonspor kendini bulmuştu. Her ne kadar rotasyona gitmiş olsalarda,takım olmanın verdiği avantajı fazlasıyla kullandılar. Bunlara bir de sahip oldukları yeterli kondisyon eklenince,maç Beşiktaş’ın kontrolünden çıktı ve ibre az da olsa Trabzonspor’a döndü.

Trabzonspor hücumda da artık etkiliydi. Bundaki temel neden Alanzinho’nun sazı eline almış olmasıydı. Trabzonspor’un as kadrosunda bu işi yapan Colman ve Selçuk vardı ancak onların bugün 11 de olmaması,yükü Alanzinho’nun üstlenmesine neden oldu. İlk yarı bunu başarıyla yapamasa da,ikinci yarı görevini fazlasıyla yaptı. Bu sayede Brozek’te varlığını hissettirmeye başladı. Zira artık anlaşabildiği bir adam bulabilmişti takımda. Colman ve Selçuk geldikten sonra daha fazla fayda sağlayacaktır Trabzonspor’a.

Beşiktaş ise erken gelen golle sarsıldı. İlk yarıdaki formu ikinci yarıda yakalayamadılar. Hücumdan geriye dönüşlerde sıkıntı yaşayınca da;kalelerinde pozisyon vermeye başladılar. Ayrıca defansta sıkıntı yaşadıkları da bir gerçek. Ersan insanüstü bir mücadele sergiliyor bu sayede İbrahim Toraman’ın açıkları da kapanmış oluyor. Sivok-Ersan ikilisi Beşiktaş’ın stoperindeki ideal ikili gibi gözüküyor. Ancak yabancı kısıtlaması bu ikilinin birlikte oynaması açısından sorun teşkil edebilir.

Trabzonspor bugün sertlikten uzak bir takım görünümündeydi. Açıkçası bu durum Beşiktaş’ın işine yaradı.Beşiktaş; Gerek Avrupa’da gerekse ligin ilerleyen haftalarında, çok daha sert takımlarla karşılaşacak. O maçlarda ciddi sıkıntı yaşabilir.

Trabzonspor içinse kupadan eleniş,ister istemez moralleri bozacaktır. Akılları Fenerbahçe maçındaydı bu da inkar edilemez. Pazar günü Fenerbahçe’nin çok da zorlanacağını düşünmüyordum ancak bugünkü maçtan sonra bu fikrim ufakta olsa sekteye uğradı. Maçı yine Fenerbahçe’nin kazanacağını düşünüyorum fakat işleri düşündüğüm kadar kolay olmayacaktır. Çok çok sert bir maç bizleri bekliyor olacak.

25 Ocak 2011 Salı

Sivasspor Maçının Ardından: Değişim



Galatasaray,Pazar günü oynanan maçta,uzun yıllardır hasret kaldığımız bir mücadele ile muazzam bir efor sarfetti sahada. Bunda tabiki yeni stadımızın etkisi çokcaydı.
Duygusallığı bırakıp objektif olalım. Eğer Pazar günkü Sivasspor maçı Aslantepe’de değilde,Ali Sami Yen Stad’ında oynansaydı;Galatasaray bu kadar etkili bir futbol sergileyemezdi.

Kabul etmek gerekir ki,son senelerde Ali Sami Yen’de istediği atmosferi oluşturamıyordu Galatasaray.(Özellikle Avrupa Kupası maçlarında). Ali Sami Yen, rakipler için bir cehennem olmaktan çıkıp,adeta bir cennet haline gelmeye başlamıştı.

Tüm bunların ışığında, Galatasaray’ın Ali Sami Yen’den Aslantepe’ye geçerek çağ atladığını söyleyebiliriz. Bu geçişle birlikte,bir çok alanda değişiklik yaşayacak Galatasaray Kulübü. Bunların başında da taraftar profili geliyor. Maç boyunca ‘’lay lay’’ olmayacak artık. Rakibi baskı altına alacak ıslık ve yuhlamalar Aslantepe’de duyulacak.

Maça giden şanslı taraftarlar,bu muazzam akustiğe sahip stadda rakipler üzerinde uygulanan baskının canlı şahidi oldular. Hagi önderliğinde ‘’takım’’ olma yolunda hızla ilerleyen Galatasaray;bu olgunun henüz ilk basamağında olmasına rağmen,stadın müthiş atmosferiyle rakibi karşısında bu baskıyı çok rahat bir şekilde kurdu. Maç boyu oyunu domine eden taraf olmasına rağmen,tek farklı bir galibiyet alması ve hücumda üretken olamaması,Galatasaray’ın golcü eksikliğinden kaynaklanıyordu.

Özellikle Nonda’nın takımdan ayrılışıyla beraber,forvet hattındaki tüm yük Milan Baros’un üstüne bindi. Halbuki bu sorumluluk Baros’a verilirken;onunda insan olduğu ve sakatlanabileceği unutulmuştu. Nitekim korkulanın başa gelmesiyle beraber, Galatasaray bariz bir şekilde golcü oyuncu eksikliğini hissetmeye başladı. Baros bir ara iyileşti fakat sonra yine sakatlandı. Tüm bu yaşananlar ortadayken,yeni sezona yine Baros alternatifsiz girdi. Artık orta saha transferi kadar elzemdi forvet transferi.

Hannover(3 gol atılmasına rağmen),Ajax ve Antalyaspor maçlarındaki görüntü,eksik olan mevkinin forvet olduğunu gözler önüne sermişti. Aynı Sivasspor maçında olduğu gibi bu maçlarda da kazanmayı çokça arzulamıştı Galatasaray. Fakat sergilediği mücadele,futbolun meyvesi olan gol gelmeyince anlamsız kalıyordu.

Sivasspor maçının kadrosuna baktığımızda Galatasaray’ın hücumsal anlamda sıkıntı çekeceğini rahatlıkla öngörebilirdik. Emre Çolak-Culio-Kazım üçlüsü(ki zaman zaman Barış sağ açığa geçti Culio göbeğe geldi) golcü bir hücum hattı değil. Baros’u Stancu’yu geçtim,Pino-Kewell ikilisinden biri dahi oynasa,Galatasaray bu maçları çok net skorlarla kazanırdı. Çünkü bu isimler golcü isimler,golü koklayan isimler. Hücumda farklılık yaratabiliyorlar.

Hücum oyuncuları golden bu kadar uzak iken,onları destekleyecek orta saha elemanları ne alemdeydi? Sivasspor maçında oynayan orta saha adamlarına tekrar bakalım. Yekta-Ayhan-Barış. Bu isimler içerisinde golcülük özellikleri en fazla olan adam Yekta(ki maçın başında net bir pozisyonu da harcadı). Barış ile Ayhan gole çok uzak adamlar. Hal böyle olunca Galatasaray istediği kadar mücadele etsin,gol bulamayacaktı. İş duran toplara kalıyordu. Ordan da aslında zorladı rakibini Galatasaray fakat istediğini elde edemedi.

Stancu hamlesi önemliydi. Her ne kadar hazır olmasa da,Sivasspor defansını baskı altına alabilmek ve gol yollarındaki etkisizliği bitirmek açısından,çok çok gerekliydi. Kazım ile beraber fazlaca yıprattılar defansı. Özellikle Stancu hızlı ve çevik oluşuyla dikkat çekti. Yekta’nın heyecanına,Kazım’ın doğru yerde olamayışları eklenince,maç 0-0 a kilitlendi. Derken Servet ve Barış’ın işin içinde olduğu ekstra pozisyon golü getirdi Galatasaray’a.

Galatasaray iyi yolda. Sert bir takım ve mücadele ediyor. Hücumda ufak tefek aksaklıklar var ve bunların çözümü de belli. Baros bu hafta takımla çalışmaya başlayacak,Stancu yavaş yavaş hazır oluyor,Neill ile Kewell haftaya dönüyorlar. Eskişehirspor ve Gaziantepspor maçları ile beraber Galatasaray’daki resmin tamamını görme şansımız olacak. Önümüzdeki hafta oynanacak Bursaspor maçı iyi bir test olacaktır Galatasaray açısından. Stancu’yu Hagi Bursa maçına hazırlayabilirse,Galatasaray ciddi anlamda avantaj yakalayacaktır bu maç için.

20 Ocak 2011 Perşembe

Yekta Kurtuluş Galatasaray’da




Resmi siteden duymadan,transferler hakkında blogda yazı yazmayı pek sevmem ama transferi Yekta’nın ağzından duyunca,yazmanın doğru olacağına karar verdim.

Herhalde güne Yekta transferini öğrenerek başlamak,bir Galatasaraylı için şöyle bir kaosta,çok büyük mutluluk veren bir olay olsa gerek.

Yıllardır bir yerlerimizi yırtıyoruz Galatasaray’ın kanayan yarası orta saha,buraya adam transfer edin diye;ancak ne hikmetse bu bölgeye yıllardır adam gibi transfer yapamadık. Demek ki bu transferlerin yapılması için,takımın başına Hagi gibi diktatör birinin geçmesi gerekiyormuş!

Sezona Mustafa Sarp,Barış,Ayhan,Lorik Cana orta sahası ile başladık. İlk 11 yap deseler,tek koyacağımız adam Lorik Cana iken,diğer 3 isim rotasyona dahi sokulamaz iken,Galatasaray olarak,bu üç ismi ilk 11 oynarken gördük hep. Hem Hagi’nin hem de Rijkaard’ın oyun sistemini düşündüğümüzde,bu isimlerle başarılı olmak hayalcilikti.

Devre arası 5 takviye yapılacak dendiğinde,bu isimlerin kaç tanesi orta saha olacak,büyük bir merak içerisindeydim.

Galatasaray’ın kısa vadede takviye yapması gereken mevkileri belliydi. Kaleci,santrafor ve orta saha. Hagi akıllı ve istediğini yaptırabilen bir adam. Galatasaray’ın yaptığı transferler tam da bu mevkilere oldu. Hatta orta sahaya 2 adam aldırdı Hagi. Allah Razı olsun!

Yekta hem ilk 11 oynayabilmesi hem de rotasyonda kullanılabilmesi açısından tam bir joker transferi oldu Galatasaray için. Gelecek sene,orta saha havuzu daha da genişletilmeli, o mevkide rotasyona girecek oyuncuların daha da kaliteli hale gelmesi gerekli. Sene sonunda Galatasaray’ın yapacağı ilk iş bu olmalı. Misal,Lorik Cana çıktığı vakit yerine Yekta,x,y girmeli(illa isim isterseniz x:Taner Yalçın olsun y: Murat Ceylan).Ayhan ile Mustafa Sarp değil!

Ancak Ocak ayında oluşumuz,zamanın kısıtlı olması,bu planları sene sonuna bırakmamıza sebep olan durumlar.

Culio ve Yekta transferleriyle beraber,orta saha olarak seviye atladı Galatasaray. Bu durumdan memnun olmamız lazım. Fazla değil,1 ay öncesine kadar burada Sarp-Ayhan-Barış oynuyordu. İkinci yarı ile beraber,bu adamlar ilk 11 oyuncusu olmaktan çıkıp,rotasyon oyuncusu olacak. Lucas Neill’in gelmesiyle beraber ise,yıllardır özlemini çektiği,mücadeleci bir orta sahaya sahip olmanın mutluluğunu yaşayacak Galatasaraylılar.

Eğer olurda Stancu da transfer edilirse,bir büyük eksiklik daha giderilmiş olacak. Zira takımın yaptığı mücadelenin anlam kazanabilmesi için,girilen pozisyonların da gol olması gerekiyor. Mevcut Galatasaray kadrosunda ise,maalesef bir golcü yok. Stancu’nun hem genç oluşu hem de,golcü olması;Galatasaray için yeterli özellikler. Bu konudaki gelişmeleri de bekleyip görmek lazım.

Şunu söyleyebiliriz ki,Hagi Florya’da ipleri eline almış görünüyor.

Medical Park Antalyaspor:0-0:Galatasaray



Uzun bir süre sonra futbol konuşabilmek güzel.

Galatasaray’ın bu sene kupayı alması bir zorunluluk hali aldı. Kupada varolan takımlara baktığımız vakit ,şansının bir hayli yüksek olduğunu görüyoruz Galatasaray’ın.

Antalyaspor maçı öncesi bir beraberlik yetiyordu Galatasaray’a. Olası bir mağlubiyette Antalyaspor ile averaj hesabına kalıp,sıkıntıya düşebilirdi. Kendi işini kendi bitirdi Galatasaray. Bir puanı alıp,çeyrek finale yükseldi.

Peki Galatasaray nasıl futbol oynadı?

En kritik soru bu aslında. Rijkaard sonrası dönemde,Galatasaray’ın oyun şablonunda bir değişiklik olduğunu söylemek güç. Zaman zaman,bazı maçlara özel olarak sistem değişikliği yaptı Hagi ama hepsi bu kadar.

Devre arasından sonra Galatasaray’da gözle görülen en önemli değişiklik,fizik güç. Artık çok daha sert bir takım Galatasaray. Kondisyonu daha fazla olan,daha fazla mücadele eden,zaman zaman da olsa ileride basabilen bir takım.

Özellikle Ajax ve Antalyaspor maçlarında Galatasaray’ın sonuç alamamasının temel nedeni,golcü eksikliği. Elinde Baros gibi muazzam bir golcü var fakat bu isimden yararlanamıyor Galatasaray.

Taktik analize geçip,orada bahsedelim bundan.

Galatasaray,Hagi’nin gelişiyle birlikte sistem olarak 4-3-3 ü kullanmaya devam ediyor. Özellikle son oynanan 2 maçta ve ligin ilk yarısındaki Kasımpaşa maçında,bu çok net bir biçimde görüldü.

Defansı geçip,orta sahaya gelirsek; 3 lü bir orta sahaya sahip olduğunu göreceğiz Galatasaray’ın. Defansif özellikleri fazla olan gerçek bir ön libero,bir sağ iç ve bir sol iç oyuncusuyla oynuyor Galatasaray.

Ligin ilk yarısında bu sistemin tutması hayalcilik olurdu. Zira Galatasaray’ın eldeki oyuncu kadrosu buna imkan tanımıyordu. Çünkü bu sistemin işleyebilmesi için,sol iç ve sağ iç diye adlandırdığımız mevkilerde oynayan oyuncuların,oyunun 2 yönünü de çok iyi oynaması gerekiyor(bilhassa hücum yönünü). Hagi’de bunun farkında olacak ki,öncelikli olarak Culio gibi oyunu hakikaten çift yönlü oynayabilen,mücadeleci ve sert bir oyuncuyu takıma kazandırıp,sol içe monte etti. Ön libero mevkisinde oynayabilecek,defansif özellikleri kuvvetli olan bir oyuncu takımda zaten mevcut,Lorik Cana. Arnavut oyuncunun stoper oynamasının tek nedeni,Neill’ın Avustralya Milli Takımı’nda olması. Neill’ın gelmesiyle Cana’yı ön libero’da göreceğiz. (Ha Lorik Cana stoperde oynasın,onada eyvallah derim.)

Resme baktığımız zaman,eksik olan parçanın(orta saha özelinde söylüyorum) ‘’sağ iç’’ olduğunu görüyoruz. Bugün gelen bilgiler de,o bölge için Yekta’nın transfer edildiği. Transfer resmileştikten sonra detaylı olarak konuşuruz bunu. Kısaca değinmek gerekirse,Galatasaray için elzem bir oyuncuydu Yekta.
Hücum hattı ise sıkıntılı Galatasaray’da. Kanatlara değinmeden,forvet eksikliğine değinmek lazım. Eğer ki Baros sakatlanmamış olsaydı,Galatasaray bugün çok farklı yerlerde olurdu. Bu bir gerçek. Devre arasında henüz o bölgeye transfer yapılmadığı için,Galatasaray skor üretmekte zorlanıyor. Sert bir takım olduğu için savunmayı iyi yapıyor ama golcüsü eksik olduğu için gol atamıyor. Bu yüzden de hem Ajax hem de Antalyaspor maçlarında gol bulamadı Sarı-Kırmızılı takım.

Bu bilgiler ışığında Antalyaspor maçını değerlendirmek daha doğru olacaktır. Kazım(futbol olarak bakarsak) güzel bir alternatif oldu. Sağ açık ve forvet oynayabilmesi takıma kısa vadede büyük rahatlık getiriyor. Ancak Kazım salt bir forvet olmadığı için,gol yüzdesi düşük. Golü koklayan bir isim değil,bu yüzden de 2 maçta 2 gol yapmasına rağmen,zorluk derecesi biraz yüksek olan maçlarda,gol yollarında etkili olamadı. Tüm bunlara Pino’nun sakatlığı da eklenince,Galatasaray Antalyaspor maçında hücumda etkili olamadı.

Orta saha elemanlarının da skoru üstlenecek oyuncular olmaması,Galatasaray’ı zor durumda bıraktı. Galatasaray şanslıydı,çünkü beraberlik yetiyordu. Galibiyet almak zorunda olsaydı,işi çok daha zor olurdu

Galatasaray’ın Antalya maçı kadrosuna bakarsanız,hücumda skor yükünü üstlenebilecek tek adamın Arda olduğunu görürsünüz. Arda’da sakatlıktan yeni çıktı ve formunu yeni yeni buluyor. O da etkisiz kalınca,Galatasaray hücumsal anlamda büyük bir yara alıyor.

İşte tam da burada,orta saha adamlarının devreye girmesi lazım. Ancak söylediğimiz gibi,Galatasaray’ın sahip olduğu orta saha havuzu,gol yüzdesi yüksek oyunculardan oluşmuyor. Haliyle insanlar Galatasaray’ın bir ‘’savunma takımı’’ olduğu öngörüsünde bulunuyor. Bu gerçekte doğru bir tesbit olmamakla birlikte,şeklen doğruymuş gibi gözüküyor. Ligin ikinci yarısında,bu öngörü de ters dönecektir.

Ufuk’un son iki maçtır yükselen bir formu var ancak ilk yarıda takımı adına yaptığı hatalar göz önüne alınınca,bir güvensizlik durumu söz konusu oluyor. Bu da Galatasaray’ı kaleci transferi yapmaya itiyor.

Serkan Kurtuluş maalesef alternatif olabilecek bir oyuncu. Direkt 11 de oynaması zor. Bunu görev aldığı maçlarda gösterdi. Sabri’yi oraya monte etmekte fayda var. Bunu gördüğü kırmızı karttan ötürü de söylemiyorum.

Transferlerin yapıldığı şu dönemi en az hasarla atlatmamız gerekiyordu,bu şekilde bakmak lazım Antalyaspor maçına. Galatasaray’da bir kazaya mahal vermeden geride bıraktı bu maçı.

16 Ocak 2011 Pazar

Antalya BB:70-89:Galatasaray Cafe Crown



Açılıştı,sonrasında yaşananlardı derken,Galatasaray Spor Kulübü bünyesinde,desteği en çok hakeden branşı kısa süreliğine olsa da unuttuk.

Bu hafta Galatasaray Cafe Crown Antalya BB deplasmanındaydı. Geçen hafta alınan Olin mağlubiyetinin ardından bu maç büyük önem taşıyordu. Zira fikstür en başa döneceğinden haftaya da Erdemir deplasmanı bekliyordu takımımızı.

Maça,geçen hafta olduğu gibi hücumda potayı döverek başladık. Rakip ise organize olmaktan ziyade,dış şutlarla geliyor ve istediğini de alıyordu. Açıkçası bir an ''Olin maçı gibi mi olacak'' diye düşündüm. Ancak hücumdaki bu tutukluk fazla uzun sürmedi. Haftalardır eleştirdiğimiz Taylor Rochestie'nin müthiş formuna Ermal'in her zamanki doğal formu eklenince,skor olarak ciddi bir avantaj yakaladık.

Yeni transfer Jerry Johnson'ın gelişi,Taylor'u olumlu etkilemiş olacak ki;kendisi 2.yarıda da müthiş üçlüklerini sürdürdü. Yaptığı asistler ise cabasıydı.

Olin maçında Shipp çıktıktan sonra hücumda zor anlar yaşayan Galatasaray Cafe Crown;bu kez Shipp'e ek olarak Evren'in de olmadığı bir maçta çok rahat bir galibiyet aldı. Tabi bu eksikleri hissetmemesinin altında,maçı bu denli erken koparmasının payı da büyüktü.

Geçen hafta Olin maçında hafiften sarsılan takımın,bu hafta rahat kazanması önemliydi. Yoksa bir özgüven kaybı yaşayabilirlerdi. Umarım Olin maçında yaşadığımız kazayı bir daha yaşamadan,yolumuza devam ederiz

14 Ocak 2011 Cuma

Ali Sami Yen’e Veda,Türk Telekom Arena’ya Merhaba



‘’Galatasaray Türkiye’dir’’ diye bir sloganımız var,bilenler bilir.

Gerek Türk Futbolu’nun Batı’ya açılan penceresi olması bakımından;gerekse sayısı Türkiye sınırlarını aşan milyonlarca taraftarı sebebiyle,hakikaten ‘’Türkiye’dir Galatasaray’’.

Geçtiğimiz Salı günü,yıllarca tarih yazdığı,Avrupalılar tarafından cehennem adı verilen stadına veda etti Galatasaray.

Muş’taki,Van’daki,Ankara’daki,İstanbul’daki,İzmir’deki,Viyana’daki,Brüksel’deki, kısaca Dünyanın dört bir yanındaki taraftarıyla ‘’hoşçakal’’ dedi evine Galatasaray.

Salı günü Ali Sami Yen’de şeklen yaklaşık 30.000 kişi vardı,ancak ruhen;milyonlar ‘zorlu sevda’sıyla vedalaşıyordu.

Bilet bulabilen şanslı kişiler orada yerlerini almıştı. Bizde şükürler olsun ki,yerimizi alan şanslı kişilerdendik arkadaşlarımızla.

Saat 5,30-6 gibi stada girdik,11.30 da ayrıldık. Ali Sami Yen’de yaklaşık 6 saat geçirdim ama inanın bir 6 saati daha geçirmeye razıydım,öyle bir atmosfer vardı.

Eğer ki Eski Açık ve Yeni Açık(ben yeni açıktaydım) Kapalı’ya ayak uydurabilseydi,inanılmaz bir nostalji yaşanabilirdi Ali Sami Yen’de. Geçmişte söylenmiş,hafızalarda yer edinen hemen hemen bütün tezahüratları söylemeye çalıştı Kapalı Tribün.

Hagi’yi,Hakan Şükür’ü,Popescu’yu,Arif’i yeniden ve son kez Ali Sami Yen’de görmek çok güzeldi. Hagi 1 ay idman yapsa,kilo verse tekrar takır takır topunu oynar,bunu bir kez daha bize gösterdi 

Aslında kafamda maç kısmına değinmekte vardı ama Ali Sami Yen ve Aslantepe temalı bir yazıda bunu yapmak,konu başlığına ve Ali Sami Yen’e hakaret gibi olur,o yüzden maçı es geçiyorum.

Sanırım herkes için son nokta,Ali Kırca’nın okuduğu şiirdi. Ali Kırca o şiiri okurken,gözüm Ali Sami Yen’in tribünlerine son kez teker teker baktı. O tribünlerde yaşadıklarım aklıma geldi,orada yer alan binlerce kişi gibi benimde gözlerim doldu,boğazım düğümlendi.Ali Sami Yen ve veda kelimelerini yan yana getirmek benim için o an o kadar zordu ki…

Geri sayım yapacağız dendiğinde bir tarih gözlerini yumuyordu adeta. Benim içinde çok nostaljik bir maçtı. Yeni Açık Üst tribününde başlayan Ali Sami Yen maceram,yine Yeni Açık Üst’te bitiyordu.

Geri sayımdan sonra ise,sevdiğini kaybetmenin verdiği hüzünle,hastanedeki doktorlara saldıran insanların yaşadığı ruh haline benzer bir duygu hakim olmuştu Ali Sami Yen’e.

Stat koridorlarında Acil Çıkış yazısını sökenler,duvarı eşeleyenler,son kez Sami Yen’e ayak basmak için sahaya girmek isteyenler… Ne ararsanız vardı. Dışarı adım attığımızda ise artık geri dönüş yoktu. Ali Kırca üstad’ın deyişiyle:’’Çığlıklarımızı,hasretimizi ve gözyaşlarımızı Ali Sami Yen’in çimlerine bırakıp,gitme vakti gelmişti.’’.



15 Ocak Cumartesi günü ise,yeni bir tarihin başlangıcı olacak Galatasaray için. Adeta Saltanat’tan Cumhuriyet’e geçecek Galatasaray. Yeni bir stad,yeni bir heyecan,Ali Sami Yen’in vasiyetine sadık kalmak şartıyla yeni bir gelecek…
Yarın binlerce insan Galatasaray’ın parlak olacağını düşündüğüm geleceğine ilk adımı atmak için Aslantepe’de olacak.
Yeri gelecek sevinecek,yeri gelecek üzülecek Galatasaray yeni yuvasında. Her şeyden önemlisi,Ali Sami Yen’in bıraktığı mirası taşıyacak oraya. Onun üzerine bir şeyler inşa etmeye çalışacak. Hagi gibi,Tugay gibi en az bizler kadar Galatasaraylı insanların önderliğinde yapmaya çalışacak bunu. Bize düşen görev ise,onlara hak ettiğinden daha fazla destek vererek,onların yanında olmak.
Gündüz Kılıç’ın lafıyla bitireyim yazımı.
‘’ Kısacası Galatasaray, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır.”

9 Ocak 2011 Pazar

Galatasaray Cafe Crown 63 – Olin Edirne 70



Doğrusunu söylemem gerekirse,bu sene tüm branşlar içerisinde beni en çok üzen maç oldu Olin Edirne maçı. Arka arkaya çıkacağımız iki deplasman öncesi,mağlubiyet alacağımıza çok fazla ihtimal vermiyordum. Takımın rehavate girmesinden korkuyordum,bir yerde kaybedeceğimizi de biliyordum;ama bu maç Olin maçı olmamalıydı.

Galatasaray Cafe Crown'da Oktay Hoca,Sertaç ve Göksenin'e şans verdi bugün. Bu tercihleri görünce,maçı biraz hafife aldığını hissettim. Nitekim Ermal Kurtoğlu'da faul problemine girince,zor anlar başladı Galatasaray Cafe Crown için.

Galatasaray Cafe Crown'ın en önemli özelliği sergilemiş olduğu olağanüstü savunmaydı. Bugün bu savunmanın dozajı biraz azdı. Kafalarında Olin maçını rahat geçeriz düşüncesi varolduğundan kaynaklanıyordu bu birazda( Öyle ki,biz bench arkasındaydık maçta, bir iki sıra arkamızdan birisi,''bu maçı 20 sayı farkla kazanın beyler'' tarzında bir söylemde bulundu. Taraftarın beklentisinin arttığını gösteriyordu bu ve hoş bir şey değildi). Savunma sertliği bu kadar düşükken,hücumda da üretken olamayınca;2.yarıda çok zor anlar yaşadı Galatasaray Cafe Crown. Özellikle 3.çeyrekte skor bakımından çok kısırdık. Sadece 10 sayı bulabildik ve tam tamına 27 sayı yedik.(Bunda Shipp'in sakatlanıp,ikinci yarıda oynamaması da etkiliydi).

Her ne kadar Tutku ve Shumpert ile oyunda kalmaya çalışsak da;takım Olin Edirne'nin etkili hücumlarına yanıt veremedik ve sahadan boynu bükük ayrıldık. Bu mağlubiyet,Galatasaray Cafe Crown'ın bu sezonki ilk iç saha mağlubiyeti oldu.

Salonda atmosfer müthişti. Seyirci takıma inanmıştı. Maçtan sonra söylenen ''yenilsen de yensen de'' hakikaten çok içtendi. Umuyorum taraftarlar bu mağlubiyetten ötürü takıma küsüp,maçlara gelmemezlik etmez. Unutulmamalı ki,Galatasaray Cafe Crown bu sene yeni bir yapılanmaya gitti,yeni oluşturulan bir ekibin ilk senede buralarda olması büyük bir başarı. Taraftarın bunu da göz önünde bulundurup,desteğini esirgememesi lazım.

7 Ocak 2011 Cuma

Biglia ve Culio Aynı Karede



Öğrendik ki,bu ikili çocukluk arkadaşıymış. Culio bugün Galatasaray'a transfer oldu,Biglia'da gelir mi dersiniz?

6 Ocak 2011 Perşembe

İlk Yarının Ardından:Fenerbahçe




Aslında Trabzonspor ile ilgili yaptığım değerlendirmenin hemen ardından gelecekti ilk yarıdaki Fenerbahçe’nin değerlendirmesi. Ama bizim kulüpte yaşanan sansasyonel olaylardan dolayı bir türlü fırsat bulamadım yazmaya.

Geride bıraktığımız ilk yarıda,biz patır patır dökülürken;ezeli rakibimiz Fenerbahçe’nin durumu nasıldı?

Öncelikle şunu söyleyeyim. Eğer Fenerbahçe bugün liderin 9 puan gerisinde,Türkiye Kupasında oynadığı 2 maç sonunda 0 puan ile son sırada,UEFA Avrupa Ligi’ne de ön elemede veda etmişse,bunun tek sorumlu Aykut Kocamandır.

Açalım.

Geçen seneye gidelim hep beraber. Cristian ile Andre Dos Santos’u Fenerbahçe’ye öneren kişi kimdi? Aykut Kocaman.

Daum geçen sezonun devre arasında sol beke oyuncu isterken,buna izin vermeyen kimdi?Aykut Kocaman

Bulunduğumuz transfer sezonu içerisinde,kadrosundan memnun olmayan ve özellikle de sol beke oyuncu isteyen kim? Yine Aykut Kocaman.

Hal böyleyken gidip de suçu başkana ya da futbolculara atmaya gerek yok. Bir de hakem meselesi var ki buna da çok kısaca değinelim. Hakemlerden yakınan Aykut Kocaman,ilk yarı itibariyle o yakındığı hakemler Galatasaray’ı kaç maçta doğramış bir ona baksın,sonra da gelsin Fenerbahçe’nin kaç maçta hakemler tarafından kollandığına ek olarak da kaç maçta hakemler tarafından cezalandırıldığına baksın… Eğer bugün Galatasaray’dan Rijkaard gitmiş,Galatasaray şampiyonluk potasından uzaklaşmışsa;yapılamayan transferler kadar hakem hatalarının da payı büyüktür. Böyle rezil bir ortamda biz hakemler hakkında konuşmazken,Aykut Kocaman’ın gelip hakemlerin arkasında sığınarak üste çıkmaya çalışması ayıptır.

Tekrar konuya dönelim.

Sene başında bir sistemi olduğunu,bunun içinde hızlı kanat adamlarına ve etkili bir forvete ihtiyacı olduğunu deklare etti Aykut Kocaman. Bu doğrultuda forvet hattına Niang gibi çok önemli bir golcü,kanatlara da Stoch gibi yetenekli,topla çok iyi dribling yapabilen ve (her ne kadar ben tutmasam da) kendisinin özellikle istediği bir adam olan Dia’yı takıma aldırdı. Buraya kadar her şey tamam. Yönetim üzerine düşen görevi yaptı,hocanın istediği adamlar alındı ancak;Aykut Kocaman üstüne düşen görevi yapmadı. Kafasında kurduğu oyun şablonunu takımının sahaya yansıtabilmesi için ihtiyacı olan şey kondisyondu. Aykut Kocaman’ın da teknik direktörlüğünü bu noktada devreye sokması gerekiyordu. (hem de önünde Rijkaard gibi bir örnek varken!) Kondisyonu sağlam olmayan bir takımla,inanılmaz efor sarfedilmesi gereken bir sistemi uygulamaya kalktı. Özellikle Türkiye gibi sert bir ligde Fenerbahçe’nin bu zafiyetle başarılı olma şansı sıfırdı. Ancak Aykut Kocaman bunu öngöremedi. İlk yarı bittiğinde Fenerbahçe’nin en çok eleştirilen yönü,60. dakikadan sonra takımın işlememesiydi. Bu yüzden de kendi sahasında oynadığı maçların ilk yarılarına fişek gibi giriyor,atabildiği kadar gol atıyor ikinci yarıda da oyunu rölantiye alıyordu. Ancak aynı başarıyı deplasmanda tekrarlayamayınca Fenerbahçe,puan kayıpları yaşamaya başladı ve şu an ligde bulunduğu konuma geldi.

Fenerbahçe çok kırılgan bir yapıya sahip. Bir de gerekli kondisyon yüklenmediği için sene başında,bir tek Emre’nin savaşmasıyla ayakta kalmaya çalışıyorlar. Her ne kadar şu aşamada iyi gibi görünen yabancı oyuncu topluluğuna sahip olsa da Fenerbahçe,eksik yönleri çok fazla. Özellikle Türk rotasyonunda. Mesela Emre çıkıyor oyundan,yerine giren adam Selçuk Şahin. Eğer başarıya ulaşmak istiyorsan(özellikle Avrupa’da) yerli oyuncu kaliten yüksek olacak. Yerli oyuncuların ne kadar kaliteliyse,başarılı olma ihtimalinde o denli artar. Çünkü yerli oyuncuların kalitesi,yabancı oyuncuların sahaya yansıttıkları performansı da doğrudan etkiler.

İlk yarıda Fenerbahçe’nin başını ağrıtan bir diğer önemli konu defans hattıydı. Ben özellikle orta göbeği değerlendireceğim. Son 1-2 senedir Fenerbahçe’de en çok eleştirilen adam Bilica. Fazlaca hata yaptığı görüşünde Fenerbahçeliler-ki son derece haklılar- ancak unuttukları ya da atladıkları önemli bir nokta var. Bilica Fenerbahçe’de oynayacak bir oyuncu değil,kabulüm fakat Bilica ne kadar hatalıysa yenen gollerde;Lugano’da en az o denli hatalı.

Fenerbahçe-Paok maçından sonra sağlam Fenerbahçeli diye nitelendirebileceğimiz arkadaşlarımdan biriyle konuştum. Aynı anda Karpaty-Galatasaray maçı olduğu için Fenerbahçe’nin maçını izleyememiştim. Son durum nedir dedim. Lugano bir pozisyonda çok ağır kaldı,hiç olmayacak bir gol yedik dedi. Eve geldim pozisyonu izledim,golü atan adam neredeyse orta sahadan alıyor topu ve direkt kaleye gidiyor. Lugano adama müdahale dahi edemiyor. 2-3 sene önceki Lugano olsa,o pozisyonu o adama yar eder miydi? Hepimiz biliyoruz ki etmezdi.

Bir futbolcu 2 maçta bir ince ince hata yapmaya başlamışsa,o futbolcunun o kulüpteki miyadı dolmuş demektir. Fenerbahçe’nin Lugano’nun yaptığı hatalara dikkat etmesi lazım. Bilica suçsuz demiyorum ama tüm suçu Bilica’nın üzerine yıkmakta biraz insafsızlık olur.

Peki ikinci yarı Fenerbahçe ne yapar?

Açık söyleyeyim şampiyon olacağını düşünmüyorum. Hatta biraz daha ileri gidip,ikinci yarının ilk haftasındaki Antalya maçında puan kaybedebileceklerini düşünüyorum. Her ne kadar Aykut Kocaman ve Aziz Yıldırım hakemleri etkilemeye yönelik açıklamalar yapsada. İkinci haftada oynayacakları Trabzonspor maçını bir şekilde kazanacaklardır. Zaten başka şansları da yok. İlk hafta Antalya’ya kaybetseler dahi,bu maç onlar açısından çok önemli. Hakemler ve Trabzonspor üzerinde ciddi bir baskısı olacaktır Fenerbahçe’nin şampiyonluk yarışından kopana kadar(ki bence koptular). Ayrıca devre arası yaptıkları sert çıkış ile Trabzonspor camiasını da ciddi şekilde strese soktuklarını hep birlikte gözlemleyebiliyoruz sanırım.

4 Ocak 2011 Salı

Kazım Kazım Galatasaray'da




Günlerdir ‘’umarım gerçekleşmez’’diye temennide bulunduğumuz transfer,ne yazık ki gerçekleşti. Bugün itibariyle Kazım Kazım Galatasaray’ın futbolcusu.

Tavrımı belli etmekten çekinmeyeceğim. Kazım’ın transferine olumlu bakmıyorum. Belki alternatif olarak iyi gibi gözüken bir transfer olabilir ama Galatasaray değerlerini düşündüğümüzde,çok anlamsız ve taraftarı çileden çıkaracak bir transfer olduğunu görüyoruz.

Misimovic’i disiplinsiz diye kadro dışı bırakan ve her fırsatta takıma karakterli futbolcu kazandırmak istiyorum diyen Hagi’nin,Kazım Kazım’ı takımına istemesi de çok manidar olmuş. Tabi Misimovic’i gerçekten Hagi kadro dışı bıraktıysa!

Tabi şunuda söylemek lazım. Kazım artık Galatasaray’ın futbolcusu. Kendi adıma söylemem gerekirse-her ne kadar çok tepkili olsam da bu transfere- Galatasaray sahaya çıktığı zaman X,Y,Z futbolcu benim için fark etmiyor. Maç bitimine kadar takımı sonuna kadar destekliyorum. Takımda hoşnut olmadığımız oyuncular var diye,takımı desteklemeyecek halimiz yok. Bize yakışmaz bu durum. O futbolcuyu sahada ter dökerken ıslıklayarak Galatasaray’a zarar vermiş oluyoruz çünkü.

Son zamanlarda üzerinde durduğumuz Galatasaray değerleri fazlasıyla yıpratıldı ve bu değerler hala yıpratılmaya devam ediyor. İnsanların Kazım transferine tepki göstermesi de bu nedenden kaynaklanıyor. Önceden sarfedilen sözler ile sergilenen tavırlar birbirini tutmayınca,ortaya çıkan görüntü de hoş olmuyor maalesef.

Ali Sami Yen’e Veda Ederken



Ne maçlar yaşandı
Dünya cehennemi burada tanıdı
Elveda Sami Yen
Bir gün geri geleceğiz yeniden

Bu şekilde inletiyorduk tribünleri Ali Sami Yen’den ilk kez ayrı düşerken. 2003-2004 sezonunda yaşadığımız ayrılık geçiciydi. Fazla değil 1 sene sonra kavuşacaktık mabedimize. Bunu bilmek,ayrılık acısını çekilebilir hale getiriyordu. Biraz da avutuyorduk kendimizi’’araya mesafe girerse özlem daha fazla olur’’ diye düşünerek.

Seneler seneler önce,çok zor şartlarda kavuştuğumuz stadımıza-ya da evimize!- veda etme vakti geldi.

Bir kız düşünün ki gelin olacak. Çocukluğunu,gençliğini,yetişkinliğini kısacası geçmişine dair yaşadığı her ne varsa bırakıp,yeni bir sevdaya kucak açacak. Her daim beraber yaşadığı ailesinden,canının bir parçasından ayrılıp;hayatının bundan sonrasını beraber geçireceği diğer parçasına koşacak. Elbette ki ailesini görecek,onların halini hatrını soracak ama hiçbirşey eskisi gibi olmayacak.

Biz Galatasaraylılar,bahsetmiş olduğum ‘’gelin’’den tek bir yönden ayrılıyoruz.

Her şeyimiz olan,her türlü mutluluğu beraber yaşayıp,her türlü hüznü beraber paylaştığımız biricik Ali Sami Yen’imizi bir daha görme şerefine nail olamayacağız. Arabayla,metrobüsle,otobüsle Mecidiyeköy yolundan geçerken ‘’bak işte burası Sami Yen’’ diye gösterebileceğimiz bir yer olmayacak 11 Ocak itibariyle.

Tarifsiz bir hüzün bu, insanı derinden etkileyen.

Avrupalıların ‘’The Hell’’ dediği evimizi,bu zamana kadar ayakta tutmayı başardık. Başkaları alttan ısıtmalı koltuklarda zorluk çekmeden sevdasını yaşarken,biz hiçbir zorluğa aldırmadan haykırıyorduk sevdamızı.

Yine o başkaları tarafından hor görülen,aşağılanan,gecekondu denilen mekanda biz yıllarca tarih yazdık. Kimisi:’’Kimse beni bu stada 25.000 kişi olduğuna inandıramaz.’’ dedi, kimisi de:’’Bu taraftar bizde olsa,her sene şampiyon oluruz’’dedi.



Bizim içinse ‘’hayatın tam ortası’’ idi Ali Sami Yen,ilk aşkımızdı.

Şimdi ise,yıllarımızı beraber geçirdiğimiz ilk aşkımızdan ayrılıp,bize yeni mutluluklar yaşatacak son aşkımızla tanışacağız.
İlk ve son aşk arasında kalmak zor iş vesselam. Bize düşen görev,ilk aşkımızı hiçbir zaman unutmayıp,aynı sevgiyle son aşkımıza bağlanmaya çalışmak….

Eminim ki Ali Sami Bey hayatta olsa,o da bizim yapacağımızı yapardı…

2 Ocak 2011 Pazar

Beşiktaş Cola Turka:71-73:Galatasaray Cafe Crown



Belki de sezonun en önemli maçlarından birini oynadı Galatasaray Cafe Crown. Hem kazanılan Fenerbahçe Ülker maçının anlamlı hale gelebilmesi hem de liderliği devam ettirebilmek adına mutlaka kazanmamız gereken bir maçtı.

Beşiktaş Cola Turka'da Cüneyt,Likholitov ve Chatman'ın olmayışları maç öncesi ibreyi Galatasaray'a doğru çeviren etmenlerdi. Galatasaray için tek dezavantaj,Çarşamba günü oynadığı Fenerbahçe Ülker maçında çok fazla efor sarfetmiş olmasıydı.

Galatasaray akıllı başladı mücadeleye ve aynı akıllılıkta da sürdürdü mücadeleyi. Bir deplasman takımı nasıl oynamalı bunu gözler önüne serdi. Maç Galatasaray lehine bir yerde kopacaktı. Bunun içinde sabırlı bir şekilde oynamak gerekiyordu. Galatasaray'da bunu başardı. Bir ara fark 14-15 sayıya kadar çıktı. İşte tam da bu bölümde Galatasaray sakinliğini koruyamadı. Rehavette diyebiliriz buna. Çünkü bu filmi daha önce iki kez görmüştük Pınar Karşıyaka ve Efes Pilsen maçlarında.

Efes Pilsen maçından sonra oyuncularına ''Siz Efes Pilsen'i gerçekte yendiniz,ama rehavete girdiğiniz için kaybettiniz'' demiş Oktay Hoca. Oyuncular ders çıkarmış olacaklar ki;bugün ehemmiyeti elden bırakmadılar. Tutku'nun bundaki payı elbette ki çok büyük.

Galatasaray Cafe Crown olarak ''şampiyonluk'' sözcüğünü ağzımıza almak istiyorsak,2 yeni takviveyeye ihtiyaç duyduğumuzu da itiraf etmek zorundayız. Kaliteli bir pota altı oyuncusu ve guard ile,bu takım çok önemli dereceler alır ligde,buna inanıyorum.

Zorlu bir hafta geçirdik. Bu zorlu haftanın sonunda hem liderliği ele devraldık hem de çok zorlu bir deplasmanı geride bıraktık. Mücadelesi ile formanın hakkını veren basketçilerimize canı gönülden teşekkürler.