28 Ocak 2012 Cumartesi

Bursaspor Maçının Ardından: Savaşmak




Galatasaray, Ankaragücü maçını dışarıda bırakırsak son haftalarda oyun olarak kötü bir görüntü sergiliyor. Bunun aslında en büyük sebebi gerçekleşmeyen Xherdan Shaqiri transferi.

Peki nasıl?

Galatasaray'ın kadrosunda eksiklerin olduğunu herkes biliyordu fakat bu, ilk yarı boyunca çok fazla dillendirilmemişti. Devre arasının yaklaşmasıyla beraber, Galatasaray'daki kadro zafiyeti gerek yöneticiler gerekse de Fatih Terim tarafından dile getirilmeye başlandı. Bunun başlangıcı da ilk yarının son haftasından hemen önceye tekabül ediyor.

O ana kadar büyük bir özveri ile mücadele edip, hücumdaki yetersizliği bir şekilde tolere ediyordu takım. Fakat Xherdan Shaqiri transferi, taraftarda olduğu kadar oyuncularda da bir beklenti yarattı kuşkusuz. Çünkü olay öyle bir boyut aldı ki, ''Xherdan gelecek, dertler bitecek'' düşüncesi sardı herkesin benliğini. Shaqiri transferinin son anda yatması, açıkça söylemese de, Fatih Hoca'nın moralini de alt üst etti. Bu moral bozukluğu konsantrasyon kaybını da getirmiş olabilir hocaya.

Çok net bir biçimde, Galatasaray'ın Bursaspor'u iyi analiz etmediğini görüyoruz bu karşılaşmada. Zira etmiş olsaydı, Pablo Batalla golü bulduğu pozisyonda o kadar boşta kalamazdı.

Bursaspor dağınık bir takım. Kadrosu oldukça yetersiz ve bu sene ligdeki konumları da malumunuz. Takımın herşeyi, Pablo Batalla. Oyuna yön veriyor, takımı atağa kaldırıyor...

Bugün Batalla istediği gibi top yaptı. Orta sahadan topunu da aldı, Bursaspor'u hücuma da taşıdı. Galatasaray onu engellemedi. Nitekim golü de zaten Batalla attı.

Buna karşı, Bursaspor'un Galatasaray'ı çok iyi analiz ettiğini gözlemleyebiliyoruz. Yetenek olarak sınırlı kadrosuna rağmen iyi bir mücadele ve savunma ile Galatasaray'ı durdurmayı başardılar.

Beklenildiği gibi Galatasaray 4-4-2 ile sahadaydı. Fakat çift forvetli sistem bu kez işe yaramadı zira Sercan inanılmaz derecede korkak bir futbol sergiliyor. Topa girmekten korkuyor ayrıca hızını da iyi kullanamıyor. Kanat aksiyonlarında zaten sıkıntısı olan takımın ikinci forveti de bu kadar etkisiz kalırsa, pek tabii pozisyona girmekte zorlanır.

Bursa, Galatasaray'ı iyi analiz etti demiştik, Selçuk maçın kayıp isimlerinden biriydi çünkü Bursaspor onu çok iyi marke etti. Melo da, ilk yarı sorumluluk almayınca hücuma destek vermesi gereken en önemli bölge olan orta saha tutuk kaldı.

Tüm taktiksel işleri bir kenara bırakırsak, Galatasaray 1-0 geriye düşene kadar oyunu kazanmayı istediğini bizlere gösteremedi. Galibiyet için çok fazla savaşmadı, emek harcamadı. Ne zamanki 1-0 geriye düştü Galatasaray, oyuncular işin ciddiyetini o zaman kavramaya başladı. Fakat o dakikadan sonra işler hiçte kolay değildi çünkü golü bulduktan sonra kapanan bir Bursaspor vardı karşımızda. İbrahim Öztürk Sercan'ı, Stepanov'da Elmander'i iyi kapatmıştı. Stepanov çıktıktan sonra Elmander'in daha rahat oynaması bir tesadüf değildi.

Galatasaray'ın yaratıcı bir kanat oyuncusu kadar, bir forvet oyuncusuna da ihtiyacı var. Süre dar ve alternatifler sınırlı. Transfer yapılır mı bilinmez ancak gerçekleşmesi zor olan transferlerin bu denli gözler önüne serilip, daha sonra alınamaması takımdaki herkese ve taraftarın algısına ciddi şekilde zarar verdiği çok aşikar.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Eskişehirspor Maçının Ardından: Marka Değeri




Özellikle son birkaç sezonda dillere pelesenk olan bir söz oldu ''marka değeri''. Türk Futbolu'nun marka değeri, koruna koruna bir hal oldu. Halbuki unutulan şey, Türkiye'nin marka değerinin yerlerde olduğuydu.

Türkiye Futbol Federasyonu, sene içerisinde kulüpleri defalarca para cezasına çarptırıyor. O paraların nereye kullanıldığı ile ilgili bir bilgim yok fakat gerekirse o paralar kullanılarak, kış aylarında zemini futbol oynamayı zorlaştıran stadlarda bir takım yenilikler yapılmalı.

Bugün saha zeminini gördük. İki takım da istediğini yapamadı. Oysa saha zemini, dün çok daha kötüymüş, bugün daha makul seviyeye gelmiş! Güzel bir zeminde bu karşılaşma oynansaydı, iki takım da sahaya istediklerini yansıtsaydı; o çok üzerinde durulan ''marka değeri'', bir nebze de olsa, korunmuş olurdu. Ama Türk Futbolu'nu düşünen yok, herkes kendi çıkarı peşinde.

Saha ve zemin şartlarının bu kadar kötü olduğu bir ortamda, kritik bir deplasmana çıktı Galatasaray. Son dokuz maçta alınan dokuz galibiyetin vermiş olduğu özgüven ile sahadaydı Sarı - Kırmızılılar. Maç öncesi en çok konuşulan konu, Milan Baros'un yerine kimin oynayayacağıydı elbette.

Engin, gerek kupadaki Adana Demir maçı gerekse de son oynanan Karabükspor maçında gayet etkili bir performans göstermişti. Açıkçası Sercan'dan ziyade, Engin'in ilk 11 çıkma ihtimalini çok daha yüksek görüyordum. Herkes gibi benim de endişem, 4-4-2 dizilişinden tekrar 4-5-1'e dönülünce hücumda yaşanması muhtemel sıkıntıydı.

Ayakta durmanın dahi zor olduğu bir ortamda, tek forvet ile sahadaydı Galatasaray.

Esasında, yaratıcı kanat oyuncularına sahipseniz tek forvet oynamak çok da dezavantaj olmaz sizin açınızdan. Ancak, Galatasaray'ın bu sene en büyük problemi kanatlarda yaşadığını düşünürsek, 4-5-1 dizilişinde hücumda etkili olması biraz zor gibi görünüyor. 4-4-2'den, 4-5-1'e dönen Fatih Terim'e de suç bulmuyorum aslında. Formda olan bir Engin ve henüz istenilen seviyeye gelememiş bir Sercan arasında tercih yapmak durumunda kalsam, muhtemelen ben de Engin'i tercih ederdim.

Eskişehirspor, Galatasaray'ı iyi analiz etmiş. Kanat adamlarının bu denli etkisiz olduğu bir oyunda, Galatasaray adına hücuma yön veren oyuncular Selçuk ve Melo. Eskişehirspor bu iki isme de markaj vererek Galatasaray'ın rahat top yapmasını engelledi. Oyun içerisinde Ujfalusi'nin topla dribling halinde orta sahayı geçmesinin nedeni de, Selçuk ile Melo'nun markajda kalmasından kaynaklanıyordu.

Kanatlarda görev alsa da, Emre Çolak aslında iyi bir merkez oyuncusu. Ayağı top yapıyor, teknik ve seri. Galatasaray adına iki kilit isim bu denli etkisizken, Emre'nin sorumluluğu alıp Galatasaray'ı hücumda etkili hale getirmesini beklerdim. Tabi bu maç özelinde oyunculara çok da kızmamak lazım her ne kadar buzlu zemin herkes için aynıysa da, Eskişehirspor için çok da dezavantaj sayılmaz çünkü onlar bu tarz zeminlerde oynamaya alışıklar. Galatasaraylı oyuncular ise sakatlık yaşamamak açısından çok daha tedirgin oynadılar bu yüzden de doğru düzgün bir hücum aksiyonu göremeden maçı tamamladılar.

Böyle bir havada böyle bir zeminde Eskişehir'den bir puan ile ayrılmak kötü sayılmamalı, her ne kadar Galatasaray'ın hedefi her zaman üç puan olsa da. Tabi neticede puan kaybı söz konusu ve bozulan bir seri var önümüzde.

Galatasaray'ın önünde önemli bir Ankaragücü maçı var. Fatih Terim'in teknik direktörlüğünü yaptığı bir takımın, rakibi küçümseyeceğine ihtimal vermiyorum fakat zihinlerde bu maç çoktan oynanmış ve puan hanesine ''3'' çoktan yazılmıştır oyuncular arasında.

Ancak unutulmamalı ki, Ankaragücü konum gereği üç puandan ziyade bir puan için oynayacaktır ve tamamen kapanacaktır. Galatasaray'ın, yaratıcı oyuncu eksikliği çektiğini de göz önüne alırsak kilidi erken açabilmek önemli. Bunun da yolu duran toplardan geçiyor. Baros'un sakatlığı bu açıdan çok kritik Galatasaray için. Yaratıcı oyuncu eksikliğini çift forvet oynayarak kapatıyordu Fatih Terim. Çünkü çift forvetin varlığı, rakip defansın ileri çıkmasına engel oluyor ve her daim bir tehlike yaratıyordu.

Ben bu sefer, Elmander'in yanında Sercan'ı görebileceğimizi düşünüyorum. Skoru aldıktan sonra, oyunun gidişatına göre Engin oyuna dahil olabilir böylece Galatasaray saha içerisindeki diri görüntüsünü devam ettirmiş olur.

18 Ocak 2012 Çarşamba

Fatih Terim'in Mutluluğu = Başarı




Yaz transfer sezonunun başlamasıyla beraber, Galatasaray çok önemli isimleri kadrosuna kattı. Muslerasından tutun da Selçuk İnan'ına kadar hepsi çok kaliteli ve değerli isimler.

Ancak;

Galatasaray'ın bu sezonki en önemli transferi Fatih Terim'dir. Galatasaray'ı içinde bulunduğu durumdan çıkaracak yegane antrenör Fatih Terim'di ve nitekim Galatasaray'ın kısa sürede katettiği mesafe, Fatih Terim hamlesinin ne kadar doğru bir hamle olduğunu kanıtlar nitelikte.

Fakat Fatih Hoca'yı son basın toplantısında biraz sinirli ve morali bozuk gördüm. Şüphesiz Galatasaray lider olmasına rağmen kadrosunda önemli eksikler var ancak transferden daha önemli olan bir şey varsa, o da Fatih Terim'in mutluluğudur. Çünkü Galatasaray'a başarıyı getirecek olan şey, Fatih Hoca'nın mutlu kalaiblmesinden geçer.

Ünal Aysal'ın Telegol'de yapmış olduğu açıklamaları müspet buldum. ''Fatih Hoca'nın istemediği tek bir ismi Florya'dan içeri sokmam'' lafı beni mutlu etti. Biraz gönül alma gibiydi sanki. Bülent Tulun'u sene başında ikinci plana itmesi de hocaya ne kadar güvendiğinin bir göstergesi. Ünal Aysal bu güveni programda bir kez daha tekrarladı.

Birnevi, ''sen gönlünü ferah tut hocam'' dedi. Galatasaray'da işler iyi giderken çomak sokulması adettendir! Bu sefer buna izin verilmemeli. İçinde bulunduğumuz şartları göz önüne alırsak, problemsiz bir şekilde işleri yürütmekte fayda var.

14 Ocak 2012 Cumartesi

Karabükspor Maçının Ardından: Muslera




Sene başında yüksek paralar verilerek transfer edilen Muslera ciddi soru işaretleri barındırıyordu. Tam bu esnada imdada Copa America yetişti ve Muslera'nın oradaki performansı, taraftarın yüreğine su serpti. Çünkü Galatasaray kalesi yıllardır en sıkıntılı mevki halini almış ve üç direk arasında yer alan isimler, taraftarı memnun edememişti.

Akabinde lig başladı. İlk birkaç maçta Muslera'nın ortaya koymuş olduğu performans, taraftarın kendi içerisinde bazı şeyleri yeniden sorgulamasına sebep olmuştu. Fakat bu sefer farklıydı çünkü Muslera, gelişmekte olan genç ve çok yetenekli bir kaleciydi.

Antalya maçında son dakikada Ali Tandoğan'ın şutunu çıkarmasıyla beraber kendine gelmeye başladı Uruguaylı. Benim aklımda kalan, o maçtan sonraki en efektif kurtarışını Mersin maçında Moritz'in penaltısını çıkarmakla yaptı Muslera. Ve akabinde taraftarın ona duyduğu güvenin üst seviyelere çıkmasıyla beraber nasıl bir kaleci olduğunu tüm Türkiye'ye gösterdi ve göstermeye de devam ediyor.

Bugünkü maç her ne kadar farklı bir skor ile bitmişse de, Muslera'nın maçın başında yapmış olduğu iki kurtarış, maçın kaderini ciddi şekilde etkiledi. Bu kurtarışlar, Muslera'nın bu sezon Galatasaray'a kazandırdığı kaçıncı puan oldu cidden hesaplamadım. Fakat birçok maçta yapmış olduğu kurtarışlar ile Muslera, Galatasaray'ın galip gelmesinde önemli rol oynadı.

Kötü oynadığı bir ilk yarıda devreye 2-0'lık bir skor avantajıyla girmek, Galatasaray için ciddi bir şanstı. Çünkü Baros'un maçın başında gelen golünden sonra oyunun kontrolünü rakibe veren bir Galatasaray vardı.

Son haftalarda bireysel hatalar ön plana çıkıyor Galatasaray'da. Adana Demirspor maçı bu anlamda ciddi bir uyarıydı Galatasaray için. Çünkü rakip takım, Galatasaray kalesinde çok net pozisyonlar bulmuştu. Bu hatalar zinciri Karabükspor maçında da devam etti. Muslera gününde olmasa, Karabükspor maçı sıkıntılı bir hal alabilirdi Galatasaray için. Kaldı ki, Fatih Hoca'nın maçtan sonraki açıklamaları, bu durumdan kendisinin de hiç memnun olmadığını net bir biçimde ortaya koyuyor.

Karabükspor maç boyunca Shelton'ı kullanarak pozisyon bulmaya çalıştı. Maç içerisindeki birçok pozisyonda Servet'in ağır kalmasını iyi değerlendirerek,savunma arkasında topla buluştu Shelton. Bunlardan birkaçında ciddi tehlike de yarattı Galatasaray kalesinde.

Samsunspor maçında çok etkili gözükmeyen Engin, Adana Demirspor maçında sahanın en iyisiydi. Açıkçası bu maçta onun ilk onbir başlayacağını düşünüyordum Kazım'ın yerine. Ama hocanın tercihi bu doğrultuda olmadı. Melo, Galatasaray'ın az gol yemesindeki en önemli etkenlerden biri fakat çok lakayıt. Yaptığı top kayıpları Galatasaray'ı sıkıntıya sokabiliyor. Aşırı özgüvenden kaynaklanan hatalar aslında bunlar. Melo, ligi küçümsediği için mi böyle oynuyor bilemiyorum. Ama bu lakayıtlığı göze çok batıyor.

Maç içerisinde çok da fazla gözükmeyen oyunculardın biri Selçuk'tu. Fakat ne kadar büyük oyuncu olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Duran toptan Elmander'e yaptığı asist ile takıma ''yeniden'' direkt katkı sağladı.

Yazının başında Muslera'yı övmüştüm, en az Muslera kadar övgüyü hakeden bir başka isim de Milan Baros'tu bugün. Sakatlığın etkileri hala üzerinde fakat çok çalışıyor ve terinin son damlasına kadar sahada mücadele ediyor. Sakatlıktan sonra güçsüz bir Baros vardı karşımızda. Bugün sahada yer alan Baros ise, çok daha güçlü ve mücadeleciydi. Birçok pozisyonda rakiplerine bire bir pozisyonlarda üstünlük sağladı, golün dışında Elmander'e bir de asist yaptı. Son anlarda gelen sakatlık belki de galibiyetin önüne geçti. Güçlü, sakatlıktan arınmış bir Baros her zaman rakip takımlar için en tehlikeli isimdir.

Hoca, Eboue gelene kadar sağ bek mevkisinde kimi oynatacağı konusunda bence kararsız. Çünkü bir hafta Sabri bir hafta Ujfalusi sonra tekrar Sabri derken bazı şeyleri görmeye çalışıyor.

Aslında kritik soru şu. Eboue gelen kadar Ujfalusi'yi sağ beke alarak tandemi bozmak ne kadar doğru? Açık konuşmak gerekirse Servet hiç güven vermiyor. Atıyorum, bir Serdar Aziz yahut 2008'deki Emre Güngör gibi bir isim olsa yedekte, Ujfalusi'nin boşluğunu bir şekilde giderebiliriz. Fakat elde böyle bir isim olmayınca, illa bir yerde açık vermiş oluyorsunuz. Sabri'nin hazır hale gelebilmesi işte bu açıdan çok önemli. Bugün, Servet'in çıkarak Sabri'nin girmesi önümüzdeki hafta için sağ bek mevkisinde Sabri'nin oynayacağının bir işareti olabilir. Çünkü Eskişehirspor maçı, kritik bir viraj. Orada alınacak bir galibiyet, takipçilerin moralini ciddi manada bozar.

2 Ocak 2012 Pazartesi

Shaqiri'deki Fiziksel Gelişim





Alisamiyen.net'ten Sabri Aslan paylaşmış, Shaqiri ile bizim Emre Çolak, aynı yaştalar ve boyları da hemen hemen aynı. Shaqiri'nin kısa sürede fiziksel açıdan geldiği noktayı görüyorsunuz. Umarım, Emre Çolak da fiziksel olarak kendini geliştirir önümüzdeki 1-2 sene içerisinde.