26 Ağustos 2013 Pazartesi
Bursaspor: 1-1 :Galatasaray
Gerek Burak'ın Emirates Kupası'nı kaçırması gerekse de hazırlık turnuvasında uygulanmayan yabancı sınırı, Galatasaray'ı tek forvetli sistemde oynama itmişti. Amrabat'ın üstün gayreti, Galatasaray'ın kanatlardan etkili hücumlar yapmasına olanak vermişti. Hal böyle olunca herkes Galatasaray'ın bu sene tek forvet oynayacağını düşündü ancak işin aslı öyle değildi. Burak'ın dönüp Amrabat'ın tribüne çıkmasıyla birlikte mevcut kadronun oynayabileceği en iyi sistem olan 4-1-3-2'ye yeniden geçiş yapıldı.
Galatasaray'ın ne şekilde oyun kurduğu çok net belli artık. Stoperler topu beklere atıyor, bekler uygun pozisyonda olan orta saha oyuncusuna (bu zaman zaman Melo zaman zaman Selçuk oluyor. Bazen Sneijder de geriye gelebiliyor diğer iki oyuncu markajdaysa) topu aktarıyor ve o oyuncular Galatasaray'ın hücumunu şekillendiriyor.
Galatasaray bu pas organizasyonunu ne kadar hızlı yaparsa rakip kalede o kadar etkili ve tehlikeli bir takım oluyor. Maçın ilk yarısında tempolu bir oyun olması, Galatasaray'ı hızlı oynamaya itti. Bu yüzden de ilk yarıda nispeten istediklerini başaran bir Galatasaray vardı. Buna rağmen ilk yarıda sahanın en kötüsü belki de Burak'tı. Hemen hemen kendisine gelen bütün topları ezdi.
Burak böyle bir forvet işte. Sırtı dönük oyunu başaramayan, çok top kaybeden ama bir o kadar da yetenekli ve gol vuruşlarında başarılı. Burak, potansiyel bir gol silahı olduğu için de, ne kadar kötü oynarsa oynasın, kesilemiyor. Az önce dediğim gibi, belki de sahanın en kötüsüydü harcadığı pozisyonlarla ama ilk yarının sonunda golünü atmayı başardı.
Galatasaray'ın ikinci yarının ortasından itibaren düşmeye başlayan performansını oyundan çıkanlar üzerinden değil, oyuna girenler üzerinden okumakta fayda var.
Tek fovete dönmek için Drogba ya da Burak'tan birini feda etmek gerekiyordu. Normali Burak'ın çıkmasıydı zira takımın skoru koruması gerekiyordu ve bunu yapabilmek için de ileride top tutabilecek bir isme ihtiyaç vardı. Bu ismin de Burak olmadığı aşikar ancak hem Burak'ın gol atmış olması hem de iki haftadır süregelen spekülasyonlar, tercihin Drogba olmasına sebebiyet verdi. Bu şekilde düşünüp, karar vermek ne kadar doğru; tartışılır. Drogba maçın başından beri sertliklerden yılmış, bu sebepten de biraz agresifleşmişti. Muhtemelen gol atarak cevap vermek istedi fakat o esnada oyundan alındı, sanırım tepkisi de bunaydı.
Oyuna giren Emre Çolak'ın hem ayağında top tutması hem de Bursaspor'un sağ tarafını oldukça etkili kullanması gerekiyordu fakat Emre aldığı topların çoğunu ezdi ve seri oynayamayı düşünmediği için de kaptırdı. Top ayağına geldiği zaman saklamayı iyi beceren Hamit'in de oyundan çıkmasıyla ilerde top tutan oyuncusu sayısı sıfıra yaklaştı.
Galatasaray, Umut'un oyuna girmesiyle yeniden çift santrafora döndü. Emre Çolak sol iç, Erman da sağ içe kaydı. Ancak hem Erman hem de Umut'un etkisiz oluşu Galatasaray'ı hücum yapamayan bir takım haline dönüştürdü.
Burak'ın maç boyunca kendisine atılan güzel pasları düzgün kontrol edemeyişi Galatasaray'a pahalıya patladı. Burak'ın pozisyonlarına çok benzeyen bir pozisyonda Batalla, Burak'a ders verircesine bir kontrolle topu önüne aldı ve Enes'e golü attırdı. Belki de koca maçın özeti olacak an buydu...
20 Ağustos 2013 Salı
Fatih Terim'i Galatasaray'dan koparma operasyonu
Şike olayı patlak vermeden önce yıllarca Aziz Yıldırım'ın nasıl bir adam olduğunu, maçların çoğuna illegal şekilde etki ettiğini, Türk Futbolu'na nefret tohumları ektiğini söyleyip durduk. Biz o gün bunları söylerken bizi komplo teorisyeni olarak niteleyenler, 3 Temmuz'da başlayan şike operasyonuyla beraber bizim haklılığımızı da görmüş oldu. Her ne kadar hala bu durumu kabul etmemek için direnseler de mızrak artık çuvala sığmıyor. Mesele de zaten bu değil. Başlığa bakıp da ''neyin operasyonu'' diyebilecekler için böyle bir açıklama girdim sadece.
Yıldırım Demirören'in TFF'ye kimler tarafından ve ne için getirilidiğini 10 yaşındaki çocuk bile biliyor. Demirören aslında misyonunu tamamlamıştı ancak UEFA'nın şike yapan iki takım hakkında kararını ''nihayet'' vermiş olması, seçilen değil atanan başkanı zor duruma soktu. CAS'ın kararı onamasından sonra ortaya çıkacak durumları birilerinin lehine idare edebilmek için o koltukta kalması gerekecek.
Dün, Fatih Terim'in Milli Takımın başına geçeceğine dair ciddi bir iddia ortaya atıldı. Hatta Göksel Gümüşdağ özelinde ''yukarılardan'' da Hoca'ya yönelik ciddi bir baskı olduğuna dair söylentiler var.
Mehmet Demirkol ''Türk Futbolu'nun kaderini değiştiren adam Selçuk'tur'' dediğinde bu söylediğine en sert muhalefeti yapan insanlardan biri bendim. Türk Futbolu'nun kaderini değiştiren adam ne Selçuk, ne de bir başka futbolcudur. Türk Futbolu'nda dengeleri Galatasaray lehine değiştiren adam Fatih Terim'in ta kendisidir.
TFF, geçen sene vermiş olduğu cezalarla Fatih Terim'i yıldırmayı başaramadı. Galatasaray'ı engelleyebilmelerinin yegane yolu Fatih Terim'in üzerine oynamaktı. Bu oyunu da çok iyi oynadılar ama Terim'in takımını tribünden yönetmesi bile Galatasaray'ın şampiyon olması için yeterli oldu. Son çare olarak da Milli Takım antrenörlüğü teklifi gündeme geldi.
Ben bu teklifi samimiyetsizce ve art niyetli buluyorum. Fatih Terim'e şirin gözükebilmek için önce ''ilk sene iki takım çalıştır, sonra sadece Milli Takımı çalıştırırsın'' demek aleni biçimde Fatih Terim'i Galatasaray'dan koparmaya çalışmakla eş değerdir. Bunu yaparken de ''milli mesele'' adı altında o duyguları istismar ederek bir algı yaratmaya çalışıyorlar.
Cezalarla yetinmeyip, 6 artı 0 artı 4 ile Galatasaray'a büyük bir darbe vuran ancak buna rağmen uslanmayan TFF, son kozunu da böylece oynamış oldu. Ligin Galatasaray tekeline girecek olması onları ciddi biçimde korkutuyor ve bu durumdan rahatsızlar.
Fatih Terim, Milli Takım'ın başına geçtiği an zaten onu yıpratmak için aportta bekleyenler bunun üzerinden Hoca'nın üzerine gelecek. Neden Galatasaray'dan fazla oyuncu aldın, Fenerbahçe'ye niye böyle yaptın, şu kulüpten niye az aldın gibi sonu olmayan eleştirilerle Hoca'nın motivasyonunu oldukça aşağı çekmeye çalışacaklar. Açıkçası TFF'nin başındaki ismi, verilen kararları vs görünce bunun kurgulanmış bir oyun olduğunu düşünüyorum.
Fatih Hoca, bu gerçeğin farkına mutlaka varacaktır ve oyuna gelmeyecektir. Galatasaraylıların da bu konuda çok dikkatlı olması ve kurgulanan bu kumpasın içine düşmemesi gerekiyor.
Yıldırım Demirören'in TFF'ye kimler tarafından ve ne için getirilidiğini 10 yaşındaki çocuk bile biliyor. Demirören aslında misyonunu tamamlamıştı ancak UEFA'nın şike yapan iki takım hakkında kararını ''nihayet'' vermiş olması, seçilen değil atanan başkanı zor duruma soktu. CAS'ın kararı onamasından sonra ortaya çıkacak durumları birilerinin lehine idare edebilmek için o koltukta kalması gerekecek.
Dün, Fatih Terim'in Milli Takımın başına geçeceğine dair ciddi bir iddia ortaya atıldı. Hatta Göksel Gümüşdağ özelinde ''yukarılardan'' da Hoca'ya yönelik ciddi bir baskı olduğuna dair söylentiler var.
Mehmet Demirkol ''Türk Futbolu'nun kaderini değiştiren adam Selçuk'tur'' dediğinde bu söylediğine en sert muhalefeti yapan insanlardan biri bendim. Türk Futbolu'nun kaderini değiştiren adam ne Selçuk, ne de bir başka futbolcudur. Türk Futbolu'nda dengeleri Galatasaray lehine değiştiren adam Fatih Terim'in ta kendisidir.
TFF, geçen sene vermiş olduğu cezalarla Fatih Terim'i yıldırmayı başaramadı. Galatasaray'ı engelleyebilmelerinin yegane yolu Fatih Terim'in üzerine oynamaktı. Bu oyunu da çok iyi oynadılar ama Terim'in takımını tribünden yönetmesi bile Galatasaray'ın şampiyon olması için yeterli oldu. Son çare olarak da Milli Takım antrenörlüğü teklifi gündeme geldi.
Ben bu teklifi samimiyetsizce ve art niyetli buluyorum. Fatih Terim'e şirin gözükebilmek için önce ''ilk sene iki takım çalıştır, sonra sadece Milli Takımı çalıştırırsın'' demek aleni biçimde Fatih Terim'i Galatasaray'dan koparmaya çalışmakla eş değerdir. Bunu yaparken de ''milli mesele'' adı altında o duyguları istismar ederek bir algı yaratmaya çalışıyorlar.
Cezalarla yetinmeyip, 6 artı 0 artı 4 ile Galatasaray'a büyük bir darbe vuran ancak buna rağmen uslanmayan TFF, son kozunu da böylece oynamış oldu. Ligin Galatasaray tekeline girecek olması onları ciddi biçimde korkutuyor ve bu durumdan rahatsızlar.
Fatih Terim, Milli Takım'ın başına geçtiği an zaten onu yıpratmak için aportta bekleyenler bunun üzerinden Hoca'nın üzerine gelecek. Neden Galatasaray'dan fazla oyuncu aldın, Fenerbahçe'ye niye böyle yaptın, şu kulüpten niye az aldın gibi sonu olmayan eleştirilerle Hoca'nın motivasyonunu oldukça aşağı çekmeye çalışacaklar. Açıkçası TFF'nin başındaki ismi, verilen kararları vs görünce bunun kurgulanmış bir oyun olduğunu düşünüyorum.
Fatih Hoca, bu gerçeğin farkına mutlaka varacaktır ve oyuna gelmeyecektir. Galatasaraylıların da bu konuda çok dikkatlı olması ve kurgulanan bu kumpasın içine düşmemesi gerekiyor.
12 Ağustos 2013 Pazartesi
Galatasaray: 1-0 :Fenerbahçe
Sezon öncesinde düzenlenen Süper Kupa, her ne kadar işin ucunda kazanılacak bir şampiyonluk olsa da, aslında moral kazanma, kaybetme maçları. Hele ki bu maç bir derbi ise; bir kupadan daha fazlası…
Galatasaray, hazırlık maçlarında, biraz da Burak’ın sakat olmasından ötürü, çoğunlukla tek forvetli sistemi baz alan bir oyun şablonu ile sahada yer aldı. Burak Yılmaz, Emirates Kupası’na da katılamayınca bu durum iyice perçinleşti. Bu yüzden, Galatasaray’ın Fenerbahçe karşısına tek forvetle çıkacağı neredeyse kesin gibiydi.
Hazırlık kampında dikkat çeken oyuncuların başında Amrabat geliyordu. Kamp boyunca oynanan hazırlık maçlarında göstermiş olduğu hırs, formaya aç oluşuyla dikkatlerin üzerinde toplanmasını sağladı. Oynanan maçların hemen hepsinde Sneijder ile olan uyumu ve oyunu dikine oynama isteği göze çarptı. Fatih Terim her daim forma adaletinden yana olan bir teknik direktördür. Amrabat da çalışkanlığı ile formayı çok istediğini bize olduğu kadar Fatih Terim’e de göstermiş ki, Süper Kupa finalinde ilk 11 başladı.
Bu durum benim için sürpriz olmadı. Hem Fatih Terim’in forma adaletine güvenmem hem de Fenerbahçe’nin sağ kanadındaki sıkıntıdan faydalanabilecek olması Amrabat’ı bir adım öne çıkarıyordu maç öncesinde. Amrabat’ın Kayseri’ye giden kafilede yer aldığını öğrenince kafamda tek bir soru belirdi: ‘’Amrabat takıma girerse kim kesik yer?’’
Sabri’nin cezalı oluşundan ötürü Eboue’nin yeri garantiydi. Onunla birlikte Sneijder, Drogba ve Muslera da yeri garanti olan diğer isimlerdi. Savunmada yaşanan zaaflardan ötürü Gökhan Zan’ın stoperde oynayıp, Chedjou’nun dışarıda kalabileceğini düşündüm ancak Gökhan’ın maç eksiğinin oluşu beni bu düşünceden vazgeçirdi. Özellikle Emirates Kupası’nda Melo’nun gereğinden fazla top kaybı yapması sebebiyle onun kesik yiyebileceğini düşündüm. Ancak Melo’nun takıma katmış olduğu dinamizm ve sertlik bu düşünceden de caymama neden oldu. Zor bir karardı. Fatih Terim’in düşüncesini beklemekten başka yapacak bir şey kalmadı. Netice itibariyle kesiği yiyen Chedjou oldu. Maç performansı ne olursa olsun Amrabat, Fenerbahçe maçında oynamayı sonuna kadar hak etmişti ve bu tercih oldukça doğruydu.
Fenerbahçe’nin Salzburg ile oynadığı iki maçta da oyunun büyük bölümünü Avusturya ekibinin domine etmiş olmasının altında yatan temel sebep rakibin çok koşması, seri oynaması ve pres yapmasıydı. Kadro kalitesi olarak iyi durumda olmayışları elenmelerindeki yegane sebepti. Galatasaray’da ise kadro kalitesi aşırı yüksek, tempo ve pres oldukça az durumdaydı. Yine de stoperde Bekir’in oynayışı ve sağ bekte adeta işlenmeye hazır bir maden olarak duran Mehmet Topuz’un varlığı Galatasaray’ı bir adım öne çıkarıyordu.
Fenerbahçe muhtemelen Galatasaray’ın savunma zaafları üzerinden durmuştu zira Chedjou ile Semih ikilisi çok fazla yan yana oynama fırsatı bulamadı. Ancak Gökhan Zan hamlesi rakibi bir nebze de olsa yanılttı çünkü bu ikili geçen sene yan yana oynama fırsatı buldu ve Gökhan, Chedjou’ya oranla hava toplarına da oldukça hakim bir isimdi. Fenerbahçe’nin maç boyunca havadan oynaması Galatasaray’ın işine geldi.
Maçın favorisi olan taraf Galatasaray olmasına rağmen Fenerbahçe oyun hakimiyetini maçın başında Galatasaray’a kaptırmadı. Bunun başarılmasındaki temel etken; oyuna geriden başlayan Galatasaray’ın en temel iki oyuncusu Melo ve Selçuk’a adam markajı verilmesiydi. Selçuk, hazırlık maçlarından beri fazlaca durgun. Basit oynamayı tercih ediyor ve sorumluluk almaktan kaçıyor. Maç içerisinde de Ümit Davala’nın Selçuk’u birkaç kez uyardığını gördük. Özellikle maçın ilk yarım saatlik bölümünde sahada varlığından haberimiz bile olmadı. Bu bölümde Sneijder’i orta sahaya kadar gelip top yapmaya çalışırken gördük.
Galatasaray’da ilk yarıda göze çarpan bariz eksiklik şuydu: Hücum oyuncuları ile kanat oyuncuları arasındaki mesafenin fazla oluşu ve bu oyuncuların birbirlerinden kopuk oynamaları.
Hakan Balta çok tartışılan bir bek oyuncusu. Eğer takımınız iyiyse Hakan Balta iyidir, sırıtmaz. Eğer takımınız kötüyse, Hakan Balta takımda en çok göze çarpan oyuncu olur. Hazırlık maçlarında istikrarsız bir performans sergilemesi ancak yabancı sınırından dolayı mecburen final maçında oynayacak olması taraftarı endişeye düşürmüştü. Fatih Terim de bu şekilde düşünmüş olacak ki; Amrabat’a, Hakan Balta’ya sürekli destek verme görevi vermiş. Faslı oyuncu sürekli Hakan’a yardıma geldi ve birnevi defansif kanat oyuncusu gibi oynadı. Dikine oynayışı ve hızıyla takımını rakip yarı sahaya taşıyan Amrabat’ın böyle bir direktifle sahada yer alışı Galatasaray hücumlarının kalabalık olmayan şekilde gerçekleşmesine neden oldu. Hamit’in de etkisiz kalması Galatasaray’ı hücumda Sneijder-Drogba ikilisine bağımlı hale getirdi. Ne zamanki Amrabat ve Melo hücuma destek vermeye başladı, Galatasaray çok adamla ve organize şekilde rakip kalede pozisyonlar bulmaya başladı. İlk yarının son on dakikasıyla birlikte oyuna ağırlık koymaya başlayan taraf da Galatasaray oldu.
Galatasaray ikinci yarıda Ümit Davala’nın tabiriyle ‘’birlikte’’ oynamaya başladı. Amrabat, Hamit, Melo ve Selçuk daha fazla yer aldılar Fenerbahçe yarı sahasında. Fenerbahçe’nin 10 kişi kalmasıyla birlikte oyun artık tek taraflı hale döndü.
Bruno Alves’in atıldığı pozisyonun kahramanı kuşkusuz Melo’ydu. Melo oyuna o kadar hakim ki, Alves’in sarı kartla oynadığını çok iyi biliyordu ve dengesiz şekilde topa geldiğini anladığı anda topa hareketlendi ve zamanlamasını da çok iyi ayarlayarak hem faulü aldırdı hem de rakibinin bir kişi eksilmesini sağladı.
Sırf mesaj vermek için sahaya beş yabancı ile çıkan Ersun Yanal’ın neden Yobo’yu dışarıda bıraktığı ise bir Galatasaraylı olarak benim değil ama Fenerbahçeliler’in mutlaka tartışması gereken bir konu. Antrenörler her türlü şartı gözeterek 18 hazırlamakla hükümlüdür. Belki de Yobo olsa, Fenerbahçe 10 kişi kaldıktan sonra ‘’çakma’’ değil, Kadlec-Topal, gerçek bir stoper ile oynama imkanı bulacaktı.
Galatasaray, iki sene önceki Fenerbahçe maçlarında olduğu kadar baskın ve çok pozisyona giren bir yapıda gözükmese de kaleye oldukça yüksek sayıda şut çekti ancak bunlardan sadece birinde golle buluşabildi. Burak’ın olmayışı tek forvetli sistemi deneme fırsatı sundu Fatih Terim’e. Onun gelişiyle birlikte, özelikle ligde, 4-1-3-2 sistemine dönüş olacaktır.
Galatasaray’ın hücum ve savunma stratejileri üzerinde durmasında fayda var. Takım şu an Sneijder ve Drogba’ya bağımlı halde bir görüntü sergiliyor. Daha komple bir şekilde hücum etmeyi ve her oyuncudan skor katkısı almayı mutlaka başarmalı.
Savunmada ise birkaç kez yerleşim hatası yapıldığını gördüm. Özellikle ilk yarıda bir pozisyonda savunmada bulunan oyuncular ve pozisyon gereği savunmaya yardımcı olan Melo tamamen içeri gömülerek sol kanattan içeriye doğru topla dribbling yapan Hasan Ali’ye bomboş bir koridor açtılar. İşin ilginç tarafı ise Hasan Ali’yi o pozisyonda geriden takip eden isim Gökhan Zan’dı. Yapılan bu hata, Fenerbahçeli oyuncuların kötü bitiriciliği sebebiyle golle sonuçlanmadı.
Gökhan Zan’ın maçta dikkat çeken en büyük eksiği ise topla çıkışlarda yaptığı pas hatalarıydı. Hava toplarında ne kadar başarılıysa, savunmadan çıkarken yapılan paslarda da bir o kadar başarısızdı. Sanırım Chedjou’nun en çok bu özelliği Galatasaray’ın işine yarayacak.
3 Ağustos 2013 Cumartesi
Galatasaray: 1-0 :Porto
Galatasaray iki senedir büyük bir dönüşüm ve gelişim içerisinde. Kulüp tarihinin en büyük başarılarında çok önemli pay sahibi olan Fatih Terim, bu gelişimin öncülüğünü üstlenmiş durumda. Real Madrid’in düzenlemiş olduğu Bernabeu Kupası ve bu sene düzenlenmiş olan Emirates Kupası’na katılmış olmak ise bu durumu anlatan çok önemli veriler.
Yazlıkta olduğum için maçı Galatasaraylılar Derneği’nde, kalabalık bir grup eşliğinde izledim. Arka sıramda küçük bir çocuk oturuyordu. Hem Emirates Cup hem de Arsenal ile Porto maçlarıyla ilgili soru sorarken heyecandan sesi titriyordu. Galatasaray’ın Avrupa’da tarih yazdığı yıllarda çocukluğunu yaşamış biri olarak bu durumdan oldukça etkilendim ve benim jenerasyonumun yaşadığı başarıları, bizim aldığımız tadı onun da alacağını bildiğim için ayrıca mutlu oldum.
Bizler, Fatih Terim’in futbolculuğuna değil antrenörlük dönemine denk geldik. Bu yüzden bizim, en azından benim, çocukluk kahramanım hep Fatih Terim olmuştur. Ona olan sevgimi ise kelimelerle ifade edebilmem mümkün değil. Ne söylesem hep bir şeyler eksik kalır çünkü. Bu sevgiyle büyüyen bizler, günümüz çocuklarına bu sevgiyi aktarıyoruz. Belki de arkamda oturan o küçük çocuk büyüdüğü zaman onun da kahramanı Fatih Terim, Selçuk İnan, Sneijder olacak. O da kendinden sonrakilere bunu aktaracak. Tuttuğu takımın başarılarıyla büyüyen bir çocuğun ne kadar mutlu bir çocukluk geçirdiğini düşünsenize…
Maça gelecek olursak; hazırlık maçlarında sergilenen kötü oyun ve akabinde alınan kötü sonuçlar oyuncuları gereğinden fazla etkilemiş. İlk yarıda oyunu domine eden bir Porto gördük. Hem ileride bastılar hem de orta sahada oyunu sürekli kontrol ettiler. İstedikleri gibi de futbol oynadılar. Galatasaray ise bu yarıda Drogba’nın bireysel çabalarıyla ayakta kalabildi sadece.
İlk yarı ile ikinci yarı arasında ise bariz bir fark vardı. Bu farkı yaratan şey muhtemelen Fatih Terim’in devre arasındaki uyarılarıydı. Çok daha özgüvenli oynayan, çok daha hareketli ve organize hücum eden bir Galatasaray vardı sahada. İlk yarıdaki Galatasaray ile Porto yer değiştirmiş gibiydi. Bu kez oyunu domine eden taraf Galatasaray oldu. Özgüveni yerine gelen oyuncular kalitelerinin farkına vardı ve Porto’nun üzerine korkusuzca gitmeye başladı.
Dany’nin bireysel hatalarını kenara bıraktığımızda, diğer maçlara oranla daha iyi bir savunma kurgusu gördük. Bilhassa Melo’nun da işin savunma kısmında aktif hale gelmesiyle beraber Galatasaray savunması çok daha az açık verdi Porto’ya karşı.
Bir oyuncuya güvenmek his meselesidir. Somut şekilde çoğu zaman tarif edemezsiniz ama içinizdeki o his, sizin o oyuncuya karşı güven duymanızı sağlar. Ben bu ‘’güven’’ hissini bu maçta Chedjou’ya karşı yaşadım. Her ne kadar penaltıya sebep olsa da; topu oyuna sokuşlarında, top çalmalarında pozitif şeyler vardı. Sanıyorum stoperde Semih ile oynamaya başladıktan sonra bu güven duygusu taraftarın büyük çoğunluğuna yayılacak.
İkinci yarıda çok iyi bir performans sergilenmesine rağmen, Galatasaray’ın mevcut kadrosunun oynayabileceği yegane sistemin 4-1-3-2 olacağı konusunda ısrarcıyım. Bunun sebeplerini ise daha önce yazmış olduğum yazılarda belirttim. Özet geçecek olursam; birincisi elde hem Drogba hem de Burak gibi iki üst düzey forvet varken bir tanesini kenarda oturtmak imkan dahilinde değil. Hele ki Türkiye Ligi’nde.
İkincisi, tek forvetli sistemi oynayabilmek için çok çok iyi kanat oyuncularına ihtiyaç var. Galatasaray’da ise bu tarz oyuncuların varlığından söz edebilir miyiz? Bence edemeyiz. Aksine göbekte çok daha iyi oynayabilecek bir oyuncu topluluğu var.
Oyunun gidişatına göre tabii ki tek forvete geçiş yapılabilir ama ana sistemin tek forvet üzerine kurulu olması çok sağlıklı durmuyor.
Ligde hiçbir şekilde bir arada oynadığını göremeyeceğimiz bir kadroyla takımın sahada yer alması kafamdaki tek soru işareti. Altı yabancılı sistemde takım, muhtemelen kanatsız çift forvetli bir şablonla sahada yer alacak. Bu ise hazırlık maçlarında çok fazla denenmedi.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


