30 Temmuz 2013 Salı

Napoli: 3 - 1 :Galatasaray



Çok özel ve sağlam bir atmosferde, kısmen çok sert bir takıma karşı oynadı Galatasaray. Slovenya kampı takıma ne getirdi bunu görebilme adına oldukça önemli bir maçtı.

Maçı ''ilk yarıdaki Galatasaray'' ve ikinci yarıdaki Galatasaray'' diye iki bölüme ayırsak sanırım yanlış olmaz. İlk yarıdaki Galatasaray, Fatih Terim'in Şampiyonlar Ligi'nde sahaya sürmesi muhtemel olan bir 11'di (Semih - Dany değişikliği dışında). Ancak sahada yer alan bu takımın, Malaga maçındaki Galatasaray'dan hiçbir farkı yoktu. Aşırı durağan bir oyun, hızlı paslaşamama ve savunmada yapılan hatalar endişe verici düzeydeydi.

Şu bir gerçek; Galatasaray'ın ve tabii ki Fatih Terim'in tek bir hedefi var: Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu. Bunun zamanını bilemeyiz. Bu sene de olabilir, sonraki sene de. Yahut beş sene sonra da. Ancak hedef ortada ve yapılan her çalışma bu hedef uğruna yapılıyor. Madem hedef bu, o zaman bu arenadaki takımların son durumlarıyla Galatasaray'ı kıyas etmek lazım. Geçtiğimiz günlerde Dortmund - Bayern maçı oynandı Almanya'da. O maçı izleyenlerin gözüne takılan şey, oynanan iyi futboldan ziyade, her iki takımın da oyunu ne kadar hızlı oynadığı olmuştur. Hücuma kalkışlar, orta sahadaki paslaşmalar hepsi çok seri ve hızlı şekilde yapılıyor. Galatasaray'ın oyun hızı ise bu iki takımla karşılaştırdığımızda çok çok geride. Son Şampiyonlar Ligi finalisti bu iki ekip olduğu için onlardan örnek verdim. Yaz başından beri oynanan tüm hazırlık maçlarından sonra söylemiş olduğum yegane şey oyunun hızı üzerineydi. Bu yüzden bu konu üzerinde biraz fazla duruyorum.

Galatasaray'ın ilk yarıda rakip kalede yaratmış olduğu ''tehlike'' adını verebileceğimiz bir ya da iki pozisyonu var. Bu iki pozisyonun da gelişimine bakarsanız seri paslaşmaların, hızlı düşünüp oynamanın etkili olduğunu görürsünüz. Sneijder'i takımdaki diğer oyunculardan farklı hale getiren çekmiş olduğu şutlar ya da atmış olduğu jenerik goller değil. Sneijder, hızlı düşünüp seri hareket ediyor ve bu sayede rakibin dengesini bozuyor. Çoğu zaman da bu vesile ile takımın da oyun temposunu yukarı çekmeye çalışıyor. Bunu başardığında ise Galatasaray hücumda etkili ataklar geliştiriyor.

İkinci yarıdaki Galatasaray'ı ilkinden ayıran temel faktör daha hızlı oynamaya çalışması, paslaşmaların daha seri olması ve zaman zaman rakibine ileride basması. Tek forvet, çift forvet gibi taktiksel hamleler ikinci planda. Galatasaray takım halinde oyun temposunu arttırınca çift forvet oynarken de, tek forvet oynarken de oyuna hükmeden taraftı. Maçın sonucuna etki eden ise, her zaman olduğu gibi, bireysel hatalar oldu.

Chedjou'nun performansını değerlendirmek için doğru partner ile oynayacağı maçı beklemekte fayda var. Bu takımın birinci stoperi Semih Kaya'dır, bu tartışmasız böyle. Semih'in yanına lider karakterli bir oyuncu gerekiyordu, Chedjou geldi.

Dany, oldukça istikrarsız ve dengesiz bir oyuncu. Bernabeu'da sahanın yıldızı olabilecek potansiyele sahip olan Kamerunlu, üç gün sonra yerel ligdeki bir mücadelede sizin başınızı yakabilir. İşin kötü tarafı, öğrenmeyi seven bir oyuncu gibi de durmuyor. Aynı hataları tekrar ediyor. Oysa basit oynasa ve kesicilik ile hızını ön plana alsa çok farklı bir stoper olabilir. Buna rağmen Dany, hatalarında ısrar ediyor ve aşırı özgüven ile konsantrasyon problemi yaşayarak kredisini tüketiyor.

Fatih Terim'in kafasında üç tane formasyon var. Birincisi, ilk yarıda denenen ve muhtemelen sezon boyunca da göreceğimiz 4-1-3-2. İkincisi, tek forvetli ve arkasında Sneijder'in oynadığı 4-2-3-1 ve sonuncusu da klasik, iki sene önce şampiyonluğu getiren 4-4-2.

Sezon içerisinde bu üç sistemi de, biri daha ağırlıklı olmak üzere, maçların gidişatına göre görebiliriz. Buradan Amrabat'ın oyuna girdikten sonra yarattığı etkiye geleceğim. Amrabat en büyük sorunu birebirde adam geçerken yaşıyordu. Belirli bir adam geçme taktiği var ve sürekli bunu deniyor. Belli bir süre sonra bu işlemez hale geliyor. Oysa, reperturarına çok farklı çalım şekilleri eklese, ki bunu yapabilir, birbirinden farklı silahlara sahip bir futbolcu halini alır. Kabul edersiniz ki bu durum kendisinin durdurulmasını biraz daha zorlaştırır. Amrabat, golü bulana kadar geçen sürede her zaman yaptığı gibi topu sağa çekip orta açma işinden ziyade, içeri doğru çalım atıp hızıyla rakipleri ekarte etmeyi tercih etti ve hemen her denemesinde de başarılı oldu. Atmış olduğu gol de onun performansının ödülüydü. Fakat mevcut yabancı sınırlaması Amrabat'ın takımda forma şansı bulma ihtimalini minimumlara düşürüyor. Bu da onun elinde olmayan bir sorun.

Oyuna ikinci yarıda dahil olan Engin, üç kere rakip kalede ciddi tehlike yarattı. Pozisyonların üçünde de Engin çizgideydi ve pozisyon gereği kanatları kullanıyordu. Bu durum benim açımdan hiç şaşırtıcı olmadı çünkü daha önce de yazdığım gibi Engin'in en verimli olduğu yer kanatlar. Bilhassa da sol kanat. Engin orada serbestlik bulduğunda yeteneğiyle çok acayip işlere imza atabilir. Napoli maçıyla birlikte Engin bir kez daha en faydalı olduğu mevkinin merkez orta sahadan ziyade kanatlar olduğunu ve rotasyona girecekse oradaki oyuncularla rekabet etmesi gerektiğini kanıtladı.

Emre Çolak ise oyuna Selçuk'un yerine dahil oldu ve orta sahada merkezde görev aldı, asıl oynaması gereken yer. Ümit ediyorum ki Fatih Hoca bu durumun farkına varmıştır ve Emre ile Engin'i daha faydalı oldukları mevkide değerlendirir.

Özetleyecek olursam; ikinci yarıdaki Galatasaray, isteğini, arzusunu, oyun temposunu ve paslaşma hızını ilk yarıdaki takıma aktarabilirse ortaya inanılmaz bir takım çıkar. İkinci yarıda sergilenen performans ise bu açıdan baktığımda benim için oldukça umut ve heyecan vericiydi.

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Galatasaray: 3-3 :Malaga



Galatasaray, hazırlık kampındaki en ciddi sınavını Malaga karşısında verdi. Bazı şeyleri çok daha net görebileceğimiz bir maç olur diye tahmin etmiştim ancak gördüğüm tablo beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.

Galatasaray maça Sneijder, önünde de Drogba'nın oynadığı 4-4-1-1 gibi bir sistemle başladı. Ancak ben hala Galatasaray'ın çift forvetten vazgeçeceğine ihtimal vermiyorum. Bunun yanı sıra vazgeçmemesi gerektiğini de düşünüyorum.

Bunun iki nedeni var.

Birincisi Galatasaray'daki mevcut kanat oyuncularının yetersiz oluşu. Eğer kanat ağırlıklı bir sistemle oynayacaksanız kanat oyuncularınızın çok iyi olması gerekir. Bu zaten futbolun kuralı. Galatasaray'da ise kanat oyuncuları Hamit, Emre Çolak, Engin, Amrabat. Hamit, henüz beklentilerin gerisinde. Emre Çolak merkez orta saha oyuncusu, Engin'i hoca kanatta düşünmüyor, Amrabat ise yeterli değil. Yabancı sınırlamasını hesaba katmıyorum bile. Resim bu kadar netken Fatih Terim'in bu tarz bir oyun anlayışıyla sahada yer alacağına ihtimal vermiyorum. Maçın gidişatına göre hamle yapmak için mutlaka bir taktiktir tek forvetli sisteme dönmek. Bu, kabul edilebilir bir durum ancak Galatasaray'ın birinci oyun şablonu bu olmayacaktır.

İkinci nedene gelirsek; Galatasaray, geçen sezonun sonlarına doğru orta saha oyuncularının ağırlıkta olduğu, beklerin sürekli ileri çıktığı 4-1-3-2 sistemini denedi ve, kabul edelim ki, bu sistem oldukça başarılı oldu, birnevi şampiyonluğu getirdi. Galatasaray'ın halihazırdaki oyuncu kadrosu da bu sistemi oynamak için oldukça elverişli. Böyle bir durumda, hem çift forvet Drogba-Burak'tan vazgeçmemiş oluyorsunuz hem de elinizdeki kadrodan maksimum verim alıyorsunuz. Win-win durumu var yani.

Fatih Terim geçen sezon Ligtv'de katıldığı bir programda Burak'a şakayla karışık önümüzdeki sezon oldukça fazla koşması gerektiğini söylemişti. Bu olayı herkes ''Hoca tek forvete dönecek, Burak'ı da kanatta kullanacak'' diye yorumlamıştı. Ancak işin aslı öyle değil. O gün ne düşünüyorsam, bugun de aynısını düşünüyorum. Fatih Terim'in kafasında ilerde basan, sürekli pres yapan ve savunmaya hücumda başlayan bir Galatasaray yaratma gayesi var (aynı 2000 yılındaki gibi). O kadrodaki en önemli oyunculardan biri yapmış olduğu presle Hakan Şükür'dü. Mevcut kadroda bunu yapabilecek isim Burak gibi duruyor. Zira Drogba yaşı gereği Burak kadar efor sarfedemez ancak tecrübesi ve futbol aklıyla takıma oldukça yardımcı olabilir.

Her ne kadar sezon başı olsa da Malaga maçında, Fatih Terim için olmasa da mevcut oyuncular için yeni olan, bu felsefenin yansımalarını görebileceğimizi düşünmüştüm. Sahadaki Galatasaray görüntüsü ise bundan oldukça uzaktı. Sneijder dışında takımda efektif bir oyun sergileyen oyuncu yoktu. Orta sahada toplu pres göremedik, savunma evlere şenlik bir haldeydi.

Galatasaray bu kadar kötüyken Malaga çok iyiydi demek de doğru olmaz. Maç boyunca Malaga oyunun kontrolünü neredeyse hiç ele alamadı, buldukları üç gol de Galatasaraylı oyuncuların bireysel hatalarından kaynaklandı. Hatırlarsak; birinci gol Gökhan Zan'ın savunmada yapmış olduğu pas hatası sonucu top Malaga'ya geçmiş ve seri oynama golü getirmişti. İkinci gol Dany - Eray işbirliğinden doğan hatalar silsilesi sonucu meydana gelmiş, üçüncü gol de penaltı ile olmuştu.

Özetleyecek olursak; bireysel bir iki performans dışında takım halinde pek de iyi bir görüntü vermeyen bir Galatasaray vardı İzmir'de. Slovenya'daki kamp Galatasaray'ın geleceğinin şekillenmesinde oldukça önemli olacak. Geçen sene Galatasaray'ın adeta adı, oyuncu kalitesi şampiyon olmasına yetmişti. Bu sezon ise arzulanan başarıların elde edilebilmesi için daha coşkulu, daha seri, daha agresif bir Galatasaray görmek şart. Bunun da yolu hazırlık kampında yapılacak idmanlardan geçiyor. Her zaman en mükemmeli arayan Fatih Terim'in de bu durumdan hoşnut olmadığını, daha fazlasını istediğini Malaga maçındaki hal ve hareketlerinden görmüşsünüzdür. Oradaki çalışmalarda belli bir seviyenin üzerine mutlaka çıkılmalı. Öyle bir durumda Galatasaray bambaşka bir takıma dönüşecektir.

21 Temmuz 2013 Pazar

Yeniden heyecanlanmak

Bizler Galatasaray'ı çok sevdik. Belki de hayatta en çok onu sevdik. Ailemiz gibi, canımızdan bir parça gibi.

Ben biraz şanslı bir insanım. Babam çok iyi bir Galatasaraylı, arkadaşları da hakeza öyle. Dolayısıyla Galatasaraylı bir ailenin Galatasaraylı bir oğlu olarak büyüdüm ve çocukluğum maçlarda geçti.

Lig maçından daha çok Şampiyonlar Ligi maçlarına gittim. Zaten Galatasaraylı iseniz Avrupa Kupası maçlarının önemi sizin için her şeyden farklıdır.

Babam iki kardeş ve bir tane ablası var. Amcam yok ancak babamın en yakın arkadaşı Ayhan Amca benim için aileden biri gibidir. Onu ve ailesini çok severim. Biz Ali Sami Yen'e maçlara giderken Eyüp'te oturan Ayhan Amca'yı da alır, Mecidiyeköy'de belirlediğimiz otoparka arabayı bırakır oradan da stada geçerdik. Bu yüzden birçok maçı beraber izledik ve beraber sevinip, beraber üzüldük. O dönemki çocuk aklımla Şampiyonlar Ligi maçlarına gitmek bana büyük keyif verirdi ve eğer Ayhan Amca bir maça gelmiyorsa o maçta, o maçtan aldığım tatta bir şeyler eksik olurdu. Bunu da babama her defasından söylerdim zaten.

Maçlardan dönüşte arabaya bindiğim an uyurdum ancak buna çok değinmeyeceğim.

Tabi Olimpiyat Stadı'ndaki maceradan sonra biz maçlara beraber gitmeyi bıraktık. Hatta beraberi geçtim, hiç gitmemeye başladık. Bunun takımın içine düştüğü durum ile alakası yoktu. Herhangi bir nedeni de yoktu aslında. Ben tabi o aralar babamı yine sıkıştırıyordum ancak yoğun olduğu için gidemeyeceğimizi söylüyordu. Bu esnada maçların hiçbirini kaçırmıyorduk (kendimi bildim bileli hazırlık maçlarını dahi kaçırmam). Önemli maçlarda Ayhan Amcalar bize gelir, maçları beraber izlerdik. Hala da izlemeye devam ediyoruz.

Nedendir bilmem, onlarla beraber izlemiş olduğum maçlarda daha bir güvende olur, daha bir galibiyete emin hissederim kendimi.

Babam, ben ve Ayhan Amca amiyane tabirle azılı birer Fatih Terim hayranıyız. Bize göre Galatasaray için dünyanın en iyi hocası o'dur ve o hayatta olduğu müddetçe Galatasaray'ı ondan başkası çalıştırmamalıdır.

Fatih Terim'i sevmek, Galatasaraylı olmak gibi bir miras adeta. 2004 yılında Olimpiyat Stadı'nda Hoca Galatasaray'a veda ederken stada gidip gözyaşı dökmüş insanlarız neticede. O bizim kalbimizin en güzel, en özel yerinde durur. Yüreğimizdeki en nadide parçalardan biridir. Ve netice ne olursa olsun onun değeri değişmez. Galatasaray'ın ete kemiğe bürünmüş hali derler onun için, hakikaten benim için de öyledir. Ben de kendisini babam gibi severim zaten. Ona her zaman inandım, inandık ve o hiçbir zaman bizi yanıltmadı.

Ne zamandır tribünlerden uzak olan babam ve Ayhan Amca bu sene aldıkları kararla kombine edindiler ve yeniden tribünlere geri dönüyorlar. Ben de daha önceden almış olduğum kombine ile onlara eşlik edeceğim.

Bu iki futbol kurdu, Fatih Terim aşığı ile yeniden Galatasaray için yollara düşmek, Galatasaray uğruna bir şeyler yapmak yeni sezon öncesinde beni yıldız transferi kadar heyecanlandıran bir durum. Fatih Terim, Galatasaray'ın başına geldiğinde nasıl heyecanlandıysam, aynı heyecan yine içimde hasıl oldu.

Futbol ve Galatasaray bize çok güzel insanlar ve çok güzel anılar kazandırdı. Çocukluk kahramanım olan Fatih Terim'i, çocukluk anılarımdaki başrolü oynayan babam ve Ayhan Amca'yla birlikte (artık tayfaya kardeşim de eklendi) yeniden statta izleyecek, destekleyecek olmak paha biçilemez bir duygu.

Hep birlikte, nice zaferlere. Hepimizin yürekten inandığı gibi; o en büyük kupa Fatih Terim'in ellerinde kalkacak!

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Notts County maçının ardından





Hazırlık maçları her zaman heyecan verici olmuştur benim için. Takımın en hazır olmayan halinden başlayıp, formunun zirvesine çıktığı ana kadar geçirdiği evrimi görme şansı yakalarsınız. Bu da muazzam bir haz verir.

Galatasaray’ın oynamış olduğu iki hazırlık maçında da şunu net bir biçimde görme fırsatımız oldu. Hoca’nın kafasında, şimdilik, iki sistem var. İlki; 4-2-3-1. Her iki hazırlık maçının ilk yarısında da bu sistemi denedi Fatih Terim. Birinde Elmander tek forvetteki isimdi, diğerinde Umut. Hoca, bu sistemi denediğinde sahada yer alan kadro rotasyon ağırlıklı oyunculardan oluşuyordu. Birkaç as adam dışında (Eboue,Riera gibi) bu oyuncuları görmek istedi bu sistem içerisinde.

Diğer sistem ise geçen sezonki Schalke deplasmanıyla birlikte ortaya çıkan ve bir nevi şampiyonluğu getiren sistem; 4-1-3-2. Bu sistemi as oyuncuların ağırlıkta olduğu kadroda denedi Fatih Hoca. Melo’nun yokluğunda bu görevi zaman zaman Yekta, zaman zaman da Selçuk üstlendi. Geçtiğimiz sezon Selçuk’un üstün bir gayret ve başarıyla oynadığı sol iç mevkisinde ise bu kez Emre Çolak ve Erman Kılıç denendi.

Buradan şu noktaya gelmek istiyorum, takım içerisinde Melo’nun muadili olabilecek tek oyuncunun Ceyhun Gülselam olabileceğini düşünüyorum. Hoca, orada geçen sezon Engin’i denedi, bu sene de Yekta’yı deniyor. Ancak ne Engin ne de Yekta o vasıfta oyuncular değil kanımca. Bilhassa Engin’in orta sahanın göbeğine hapsedilmesinden ziyade, kanatlarda kullanılması taraftarıyım. Çünkü Engin o mevkide oynayabilecek kadar  teknik kapasitesi üst düzeyde olan bir oyuncu değil. Sadece hırsı ve mücadele gücü onu o mevki için alternatif olarak kılıyor. Oysa Engin kanatta denense, kısmen daha bağımsız oynayacağından, çok daha yaratıcı ve faydalı olabilir.  Yekta ise oyun kurucu gibi oynatıldığında daha fazla fayda verebilecek bir isim. Nitekim kendini hissettirdiği zamanlarda Kasımpaşa’da o görevdeydi.

Tabi kanat dedim ancak henüz hangi sistemin uygulanacağını da kestiremiyoruz. 4-1-3-2’de salt bir kanat anlayışının olmadığını biliyoruz. Bu sistemde beklerin önemi bir kat daha artıyor ve merkezde oynayan oyuncular hem merkez hem de kanat oyuncusuymuş gibi oynuyor. 

Engin’in inanılmaz verimli oynadığı ilk sezona geri dönelim. Hoca, Engin’i kanatta kısmen serbest bırakarak oynatmış ve Engin’den maksimum verim almıştı ancak geçen sezon Melo’nun kampa çok geç katılması ve eldeki tek alternatif olan Ceyhun’un yeterli katkıyı verememesi Engin alternatifini ortaya çıkartmıştı. Bu sene ise Melo kampa yetişiyor ve onun alternatifi olan Ceyhun da geçen sezonun kendisine verdiği özgüvenle çok daha etkili oynuyor. Bu açıdan, Engin’in kenar oyuncusu rotasyonu için düşünülmesinin çok daha olumlu olacağı kanaatindeyim.

Önümüzdeki sezon en çok katkı vermesi beklenen oyunculardan biri de Emre Çolak. Taraftarlar tarafından çokça eleştirilse de, önemli bir potansiyele sahip genç oyuncu. Emre Çolak, Fatih Terim tarafından ilk sezon yokluktan dolayı kanatta denense de merkez orta sahada oynama yetileri çok daha kuvvetli olan bir oyuncu. Nitekim geçen sene Fatih Terim kendisine bu mevkide görev vermiş ve Emre de sezon başında burada kısmen etkili olmuştu (hatta sezonun ilk maçı olan Kasımpaşa karşılaşmasında sahanın adeta yıldızıydı ve Melo’nun yerinde oynayıp, Selçuk’a partnerlik yapmıştı).

Bu sene oynanan iki maçta da Emre’yi oyun kurucu olarak sahaya sürdü Fatih Terim. Zaman zaman sistem değiştiğinde sol içe de kendisini kaydırdı. Emre de ilk maçta oynadığı futbolla beklentileri yine arttırırken ikinci maçta kısmen hayal kırıklığı yarattı. Belki de onun bu istikrarsızlığı taraftar nezdindeki kredisinin de çok çabuk tükenmesine sebep oluyor. Oysa, kafasını sadece futbola verebilse; çok önemli işler başarabilir Galatasaray adına. Tekniği çok iyi, sol ayağını da hakeza iyi kullanıyor. İyi de şut atıyor ancak ‘’decision’’ diye adlandırabileceğimiz karar verme yetisi, ya da futbol zekası, çok üst düzeyde değil. Bu da onun önündeki en büyük engel olarak duruyor. Fakat çalıştığı hoca, Türkiye’nin en iyisi. Avrupa’nın da sayılı teknik adamlarından biri. Bu eksikliğini onunla daha fazla diyalog haline girerek ve onun tavsiyelerine uyarak giderebilir. Bunun dışında, Sneijder gibi mevkisinin en iyi 10 oyuncusundan biriyle aynı takımda yer alıyor. Onun zekasından ve tecrübesinden faydalanmak da onun elinde. Eğer, elindeki bu fırsatı kullanıp, kendini geliştirebilirse Galatasaray’a hem bugün hem de gelecekte oldukça faydası dokunabilir.

Bunun dışında, Fatih Terim’in oyuncularından bu sezon bolca hücum pres ve kapılan toplarla hızlı hücum istediğini biliyoruz. İlk maçta olmasa da Notts County maçında hücum presten emareleri görme fırsatı bulduk. Bu sayede önce Umut ardından da Engin rakipten topu kapıp, çok ciddi tehlikeler yarattı rakip kalede. Buna ek olarak, zaman zaman tek ve dikine paslarla oyunun temposunu yukarılara çekmeye çalışıp, daha akıcı şekilde hücum etmek isteyen bir Galatasaray gördük.

Fatih Terim’in idmanlarda üzerinde durduğu konulardan bir tanesi de şut çekme meselesiydi. Galatasaray, son iki sezonda şut çekme konusunda oldukça pasif kalmıştı. Neticede gol atmak istiyorsanız bunun en büyük silahı şut çekmek. Pas ve diğer organizasyonlarla da bir yere kadar etkili olabiliyorsunuz. Eğer henüz makine gibi işleyen bir takıma sahip olamamışsanız, oyunun sıkıştığı anlarda oyunu çözebilmek adına şut, en büyük silahınız olabilir. Galatasaray iki maçtır uzaktan şutu deniyor. Başarılı oluyor ya da olmuyor ancak deniyor. Bu olumlu bir durum. Emre Çolak ve Sneijder’in bu vesile ile atmış olduğu iki klas gol olduğunu da hatırlatalım.

Malaga maçı büyük resmi görebilmek açısından büyük önem taşıyor. Rotasyon oyuncularından ziyade as futbolcularıyla maça başlayacaktır Fatih Terim. Böylece hem kafasındaki sisteme hem de oynatmak istediği futbola dair ipuçlarını daha net bulabiliriz.

11 Temmuz 2013 Perşembe

İç transferin önemi



Transfer önemlidir. Bilhassa taraftarlar için dış transferler çok önemlidir. Taraftar; sürekli yıldız oyuncu gelmesini ve onları kendi takımlarının forması altında izlemeyi ister. Hakkıdır da.

Bir de iç transfer vardır. Taraftar; sevdiği oyuncuların sözleşmesinin uzatılmasını ister ve çoğu zaman da olaya mantıksal çerçevede değil, duygusal açıdan bakar. Yine hakkıdır. Çünkü taraftarlık böyle bir şeydir. Çoğu zaman futbolun bir oyun olduğunu unutup, oyuncu ve teknik heyetle bağ kurarsın. Birnevi aşk gibidir. Aşk'ta da mantık devreye girse, duygular kaybolur. Nasıl ki aşk'ın en saf hali güzelse; futbol takımlarına beslenen sevgide de bu güzeldir. Hesapsız, kitapsız; sadece sevmek. Ne güzel şey...

İç transfere değineceğim. Geçtiğimiz günlerde Gökhan Zan ve Engin Baytar ile sözleşme yenilendi. Gökhan Zan'ın ''cam adam'' görüşlerinden sıyrılıp, saygı duyulan bir oyuncu halini almasına çok sevindim.

Bir futbolcunun taraftar nezdinde olumsuz algıya sahip olması çok kötü bir durumdur. O algıyı kırmak çoğu zaman imkansıza yakındır. Bunu başarabilenler de saygı duyulmayı hakeder. Gökhan Zan da saygıyı hakediyor.

İlk 11 oyuncusu olmadığını o da biliyor. Çoğu zaman yedek kalıyor ancak kapris yapmıyor. Çalışıyor. Sadece ve sadece çalışıyor. Görev kendisine geldiğinde de elinden gelenin en iyisini yapıyor. Allah çalışana yardım eder derler; Gökhan da formayı kaptığında ortaya koyduğu yürekle taraftar nezdindeki algısını değiştirmeyi başardı birnevi çalışmanın karşılığını aldı. Rotasyonda çok faydalı olacaktır.

Gelelim Engin Baytar'a.

İnsanları kaybetmek kolaydır. Mühim ve zor olan onları kazanabilmektir. Fatih Terim'in de bu konuda usta bir isim olduğunu biliyoruz. Yine kolay olanı seçmek yerine zor olanı tercih etti. Engin'e bir kez daha ''sana güveniyorum'' mesajı verdi. Engin bu mesajın ne kadarını algılayabilecek, onu sezon içerisinde göreceğiz.

Malum yabancı meselesinden sonra Türk oyuncuların hem önemi hem de ortaya koyacakları performans kat be kat arttı ve başarıda kilit rol halini aldı.

Engin, iki sene önce Kadıköy'de ilan edilen şampiyonluğun kahramanlarındandı. Ancak aynı Engin geçen sezon adeta yokları oynadı. Hazır, futbola konsantre olmuş bir Engin'in neler yapabileceğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Yedekte Türk oyuncuların oturacak olmasını da göz önüne alınca Engin'in göstereceği iyi performansın en az dış transfer kadar değerli olacağını söylemek sanırım yanlış olmaz.

Engin, işin sadece teknik kısmından ziyade mücadele gücüyle de çok değerli bir oyuncu. Misal, yetişmesi zor olan topa bile koşar ya da ekstra çaba sarfederek top kapar, taraftar bu olaydan sonra gaza gelir, desteğini arttırır vs.

Drogba ve Sneijder faktörü


Geçtiğimiz sezon potansiyelini sahaya yansıtamayan bir diğer isim de Wesley Sneijder'di. Neden bilmiyorum ancak Sneijder inanılmaz derecede göz ardı ediliyor. Sneijder'in ne denli büyük bir oyuncu olduğunun farkında değil sanırım insanlar. Mevkisinin sayılı oyuncularından biri önümüzdeki sene Galatasaray hücumlarında beyin olacak. Bu durumun farkedilmemesininde temel sebep Sneijder'in geçen sene sakatlıktan ötürü son haftalarda sahada olamaması sanırım.

Didier Drogba, geçen sezon başlangıcını Çin'de yaptığından fizik olarak üst seviyede değildi. Her ne kadar 35 yaşında olsa da normal fiziği çok iyi olduğu için yaş onun adına dezavantaj olmuyor. Buna rağmen Drogba'nın geçen sezona damga vurduğunu düşünürsek, hazırlık kampını Galatasaray'da yemiş bir Drogba'nın önümüzdeki sezon çok çok daha etkili olacağı varsayımında bulunmak sanırım yanlış olmaz.

Göründüğü üzere Galatasaray'ın mevcut kadrosuna Engin, Sneijder ve Kazım gibi takım içinde olan ancak geçen sezon belirli sebeplerden ötürü fayda sağlayamamış isimler katılacak. Bu, en az dış transfer kadar önemli ve dikkat edilmesi gereken bir husus. Zira sezon içerisinde bu oyuncuların verdikleri katkının ne kadar değerli olduğunu hep birlikte göreceğiz...